|
İLKÇAĞDA KOLONİCİLER ÖNCESİNDE
DOĞU KARADENİZ
İlkçağda Doğu
Karadeniz bölgesi incelendiğinde Milattan iki-üç bin yıl önceki
devirlerde Trabzon’da ve çevresinde kesin olarak devletler
kurulmamıştır.Hurriler bu bölgenin doğusuna ve Kafkasya’ya hakim
olarak oradan güneye inmişlerdi.Batıda ise Hititlerle çağdaş olan
(M.Ö.XVIII-M.Ö.XI. yüzyıllar) Gaskalar’ın da bölge kültürü
üzerinde ve Hititler üzerinde etkisi görülür.Ancak genelde kabul
edilen görüş,Yunan asıllı kolonicilerin gelmeden önceki dönemlerin
bir “karanlık çağ” oluşudur. Fakat Yunanlılar,geldiklerinde
buralarda çeşitli insanlar yaşıyorlardı ve bunlar bir çok yere
coğrafi adlar vermişlerdi. Doğu Karadeniz ile ilgili 1933 yılı
itibarıyla yaklaşık 2000’den fazla köy adından Türkçe olmayan
kelimeler arasında Yunanca asıllı kelimelerin sayısının 20’yi
(Yazıyla yirmi) bile bulmaması ve hala adların bir anlam ifade
etmemesi ve bazı adlarda Hititçe, Luvice, Sanskritçe gibi ilk çağ
(M.Ö.I.bin yıldan önce) dillerine uygun kelimelerin çıkması bize
yöredeki köy ve diğer coğrafi adların önemli bir bölümünün M.Ö.I.bin
yılından önceki yüzyıllarda verildiği düşüncesini doğurur.Bununla
ilgili çalışmalar ilerlediğinde bazı gerçeklerin ortaya çıkacağı
aşikardır.
Doğu Karadeniz’deki bu
çağın halklarından biri de Khalip/Khaldi/Kalip olarak adlandırılan
kavimdir.M.Ö.12-11. yüzyıllarda bu kavim Akkuş ve Ünye çevresine
hakimdi.Bu yüzyılda Fenikeliler, bu kavimden demir ve maden
aldıklarından,Khalipler,Fenikelilerle iyi irtibat kurabilmek
amacıyla dağlık bölge olan yükseklerden sahil boylarına
inmişlerdir.Akkuş ilçesinin Gökçebayır köyü Höben mahallesindeki
maden cüruflarının bu zamandan kaldığı tahmin edilmektedir ( 0 )
Yunanlı koloniciler
gelmeden önceki insanlar arasında bölgeye ilk defa Kafkasya’dan
Mosk’lar, Tibaren’ler ve Mar’ların gelerek tarım ve balıkçılık ile
meşgul oldukları bildirilmektedir (1) Bu dönemde buralarda yaşayan
insanların demircilikte ve madencilikte çok ileri gittikleri ve
çoğu madencilikle ilgili terimin bu bölgeden ortaya çıktığı (2)
görülmektedir.M.Ö. 1400 yıllarında Hitit İmparatorluğu’nun
egemenliği altındaki kavimlerden biri olan ve Doğu Karadeniz’de
yaşayan bir grup demirci tarafından, madeni tavlama, yani kor
halindeyken su verme tekniği ile çelik elde ettikleri ( 2. a.a.a )
bilinmektedir.
Bölgemiz ile ilgili bir
efsane olan ünlü “Argonatlar Seferi”ile ilgili efsanede bölgenin
aşırı zenginli ve doğal zenginlikleri “Altın Post” şeklinde
düşünülerek Yunanlı maceracıların bunu elde etmeleri
anlatılmaktadır. Anadolu’da Bilge Umar’ın “Yaban Sürüleri”
dediği ve M.Ö.XII.Yy.y.’da batıdan geldiği ileri sürülen istila ve
yağmacılık hareketleri sonucunda Hitit imparatorluğu yıkılınca,bu
imparatorlukta sağ kurtulabilenler kaçmak zorunda
kalabilmişlerdir. Kaçanlar genelde güneye ve kuzeye
gitmişlerdir.Güneye gidenler oralardaki devletler içinde kalmışlar
fakat kuzeye gidenler,buralarda devlet olmaması ve dağlık yapısı
nedeniyle güvende olmuşlardır.Dolayısıyla bölgeye Hitit ve öncesi
dil ağırlıklı yer adlarının kalmasının bu döneme denk gelmesi
mümkündür.Sadece Of ilçesi ile ilgili olarak Boğazköy’deki Hitit
metinlerinde geçen yer adları arasındaki Zisno ve Samri’nin
günümüzde bile devam etmesi bu düşünceyi doğrular(1 a).Yaklaşık
beşyüzyıl süren bu istila hareketi Anadolu Tarihinde “karanlık
dönem” olarak ifade edilmektedir.Bu konu ile ilgili olarak “Bilge
Umar’ın Yaban Sürüleri” adlı konuya bakılmalıdır.
