11 Ağustos 2020 Salı Saat 19:23
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
1461 den sonra Pontus Rum halkının İslamlaşması
23 Mayıs 2020 Cumartesi Saat 14:38
FETİH SONRASI 18. YÜZYILA KADAR TRABZONDA İHTİDA DİN DEĞİŞTİRME KONUSUNDA ASLA ZORLAMA OLMAMIŞTIR

OSMANLIDA DİN DEĞİŞTİRENLER ELBETTE OLMUŞTUR. ANCAK BUNLARIN SAYISI ÇOK AZDIR. AYRICA BU TÜR OLAYLARIN HEPSİ DEFTERLERE KAYIT EDİLMİŞTİR.

Trabzon Osmanlı devleti topraklarına Orta ve Batı Anadolu’ya nazaran daha geç katıldığı gibi Orta ve Batı Anadolu’daki birçok yerleşim birimi gibi Osmanlıya katıldığında Türk ve Müslüman kimliğine bürünmüş de değildi. Şehirde İslam’ın yayılışı konusunda açıklandığı gibi Osmanlı devletinin İslamlaştırma politikasının zorba yöntemlerle ve ani kararlarla olmayıp İslamlaşmanın doğal mecrasında ilerlemesinin etkisiyle şehrin barındırdığı gayrimüslim nüfus uzun bir süre Müslüman nüfusun önünde gitmiştir. Nihayet 1586 yılında yapılan tahrire bakıldığında Müslüman nüfus gayrimüslim nüfusu geçmiştir.  

17. yüzyıla gelindiğinde Trabzon'da Müslim gayrimüslim nüfus dengesi büyük ölçüde şekillenmişti. Lowry’nin çalışmasında tahrir defterlerine dayanarak  16.. yüzyıl sonu için ortaya koyduğu %54 Müslümana karşın % 46 Hristiyan nüfus oranıyla toplumun çoğunluğunun Müslüman olması olgusu yüzyıllar boyunca hemen hemen aynı oranlarla değişmeden kalmıştır.

Bu tesbiti yapabilmemize imkân sağlayan en önemli unsurun ihtida olaylarının hiçbir zaman nüfus yapısına etki edecek boyuta ulaşmamış olması olduğu anlaşılır. Nitekim 17. Yüzyılın ikinci yarısı sicillerinde sınırlı sayıdaki ihtida olayları dışında fazla bir kayda rastlanılmamıştır. Esasen ihtida olaylarını sicilde takip etmenin bir kolaylığı vardır. Osmanlı kadıları genel bir anlayışla ihtidaları ihtida ilamı biçiminde sicil defterinin ilk veya son sayfalarına alt alta yazarak kaydetmektedir. Hatta bu kayıtlarda kullanılan ifadelerde kalıplaşmış kayıtta kişinin eski ve yeni isminin belirtilmesi ile kendi isteği ile Müslüman olduğu yazılmıştır.  Bu tesbit kolaylığının olması bize 1650-1700 yılları arasında çok az sayıda ihtida olmuştur derken kolaylık sağlamaktadır. Gerçi Trabzon şer'iye sicilleri incelendiğinde bu kurala uyulmadığı anlaşılmaktadır. Muhtemelen ihtida olayı incelenen dönem için nadir olduğundan konu ile ilgili defter kuralına uyulmak ihtiyacı duyulmamış, herhangi bir gayrimüslim ihtida ettiğinde ve bu ihtidanın kayda geçirilmesi lüzumu olduğunda defterdeki izlenen tarih sırasında sıradaki yere yazılmıştır.

Bu ihtidaların birisi 1832 numaralı sicilde yer almaktadır. Esasen bu sicildeki tek ilam da budur. İlamdaki kayıt “…Akçaabat nahiyesine tabi Haçuka karyesi sakinlerinden Yurdan nam zimmi şeref-i İslam ile müşerref ve dini İsa’dan çıkub din-i Muhammedi kabul idüb ve ismi Mehmed vaz’ olunub…fi evâsıt-ı Safer 1061” şeklinde olup görüldüğü gibi kişinin nerede ne zaman Müslüman olduğu ve hangi ismi aldığı kaydedilmiştir.