Sonuç olarak
bölgemizde Yunanlılar gelmeden önce bir çok topluluk vardı ve
gayet zenginlik içerisinde yaşıyorlardı.Bu toplulukların Proto-Türk
olmaları pek muhtemeldir.Gürcü ırkı ise; Gürcü ilim adamları her
ne kadar iddia etseler de bu dönemlerde ırk olarak teşekkül etmiş
değildi.Aynı şekilde Ermeni ırkı da henüz teşekkül etmiş
değildi.Bu nedenle Anadolu’da Hititler ve öncesi dönemde ortaya
çıkan toplulukların ırk olarak incelemesi çalışmamızın “Doğu
Karadeniz’in İlk İnsanları ve Doğu Karadeniz’de Türk İzleri”
bölümünde incelenmiştir.
“Anadolu, bin yıllar boyu,
farklı nedenlerle, batıdan doğuya, doğudan batıya göç eden insan
toplulukları için bir yol kavşağı işlevi gördü. Örneğin, birincisi
M.Ö.2. bin başlarında, ikincisi 2. binyılın sonlarında iki kez,
batıdan gelen kavimler Anadolu’ya dağıldılar. İkinci göç dalgası
M.Ö.12. yüzyılda olarak, daha önce buraya gelen Hitit
İmparatorluğunu yıkarak ve Anadolu’da güzergahları üzerindeki
bütün kentleri yakıp yıkarak, Suriye yönünde yollarına devam
ettiler. İkinci Ege göçleri ile gelenlerden bir kısmı ise M.Ö.15.yüzyıldan
başlayarak Batı Anadolu kıyılarına ve Ege adalarına yerleştiler.
Arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara göre de M.Ö.
10.yüzyıldan sonra kendi kent devletlerini kurmaya başladılar.
Temel varlık nedenleri deniz yoluyla ticaret olan bu
kent-devletleri tarafından kurulan koloniler, M.Ö.8.yüzyılda
Akdeniz, M.Ö.7.yüzyılda da Marmara ve Akdeniz kıyılarına
yayıldılar. Böylece kurulan yeni kentler sistemiyle Anadolu, Pazar
ekonomisinin egemen olduğu yeni bir evreye girdi ( 1 b ).
KOLONİZASYON DÖNEMİ
Anadolu’da “Karanlık
Çağ”ın bittiği dönem ile birlikte yeni oluşumlar ortaya
çıkmaktadır. Yunanlılar,Anadoluluların son kalesi olan Truva
kentini hile ile de olsa aldıktan sonra, Anadolu’nun Ege
kıyılarına yerleşmeye ve burada koloni şehirler kurmaya
başlamışlardır. Yunanistan’a bağlı olarak kurulan bu şehirler
zamanla bağımsız şehir devletleri olurlar.Bu şehir devletlerinin
asıl iş kolları denizcilik ve deniz ticaretidir.Bu mesleği
Fenikelilerden ilk önce Girit Uygarlığı olarak almışlar ve Yunan
kültürünü Mısır,Anadolu ve Mezopotamya kültürleri ile geliştirerek
Avrupalıların ilk uygar kültürünü oluşturmuşlardır. Avrupalıların
Yunanlılara saygınlığı buradan gelmektedir.Yunanlıların Anadolu’da
kurdukları en önemli şehir devletleri Efes ve Milet’tir. Efes
şehir devleti daha güçlü olduğundan o devlet Akdeniz kıyılarında
ticaret amacıyla koloniler kurmaya başlayınca Milet şehir devleti
de Karadeniz kıyılarına yönelmek, buralarda kendilerine ticaret
yapabilecek ortamlar yaratmaya çalışmışlardır.Bu doğrultuda Doğu
Karadeniz sahillerinde ilk olarak doğal limanı bulunan Sinop
denilen yer alınarak burada koloni şehir kurulmuştur.
Koloni kelimesini
açıklamakta yarar var. İlk çağda deniz kıyısında kurulan
şehirlerin çoğu koloni olarak kurulmuştur. Koloni ticaret amacıyla
kurulan sürekli pazar yerleri demektir. Pazar yeri kurulduğu vakit
bu yerlerin etrafında insanlar olması gerekir. Bu insanlarla
ticaret yapılması gerekir. Zamanla ticaretin durumuna göre
koloniler genişler. Bu genişleme sırasında sürekli yerleşme ile
ilgili sosyal tesisler, güvenlik amaçlı tesisler, yerleşme amaçlı
tesisler kuruldukça koloniler şehir haline dönüşmeye başlar. Şehir
haline dönüşen ve buralarda sürekli yaşayan tacirler,
güvenliklerini sağlama aldıktan sonra bağlı bulundukları
merkezleri dinlememeye başlarlar. Bunun sonucunda yeni bir şehir
devleti ortaya çıkar. İşte Miletlilerin kurduğu Sinop kolonisi
Doğu Karadeniz’de kurulan ilk Yunan kolonisidir.O koloniye bağlı
tacirler, daha sonra Ordu, Samsun, Giresun ve Trabzon gibi yeni
koloniler kurarlar. Ancak kurulan bu kolonilerin isimlerine
bakıldığında bu isimlerin Yunan dillerine uygun olmadığı ve başka
dillerle ilgili olduğu ortaya çıkar. Bu çalışmanın sonunda ilkçağ
kentleri ile ilgili şehir adlarının manalarının nereden geldiğine
dair çalışmalarda ayrıntılı bilgiyi bulmak mümkündür. Bu koloni
şehirler içerisinde zamanla Trabzon şehri ön plana çıkar. Genel
Yunan asıllı ilk çağ kaynakları ve bunları kaynak gösteren diğer
kaynakların belirttiği ortak görüş Trabzon şehrini Milet asıllı
Sinop kolonisinin M.Ö.765 yılında kurduğudur. Kısa zamanda bu
koloni kenti gelişmiştir. Çünkü Trabzon şehri İpekyolu
güzergahının bitim noktası üzerindedir. Bu şehir ile Kafkasya ve
Doğu Anadolu’ya bağlantı kurmak mümkündür.Yani bu şehrin uzaklara
ve çevre bölgelere ulaşımı kolaydır. Bunun yanı sıra bu şehir
etrafındaki kavim yada topluluklar madeni işlemesini biliyorlardı
ve zengin durumda idiler. Bu bölge ile ilgili bilgilere Yunan
asıllı Herodot’un yazdığı kitapta rastlanmaktadır. Onun yazdığı
kitaba göre bölgeye Kimmerlerin peşinden İskitlerin geldiği ve
Perslerin İskitlerle savaş yaptığı anlatılır. Kimmerlerin ve
İskitlerin yaşantıları ile bu bölgede yaşayan halkın yaşantıları
birbirlerine pek uymaktadır. Bugün bile Doğu Karadeniz’de bu
kavimler ile ilgili bir çok ize rastlanılmaktadır. Bunları o
kavimler ile ilgili konularımızda bulmanız mümkündür. Ortak ve
genel kanı bu kavimlerin Türk olduğudur. Çünkü o dönemde Türk
kavramı ön planda olmayıp boy ( = büyük kabileler ) kavramı ön
planda idi. Bu topluluklar da Türklerin en önemli ilk çağ
boylarından idiler. Bu boyların bölgemizdeki izdüşümlerinde
Amazonlar denilen ve “kadın savaşçılar”ın oluşturduğu efsanevi bir
topluluktan bahsedilir. Amasya, Terme ve Samsun civarlarında bu
topluluğun bir süre hakim olduğu ile ilgili bilgiler Heredot
Tarihinde yer almaktadır. Bu konu ile ilgili bilgileri de
“Amazonlar” adıyla bu çalışmamızın konuları arasında bulmak
mümkündür. Ayrıca Heredot’un belirttiğine göre M.Ö.V.y.y. da bu
bölge Pers imparatorluğunun bir satrabı durumunda olup Perslerin
savaş yapmaları sırasında Pers ordusuna asker vermekle yükümlü
oldukları ve diğer zamanlarda ise vergi verdikleri ortaya
çıkmaktadır. Bu duruma göre buralarda bir Yunan egemenliği olması,
ilkçağ Yunan kaynaklarına göre mümkün değildir. Sadece Trabzon
kenti sınırları içerisinde küçük bir alan Yunan
asıllılarındır.Bazı kaynaklarda ise hiçbir kaynak gösterilmeden
Perslerin, Doğu Karadeniz hakimiyetinin M.Ö. 386 yılında olduğu
kayıtlıdır ( 1 c ). Denilen tarihten yaklaşık 200 yıl önceki
Herodot tarihini okumadan bu bölgenin tarihini yazmaya kalkışmak
yanlış olur.
M.Ö. 400 yılında
Trabzon’a gelen Ksnefon, geçtiği yerlerdeki insanları ve onlarla
yaptıkları mücadeleleri anlatırken bu insanların Yunanlı olmayıp
“barbar” olduklarını belirterek onlar hakkında ayrıntılı bilgiler
verir. Çoğu araştırmacılar; Doğu Karadeniz tarihini bu bilgiler
ışığında başlatırlar. Onun barbar dediği ve Yunanlı olmayan
kavimleri daha değişik adlarda bölge ile ilgili yazı yazan diğer
ilkçağ yazarları ve bunları kaynak gösteren diğer yazarlar da
yazarlar. Bu da gösteriyor ki Yunan asıllı koloniciler, Trabzon’da
bağımsız bir şehir devleti kurmuşlar ve zaman zaman Sinop
kolonilerine vergi vermişlerdir. Demek ki hala bir bağımsızlık söz
konusu değildir. Ancak buradaki koloniciler, Trabzon’dan Asya’ya
ve Ortadoğu’ya ulaşan ticaret yolları üzerinde olan bu merkezde
zamanla iyice zenginleşerek güçlenmişler ve bağımsız bir kent
devleti haline gelerek donanması dahi olan deniz devleti
olmuşlardır. Ama sadece kıyı şehir bölgesine hakim olup iç
kesimlerdeki diğer topluluklar üzerinde hiçbir etkinlikleri
bulunmamakta idiler.