Aynı şekilde Miraç TOSUN’un nezir defterlerini örnek alarak yaptığı çalışmada 18. yüzyıl için yaptığı tespitlerde benzerlik göstermektedir. TOSUN’a göre 18. yy ortalarında şehrin nüfusu yaklaşık 10.000 kişi olup bunun yaklaşık 1/3’ü

Gayrimüslim 2/3 kadarı da Müslümandır.  Şehrin nüfusu ile ilgili en sağlam veriyi ise bize 1834 nüfus sayımı verir. İmparatorluğun genelinde askere alınacak erkek nüfusun tesbiti için yapılan bu sayıma göre  şehirde yaklaşık 20.000 kadar kişi yaşamakta ve bu nüfus da aynen geçen yüzyıldaki gibi 1/3 Gayrimüslim 2/3 Müslim şeklinde bir dağılım göstermektedir.  Bu dağılım daha sonra da fazla değişime uğramamıştır. 1902 yılına ait Trabzon vilayeti salnamesinde de şehrin nüfusunun % 56’sı Müslüman %44’ü gayrimüslimlerden oluşmaktadır. Aradan geçen iki yüz yıldan fazla sürede nüfus oranı değişmezken, nüfus yaklaşık dört kat artmıştır.

Lowry’nin tesbitlerine göre  16. yüzyıl sonunda yaklaşık 10-13 bin olan şehrin nüfusu  20. yüzyıl başına gelindiğinde 48.635 kişidir. Nüfusta bu kadar ciddi değişim yaşanırken nüfus oranının hemen hemen aynı kalması bize şehir nüfusunun kendi iç dinamikleriyle doğal yollardan arttığını anlatmaktadır. Trabzon merkez sancağı için geçerli bu tesbit kazalarla ilgili tespitlerle de paralellik göstermektedir.

Mesela Maçka kazasında nüfus hareketleri ve yapısını inceleyen Hanefi Bostan da çalışmasında  18. yüzyıl boyunca kazada bir ihtida kaydına rastlanmadığı tespitini yapmaktadır.  Kısaca Trabzon’un sancak merkezi olsun geneli olsun 18. yüzyılda da  16. yüzyıl gibi ihtida olgusu mevcut olup Müslümanlaşma eğilimi devam etmiştir fakat bu devam ediş hiçbir zaman fetih yüzyılı hızında olmamıştır.

16. yüzyılda Trabzon’u tahrir defterleri örneğinde inceleyen Lowry “ihtida salgını” adını verdiği Müslümanlaşma eğilimini “bu yüzyılda Müslüman olmak Hristiyan kalmaktan daha ucuzdu. Diğer bir deyişle Hristiyan olanlar Müslümanlardan daha çok vergi veriyordu.” şeklinde izah eder.653 Lowry’nin bu dediğinde tesbitinde hakikat payı varsa da yani devlet Müslüman olmayı her yönüyle teşvik etmiş ise de mesele bu kadar basit değildir. Her şeyden önce Gayrimüslimlerin ödediği cizye vergisi altından kalkılamaz bir bedel değildir. Zaten ihtida edenler yalnız yoksul halk ve köylüler değildir. Zengin kişiler, Hristiyan beyler hatta din adamları arasında da ihtida olayları görülmüştür. Bu noktada fetihten sonra Trabzon metropolitinin Müslüman olması örnek teşkil etmektedir. Anlaşılan İslamlaşmada Müslüman dervişlerin İslam’ın

yayılması için gösterdiği samimi çabalar ve şehirde yaşayan Müslüman halkın davranışları daha etkin faktörler olmuşlardır. Bütün bunlardan başka kilisenin resmi hiyerarşisinin zayıflığı da İslam’ın yayılmasında zimmiler için iç etkendir. Yani bir zimmi için İslamlaşmada devletten ve Müslüman toplumundan kaynaklı etkenler olduğu gibi kendi toplumundan kaynaklı etkenler de vardır.