Bölge bir süre Büyük
İskender’in Asya seferi sırasında onun hakimiyet alanı içerisine
girer. Onunla birlikte Helen kültürü ortaya çıkar. Fakat
B.İskender, Yunanlı değildir, Makedonyalıdır. Fakat hakim olduğu
uluslar içerisinde en yoğun ve güçlü topluluk Yunanlı olduğu için
ortaya çıkardığı kültür Helen kültürü olarak anılmıştır. (
B.İskender ve sisteminin Anadolu’da hakimiyeti öyle sanıldığı
gibi yüzyıllar olmayıp sadece birkaç on yıldır.Türkler, son beş
yüz yıl Anadolu’ya hakimdirler, Anadolu’nun her tarafını Türk ve
İslam kültürü ile yapılandırmışlar fakat nedense Anadolu’da Türk
kültürü kabul edilmeyip ikibin küsur sene evvel hakim olan B.
İskender adına Hellen kültürü olduğu hemen kabul edilmekte olması
bu konudaki düşünce ve fikirlerin taraflı olduğunu ortaya
koymaktadır. B.İskender, Anadolu’da fazla durmaya zaman
bulamamıştır. İran Seferi, Hindistan seferi ve Mısır seferi ile
ömrünü tamamlayınca yerine geçecek oğlu olmadığı için kurduğu
büyük imparatorluk, onun komutanları arasında paylaşılmıştır.
Ancak daha B.İskender, ölmeden ve Mısır’da iken Perslerin
Kapadokya satrabı olan I.Ariantes, yerli halktan topladığı
kuvvetlerle B.İskender’in yerine bıraktığı Kapadokya valisi
Sabiskas’a karşı isyan ederek krallığını ilan eder. M.Ö.332
yılından itibaren Sinop’tan Doğu Karadeniz’e kadar olan alana
hakim olur. Ancak B.İskender’in ani ölümü üzerine yapılan
paylaşmada Anadolu, Selevkos’a düşer. Pontus Kapadokyası bölgesi
de B.İskender’in katibi olan Eumenes’e düşer. I.Ariantes,
B.İskender’in komutanlarına yenilerek öldürülür.Üstelik Doğu
Karadeniz hakimiyeti bir yıl bile sürmemiştir. Manevi oğlu II.Ariantesi
ise bu savaş sonucunda Ermenistan’a kaçar. Bir dönem Selevkos
Anadolu’ya hakim olduğu için onun kurduğu devlet, Selevkiya
Krallığı olarak anılmıştır. Fakat onun zamanı diğer komutanlarla
mücadele içerisinde geçer.Bu mücadeleler sürerken bu kez devreye
Anadolu’nun B.İskender’ den önceki hakimi olan Persler girer.
Pers prensleri Selevkiya krallığına başkaldırarak ondan ayrı
bağımsız devletler kurarlar. Bu devletlerden biri Kommenege
krallığı diğeri ise Pontus Krallığıdır.
PONTUS KRALLIĞI
B.İskender’den sonra Anadolu’da yerine geçen valilerin bağımsızlık
mücadelelerinden yararlanan II.Ariantess, ilk Pontus Kapadokya’sı
valisi olan Eumenes ile anlaşarak Pontus Kapadokya’sı satraplığını
elde eder. Ancak M.Ö.306 yılında Anadolu’ya hakim olan Antigonos,
II.Arriantes’i yakalayarak öldürmüş, Arriantes’in oğlu I.Mithradates,
kaçarak kurtulmuştur.
Yıllarca Pers hakimiyeti
süresince Anadolu’da rahat ve huzur içinde yaşayan yerli halk
B.İskender’in gelişi ve sonrasındaki Anadolu hakimiyeti yüzünden
çıkan sayısız savaşlar yüzünden, Anadolu’da rahat ve huzur
kalmayınca ilk fırsatta Pers yöneticilerini arar olmuşlardır. Bu
doğrultuda Hellen yöneticilere karşı Pers yöneticilerin etrafında
toplanma çabasına girmeye çalışan Anadolu’nun yerli halkı bunun
sonucunda yer yer bağımsız devletler kurmuşlardır. Bunlardan biri
Pers asilzadeleri yönetiminde Adıyaman ve Malatya dolaylarında
Komanege Krallığı kurmuşlardır. Bu doğrultuda Pont Kapadokyası’nda
da II.Arriantes’in oğlu I.Mithratades’in etrafında toplanan Pont
Kapadokya’sı halkı, Paflagonyalı halkın desteği ile Mithradates’i
kral yaparak yeni bir devletin kurucusu olurlar. M.Ö.298 yılında
kurulan bu devletin sınırları doğuda Terme, güneyde Amasya,Yeşilırmak
havzası ve batıda da Amasra’ya kadar genişler. M.Ö.276 yılında
ölen I.Mithradates’in yerine sırasıyla I.Aryaborzan ( M.Ö.276-255
), II.Mithradates ( M.Ö.255-220 ), III.Mithradates ( M.Ö.220-185 )
yılları arasında kral olmuştur. Görülüyor ki yöneticiler İran
asıllı, halk yerlidir.Yunanlı veya Hellenli halk bu hakimiyet
içinde yoktur. Çünkü Hellenliler, genelde kıyılardaki kolonilerde
yaşamaktadırlar ve henüz Trabzon, Giresun, Ordu koloni şehirleri
bu krallık içinde yoktur.
III.Mithradates’ten sonra
kral olan I.Farnakes (M.Ö.185-169) Miletlilerin kolonisi olan
Sinop şehrini ele geçirerek başkent yapmıştır. Onun döneminde Doğu
Karadeniz’deki Milet kolonileri alınmaya devam edilerek Ordu ve
Giresun şehirleri ve çevresi ele geçirilmiştir. Farnakes, Doğu
Karadeniz’deki Yunan sömürgeciliğine karşı İranlılaştırma hareketi
sürdürerek Giresun (Farnakya) şehrini kurarak Kerasus ve Kotyora
(Ordu) şehri halkını buraya yerleştirmiştir. Bu şehre ilk yüzyıl
Farnakya denilmesine rağmen sonradan tekrar şehir halkının
bulunduğu yer itibarıyla Giresun denilmeye devam edilmiştir. Bu
dönemde Trabzon çevresindeki yerli kavimlerden olan Mossynoik ve
Tibarenler de hakimiyet altına alınmıştır.
I.Farnakes’in, Karadeniz
sahillerinde bulunan ticaret şehirlerini ele geçirmesi olayı,
koloni sahibi kavimleri harekete geçirip ve ticari kayıplara sebep
olduğu gerekçesi ile Pont devletine karşı bir husumet
oluşturur.Roma’nın yaptığı baskı ve tehditlerin sonucunda I.Farnakes,
Romalılarla anlaşma yapmak zorunda kalır. Ancak, bu kez küçük
ticaret şehirleri yerine savunmaya elverişli yerlerde büyük
şehirler kurulmasına çalışır ve kurduğu Farnakya şehri yüzünden
Kotyora denen Ordu şehir kolonisinin önemini kaybetmesine neden
olur ( 2 a ).
Daha sonra batıya yönelen
Farnakes, Paflagonya topraklarını da ele geçirince birleşen diğer
Anadolu kralları, Farnakes’i bu ülkeden atar.
Farnakes’ten sonra başa
geçen 4.Mithratades M.Ö.169—M.Ö.150 yılları arasında kral
olmuştur. Mithratades’in karısının bir Yunanlı prensesi olması
dolayısıyla Yunan kültürü Pontus sarayında hakim olmaya
başlamıştır. Bu zamanda Anadolu’ya Romalılarda yerleşme amacıyla
girmeye başlamış ve ilişkiler gayet dostça sürmüştür.
Mithradates’in Yunan kültürünü benimsemesi dolayısıyla Yunan
asıllı antik çağ tarihçileri Pontus Krallığını bu dönemde
başlatmışlardır. Böylelikle Pontus krallığının bir Yunan kültürlü
devlet olduğunu savunurlar. Ancak bu kralda Yunanlı karısının
karıştığı bir komplo sonucu öldürülünce yerine geçecek olan
oğlunun yaşının küçük olması dolayısıyla yerine Yunanlı prenses
bakmıştır. Ancak yönetimde hemen Romalıların egemenliğine
girmiştir. Bu dönemde Pontus ülkesi tam bir çöküntü içine girince
ve Anadolu’ya Romalılar yerleşmeye başlayınca 4.Mithratades’in
oğlu genç Mithratades, yerli halkın desteği ile ayaklanarak ülke
yönetimini 5.Mithratades Eupator lakabı ile ele geçirmiştir. Bu
kral, kral olmadan önce kaçak olarak yaşadığı Doğu Karadeniz’deki
yerli halkı tanıyınca yeni kurduğu orduyu bu topluluklardan
oluşturmuştur. Böylelikle Pontus devletindeki Yunanlılık
unsurlarının etkisini silmiştir.
5.Mithridates Eupator,
Pontus’ta tam gücünü elde edince Kuzey Karadeniz kıyılarındaki
Yunan kolonileri kendisinden yardım ister. Çünkü ticaret yoluyla
zenginleşen kolonizatörler, o dönemde İskit, Sarmat ve
Roksalanların baskısı altındadır. Onlara yardım gönderen kral, bu
sayede Kırım kıyılarını hakimiyetine bağlamıştır. Buradan elde
ettiği zenginlikle Trabzon ve doğusuna kadar ilerleyerek maden
bakımından da zengin olan bu bölgeyi ele geçirmiş ve Kafkasya’ya
kadar ilerlemiştir.