Trabzon şehrinde yaşayan Müslümanlar ile Gayrimüslimlerin münasebetleri oldukça iyi olup, Osmanlı devletinin topraklarında yaşayan Gayrimüslim halklara geniş bir dini müsamaha gösterdiği bilinmektedir. Trabzon şehrinde yaşayan Gayrimüslim halk da bu müsamahadan istifade etmek suretiyle kilise ve manastırlarında dini ibadetlerini serbest bir şekilde yapmaktadır. Bu dönemde Trabzon şehrinde yaşayan Müslim ve Gayrimüslim unsurların terekeleri karşılaştırılacak olursa Müslim ve Gayrimüslim terekelerinde geçen giyim, kuşam, oturma odası eşyası, yatak odası eşyası, mutfak eşyası, aydınlatma eşyası, silah, bıçak ve her türlü malzemelerin ve kullanım amaçlarının aynı olduğu görülecektir. Yani bir Müslim’in evinde ne varsa bir Zimminin evinde de aynısı vardır. Bu durum şehirde yaşayan insanların kültürel açıdan kaynaştıklarını, uzun zamandır Türk kültürü içinde yaşayan zimmilerin artık bu kültürü benimsemiş olduklarını da gösterir.

Bu tesbiti ifade eden bir örneği Trabzon’u ziyaret eden seyyah Teophile Deyrolle şöyle kaydetmiştir “hangi din ve milliyetten olursa olsun bütün Trabzon kadınları çarşaf giyerler. Zenginler beyaz üzerime geniş menekşe kareli çarşaf, yoksullar küçük beyaz ve mavi kareli çarşaf giyerler.”  Anlaşılan şehirde yaşayan bir gayrimüslim Türk’ün kullandığı eşyayı Türk gibi kullanmakta hatta Türk’ün dininin motifini üzerinde taşıyan bir giysiyi de giymekten çekinmemektedir. Bu durumda Müslim ve gayrimüslimlerin birbirlerinin kıyafetlerini giyemeyeceğine dair Osmanlı kaynaklarında bahsedilen yasaklar ve bu konuda sıkı sıkıya yapılan tembihatların uygulamada çok dar bir sahada karşılığı olmaktadır. Yani bu kurallar sadece gayrimüslimlerin Müslümanlar gibi sarık sarmasına müsaade edilememesi veya Müslümanların gayrimüslimler gibi şapka takmasına hoşgörü ile yaklaşılmaması şeklinde uygulanmış diğer kılık kıyafet konularındaki düzenlemelerin uygulamadaki ihlallerine hoşgörü ile yaklaşılmıştır. Bu hoşgörünün her zaman büyük oranda gayrimüslim nüfusunun yaşadığı bu şehirde daha fazla karşılık bulduğu da düşünülebilir Bu kültürel kaynaşma Trabzon zimmilerinde kendi isteği ile Müslüman olma durumunu 17. yüzyılın ikinci yarısında da sonrasında da devam ettiren bir neden olmuştur.

17. yüzyılda da sonraki yüzyıllarda da İslam dinini kabul eden kimseler mahkemeye başvurarak bu durumlarını kaydettirmiş ve Müslüman adları almışlardır. Yani Müslüman adı alma sadece İslam’ın gerek göçlerle olsun gerekse ihtida ile olsun hızla yayıldığı fetihten sonraki yüzyıl için geçerli bir durum olarak İslam’ın toplumda görünür olması için yapılan bir uygulama değildir. Bir toplumun dini demografisi oturmuş olsa da toplumda İslam dinine geçen bir kişi Müslüman adı almaktaydı. Bu durum bütün Müslüman toplumlarında ve her zaman geçerli bir uygulama idi. Öyle ki mühtedilerin önceki isimlerinin Müslüman ve Türkler tarafından kullanılan isimler dahi olsa Müslüman olma ile birlikte isim değiştirilmektedir.