5.Mithradates Eupator
Anadolu’da Roma işgali altında yaşayan diğer bölgelerin durumundan
yararlanmak amacıyla Anadolu’nun Roma İmparatorluğuna karşı
koruyucusu olarak ortaya çıkmıştır. Roma’nın hakimiyetindeki
Paflagonya’nın yarısını işgal emiştir. Sonra Galatya’yı alarak
buraya oğlunu kral yapmıştır. Romalılar, Kapadokya bölgesine kendi
adamlarını kral yapmalarına rağmen Ermeni kralı Tigranes ile
anlaşan 5.Mithradates Eupator, kendi yandaşları 9.Arriantes’i
tekrar tahtına oturtur. Bitinya’nın içişlerine karışarak,
kardeşine karşı ayaklanan Sokrates’e yardım amacıyla Bitinya
ülkesine girerek burada Sokrates’i kral yapmıştır. Bunun üzerine
Kapadokya ve Bitinya’nın eski kralları, Roma’ya sığınarak destek
aramışlardır. Bu durumdan sonra Roma ile Pontus arasında savaş
kaçınılmaz olmuştur. İlk başlarda Roma’ya karşı kesin üstünlük
kuran Mithradates, kısa zamanda Anadolu’ya hakim olarak buradaki
çoğu Romalıları öldürmüştür. Bu olayın sonucunda başkenti
Bergama’ya taşımıştır. Devlet yönetiminde eski Pers sistemini
kurarak Anadolu’yu satraplıklara bölerek başlarına Pontuslu
komutanlar atamıştır. Ancak Anadolu’nun uzun zaman savaş alanı
olması ve halkın çok fakir düşmesi yüzünden beş yıllık vergi
muafiyeti sağlamak zorunda kalmıştır. Daha sonra hakimiyetini
Yunanistan ve Ege’deki adalara kadar yayınca Romalılar bu duruma
kesin bir çözüm bulmak amacıyla harekete geçmek durumunda
kalmıştır. İlk büyük Roma ordusu, Pontus ordusunu Yunanistan’da
yenerek oradan çıkarınca Pontuslular, vergiye bağlanmayı kabul
etmek zorunda kalmıştır.
Roma’ya karşı Anadolu
dışında üstünlük kuramayacağını anlayan Mithradates , Pontus
bölgesinde hakimiyetini sağlamlaştırmaya çalışmıştır. Bu
doğrultuda Kolkhis ve Kırım’da çıkan ayaklanmalarla uğraşmıştır.
Ancak Roma’nın Assia valisi Murana, Pontus bölgesinde zengin maden
yatakları ve işletmeleri ile ünlü Komana şehrini yağmaladığında
karşılık görmeyince bu kez tüm Pontus bölgesine istila edip
yağmalamıştır. Ancak Mithridates bunun peşine düşerek ordusuyla
birlikte Murana’yı bozguna uğratmıştır. Murana güçlükle kaçarak
canını kurtarabilmiştir.
M.Ö.74 yılında Bithinya
kralı ülkesini ölmeden vasiyetname ile Romalılara bırakınca bu
durumu kabul etmeyen oğlu Mithratades’e sığınmıştır. O da
ordusuyla birlikte Paflagonya üzerinde Bithinya’ya girerek
yönetimini ele geçirmiştir. Bunun üzerine harekete geçen
Romalılar, L.Liciunus Lucullus komutasına büyük bir orduyla
Yeşilırmak kıyısından Samsun’a kadar olan yerleri alarak Samsun’u
da ele geçirmiştir. Mithridates Kelkit vadisine çekilmiştir.
Lucullus, onun peşini bırakmaz. Bazı komutanlarını elde ederek
Mithridates’i kesin yenilgiye uğratmıştır. Bunun sonucunda
Pontus’un eski başkenti Sinop’u almıştır. Öte yandan Kırım’da vali
olan Mithridates’in oğlunu ikna ederek kendi tarafına çeker ve
onu Kırım kralı yapar. Savaşı kaybeden Mithridates Ermeni kralı
Tigranes’e sığınır. Lucullus, yine peşini bırakmaz ve Ermenistan’a
girerek Tigranes’i yener. Ancak Roma’da çıkan iç karışıklıklardan
dolayı ülkesine dönmek zorunda kalan Lucullus’un gitmesini fırsat
bilen Mithridates Romalıların buralarda bıraktığı diğer
komutanları yenerek, kaybettiği toprakların büyük kısmını geri
almayı başarmıştır.
Roma İmparatorluğunda
işler düzene girdikten sonra Pompeidus, büyük bir orduyla
Anadolu’ya girmiştir. Mithradates, onla savaşı göze alamayıp geri
çekilir. Üzerine gelen Roma ordusun aç bırakmak için, geri
çekilirken bıraktığı kendi toprakları yakar, talan eder. Ancak
yine de peşini bırakmayan Pompeidus’la Kelkit vadisinde yaptığı
savaşı kaybeder. Kesin bir yenilgiye uğrar.
Mithridates, Romalılara
karşı yenilip Anadolu’da üstünlüğünü kaybedince Doğu Karadeniz’i
baştan başa geçerek Çoruh vadisini aşar ve Kolkhis bölgesine
kaçar. Onun yüzünden Roma ordusu da buralar gelip savaşa kesin son
vermek amacıyla onun bulunabileceği ve sığınabileceği yerler olan
Ermenistan ve Gürcistan’ı istila eder. Mithridates kaçınca geri
dönmek durumunda olan Roma ordusunu Trabzon’da başka bir sürpriz
beklemektedir. Bunu Strabon şöyle anlatır:
Mithridates’i Gürcistan’da
yakalayamayan Pompeidus’un komutanlığını yaptığı Roma ordusu geri
dönüşte Trabzon bölgesinden geçerken yerli halklardan
Heptakoment’lerin saldırısına uğradığı anlatılırken ; “Yukarı
Kolkhis’teki Moskhia dağları ile birleşen ve çok kayalık olan
Skydises dağı ve aynı zamanda Sidene ve Themiskra bölgesinden
Küçük Armeniya’ya kadar uzanarak, Pontus’un doğu tarafını meydana
getiren Paryadros dağı vardır. Şimdi bütün bu dağlarda yaşayan
insanlar tamamıyla vahşidir. Fakat Heptakoment’ler daha da
kötüdür. Bazıları ağaçlarda veya seyyar kulelerde yaşarlar. Bu
kulelere Mosy dendiğinden antik devirlerde bu insanlar Mosyneikler
olarak adlandırılmışlardır. Bunlar vahşi hayvan eti ve ceviz
yiyerek yaşarlar. Kulelerinden atlayarak yolculara saldırırlar.
Heptakomentler, Pompeidus’un ordusu bu dağlık ülkeden geçerken üç
Roma bölüğünü imha etmiştir. Bunlar ağaç sürgünlerinden elde
edilen deli balı kaselerle yol üzerinde bıraktılar ve askerler
bunu yiyip te bilinçlerini kaybedince, onlara saldırarak kolayca
hepsini saf dışı ettiler. Bu vahşilerin bir kısmına da Byzeres
denir”(3).
Mithridates, çareyi
bu kez oğlunun Roma imparatorluğu adına krallık yaptığı Kırım’a
kaçmakta bulur.Burada daha önce Kırım krallığını alabilmek uğruna
kendisine ihanet eden oğlu Mahares’i öldürerek Kırım krallığının
yönetimini eline geçirir.Ancak aklı Anadolu’da idi ve oradaki eski
gücüne kavuşabilmenin hesaplarını yapmakta idi.Fakat
Romalılar,Kırım’da da peşini bırakmazlar. Üzerine büyük bir
donanma gönderirler.Abluka altına alınan Kırım’da büyük bir kıtlık
patlak gösterir. Kıtlığın ülkelerine gelen ve huzuru bozan
Mithridates’ten dolayı olduğunu düşünen Kırım halkı ona karşı
isyan eder.Üstelik isyancılar arasında oğlu Farnakes’te vardır ve
oğlu bizzat kendi sarayını kuşatan isyancı askerlerin
başındadır.Artık her şeyin bittiğini anlayan Mithridates,zehir
içerek intihar etmek ister.Zehire olan bağışıklığı nedeniyle
ölmeyince bizzat sadık kölesine kendisini öldürmesi için emreder
ve zorla kendini öldürtür.Tarih M.Ö.63 yılını göstermektedir.Oğul
Farnakes,babasına ihanetinin ödülü bizzat Romalılar tarafından
Kırım krallığına getirilmesi suretiyle alır.Mithridates’in cesedi
ise Sinop’a getirilerek aile kabristanlığına gömülür.
Pontus krallığının bu
anlatılanlardan yola çıkılmak suretiyle Yunanlılık ile hiçbir
ilgisinin olmadığı ortaya çıkar.Devletin kurucuları olan Pers
(İran) kökenli krallar,genelde yerli Anadolu kültürü ile
Anadolu’nun bağımsızlığı mücadelesini yapmışlardır.Daha sonra da
Anadolu’nun Romalılara karşı bağımsızlık mücadelesi olduğu için
taraftar bulması kolay olmuştur.Pontus krallarının armasının
“ay-yıldız” olması bile önemli idi. Bu nedenle Trabzonlu büyük
tarihçi Pontus krallığını Anadolu’nun ilk milli devleti sayar(4).
( 0 ) Ahmet Çelik, Tarihi-
Sosyal- Kültürel ve Coğrafi Yönleriyle Akkuş, İstanbul, 2002, sf.23
( 1 ) İsmail Hacıfettahoğlu,”Kuruluşundan
Fethine Kadar Trabzon’un Fethi”,(Öncesi ve Sonrası ile Trabzon’un
Fethi adıyla Trabzon Belediyesi Kültür Yayınlarının çıkardığı ve
İsmail Hacıfettahoğlu’nun yayına hazırladığı,Ankara,2001 basımı)
sf.11
( 1 a)
Dr.Hayri Erten'in
"Boğazköy Metinlerinde Geçen Coğrafya Adları Dizini,Ankara,1973
( 1 b
) Sevgi Aktüre, Anadolu’da Bronz Çağı Kentleri, İstanbul, 1997, sf.