Mesela 17 Muharrem 1155 (24 Mart 1742) günü Müslüman olan Murat isimli zimmi Süleyman ismini almıştır. Hatta bu değişiklik sıklıkla baba isimlerini de kapsardı.  Bu cümleden olarak Müslüman olan bir kişi daha Gayrimüslim baba adı ile anılmaz resmi kayıtlarda Abdullah (Allah’ın kulu) olarak isimlendirilirdi. Ancak belgelerde bu genel geçer tespitlerin istisnaları ile karşılaşmak da mümkündür. Mesela cizye ile ilgili bir kayıt münasebeti ile 1832 numaralı sicilde Simon veledi Duka’nın oğlu Mehmed Çelebi’nin mahallenin cizye defterini getirerek mahkemeye ibraz ettiğini görüyoruz. Burada Mehmed Çelebi’nin mühtedi olduğu açıkça bellidir. Zaten döneme ait defterlerde bu şekilde mühtedi olduğu tesbit edilebilen çok az sayıda isim vardır. İlginç olan Mehmed Çelebi’nin burada baba ismi veya genellikle olduğu gibi Abdullah kaydı ile değil Çelebi unvanı ile kaydedilmiş olmasıdır. Diğer bir nokta da bu yeni mühtedinin askeri kesimin önemli şahsiyetlerinin sahip olduğu Çelebi unvanını elde etmiş olmasıdır. Bu yüzyılda İslam’ı seçen gayrimüslimlerin ihtidasında yukarıda bahsedildiği gibi kültürel etkileşimin büyük payı vardır. Evet, gereğinde aynı sokakta oturan, aynı pazarda alış-veriş yapan birbirlerinden ev alıp satan kişilerin dini alanda etkilenmemeleri mümkün değildir. İktisadi sebepler din değiştirmede faktör olmuş ise de bu hiçbir zaman mutlak belirleyici olmak bir yana kültürel sebepler yanında belirleyici faktör dahi olmamıştır. Çünkü ihtidaları tamamen ya da büyük ölçüde maddi gayeler ile açıklarsak  17. yüzyıl sonuna kadar geçen 200 yıllık süre içerisinde toplumun hemen tamamının Müslüman olması bu tarihe kadar Müslüman olmayan dinine çok bağlı gayrimüslimlerin ise asla Müslüman olmamaları gerekirdi. Hâlbuki Osmanlı devletinde toplu ihtida hareketleri sadece 15.. ve 16. yüzyıllarda Balkanlarda karşımıza çıkar. Bu ihtida olaylarında da devletin hiçbir zorlayıcı etkisi olmadığı düşünülebilir. Aksi halde devletin Trabzon gibi en son İslam toprağı olmuş olan ve bunun da etkisiyle en çok gayrimüslim unsurun yaşadığı Trabzon’da da aynı zorlayıcı çabayı göstermesi beklenebilirdi.

Bu sebeple bu dönemde karşımıza çıkan tek tük ihtidanın zorla yapılmış olmasını düşünemeyiz. Bu tür bir ihtidanın İslam dini açısından uygun bulunmayışı sebebiyle dini gerekçelerle yapılması anlamlı olmayacağı gibi sayıca bir yekûn teşkil etmediği için siyasi ve idari olarak da anlamlı olmayan bu yeni Müslümanlaşmanın zorla olduğunu düşünmemiz için bir sebep yoktur. Zaten Osmanlı devletinin bu konudaki resmi görüşünün bir yansıması sicil kayıtlarına girmiştir. Buna göre zorla ihtida ettirildiği tesbit edilenlerin durumu mahkemece tesbit edilmiş ve irtidat suçundan cezalandırılmalarına gerek olmadığı sicile kaydedilmiştir.  Bursa’da gerçekleşmiş bu olayın benzer bir vaka tekrarlanması halinde Trabzon'da da gerçekleşmesi düşünülebilir.

Anlaşılan din ve vicdan hürriyeti açısından Osmanlı uygulaması oldukça istikrarlı ve gayrimüslimlerin gerek inançlarını sürdürmeleri gerekse her türlü ibadetlerini serbestçe yapmalarına imkân sağlaması açılarından günümüz terminolojisi ile ifade edecek olursak demokratik bir nitelik taşımaktadır. Bu noktada İnalcık Osmanlı devletinin hiçbir zaman İslamlaştırma politikası gütmediğini ifade etmektedir.

XVII. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA TRABZON (Şer’iye Sicillerine Göre) Mehmet Ali TÜRKMENOĞLU Doktora Tezi

DANIŞMAN Prof. Dr. İbrahim SOLAK

Bu yazı toplam 9230 defa okundu.
 
Paylaş
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
GEREKLİ SAYFALAR
YAZARLAR
Reklamlar
Reklamlar
SİTE ANKET
Hayratta nüfus artışı olsunmu
Evet iyi olur
Fark etmez
Olmasın sıkıntı olur
Yatırımdan sonra olur
Geri Dönüş imkanı yok
Reklamlar