4
( 1 c
) Şemsi Güner-Ömer Özgüner, Karadeniz, İstanbul, 1998, sf.15
(2) Yuri Siharulidze-Alaxsandre Manvelişvili
J.Gogebaşvili-Tsate Batsaşi-İvane Cavahişvili Biçi Tezelişvili-Mihako
Tsereteli Mariam Lortkipanidze,”Trabzon’dan
Abhazya’ya Doğu Karadeniz
Halklarının Tarih ve Kültürleri,İstanbul,1998,sf 83-85
( 2 a ) Ahmet Çelik,
Tarihi- Sosyal- Kültürel ve Coğrafi Yönleriyle Akkuş, İstanbul,
2002, sf.24
( 2 a.a.a )
Sevgi Aktüre, Anadolu’da
Bronz Çağı Kentleri, İstanbul, 1997, sf. 171-172
(3) Strabon,Coğrafya.Anadolu
(Kitap XII,XIII,XIV),Çev:Prof.Dr.Adnan Pekman Arkeoloji ve Sanat
Yayınları,İstanbul,1987,sf.28
( 4 ) Mahmut Goloğlu,Anadolu’nun
Milli Devleti Pontus,Ankara,1973,sf.102-103
DOĞU KARADENİZ’DE ROMA
İMPARATORLUK DÖNEMİ
Mithridates’in
ölümünden sonra tamamen Roma İmparatorluğu’nun eline geçen Pontus
bölgesi bunlara yardım eden yerli komutanlar arasında
paylaştırılır. Ancak, Roma İmparatorluğu tarafından daha önce
vasal Kırım kralı yapılan Mithridates’in oğlu Farnakes, Roma
İmparatorluğu içerisindeki taht kavgalarından dolayı olan
karışıklıkları fırsat bilerek Doğu Karadeniz’deki Kolkhis
bölgesini, Ermenistan’ı ve Kapadokya’yı alır.Üzerine gönderilen
Romalı komutan Calvinus’u yenerek Sinop’u da ele geçirerek
babasının hakim olduğu topraklarda yeniden Pontos krallığını
kurmaya çalışır. Fakat Roma’nın büyük imparatoru Caesar,onun
başarıları üzerine Mısır’daki faaliyetlerini dondurarak büyük bir
ordu ile Farnakes’in üzerine yürür. Pontus ülkesine gelerek burada
karşısına çıkan Farnakes’i yener. Farnakes,kaçarak Sinop’a
sığınırsa da peşini bırakmayan Cesasar, Sinop’u kuşatır. Farnakes,bu
kez Kırım’a kaçar.Caesar, bu zaferini Roma’ya yazdığı bir mektupta
“geldim, gördüm ve yendim” sözleri ile duyurur.Bu
sırada tarih M.Ö.47 dir.
Roma İmparatorluğu’nun
ilk yıllarından bu yana Doğu Karadeniz bölgesi Roma
İmparatorluğu’na bağlı vasal krallık olarak yönetilir. Vasal
krallardan en önemlilerinden biri Polemon’dur. Bundan dolayı bölge
o çağda Pontus Polemonacus olarak adlandırılır. Bu kral ve
sonrasında gelenler zamanında bu vasal krallığın merkezi Niksar (Caberia-Neocaesarea)
şehri idi. M.S.64 yılında Trabzon, doğrudan merkeze bağlanır.
Ancak serbest ticaret yapma hakkı elinden alınmaz. Bu yıllardan
itibaren Trabzon şehrinin iç bölgelere bağlanması için yollar
yapılması için çalışmalar yapılır. Askeri amaçla yapılan bu
çalışmalar sonucunda 117 yılında bu günkü Gümüşhane’ye bağlı
(Sadak Köyü) Satala lejyonu adıyla kurulur. Bunun dışında
Sürmene’de Hyssus, Çoruh nehrinin batı yakasında Apsarus
lejyonları kurulur. Bunlardan en önemlisi Sürmene’deki Hysuss
lejyonu idi. Çünkü burası aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun en
önemli askeri garnizonu olan Satala lejyonunun limanı gibi idi ve
buradan Satalaya direkt yol vardı. Bunlardan günümüze kalanı
Sürmene ve Of İvyan’daki kale kalıntılarıdır.
123 yılında bölgeye gelen
Roma İmparatoru Hadrianus, Trabzon’da bir dalga kıran, bir liman,
bir hipodrom, saraylar ve su kemerleri yaptırmıştır.131-132
yılında bölgeyi gezen Kappadokya valisi Arrianus, bölge ile ilgili
“Periplo Ponto Euxino” ( 8 ) adlı eseri yazmıştır. Burada Solaklı
Dersinden Ofi nehri olarak bahsetmektedir. Bu nehrin doğusunda
Kolkhlar’ın yaşadığını belirtir. Demek ki aradan yüzyıllar
geçmesine rağmen hala Trabzon bölgesinde Romalı ya da Yunanlı
olmayan kavimler olduğu belirtilmektedir. Bu dönemde Trabzon’un
doğusunda Kalecik, Canayer, Ahozavzaga, Humurgan, Röşi (Röşve-İvyan)
kaleleri vardır.
255 yılında Gothların ve
komşu kavimlerinin denizden saldırısına uğrayan Trabzon baştanbaşa
yağmalanır. Bütün mabetleri ve büyük binaları yıkılır ve şehir
harabeye döner. Trabzon 30 sene kadar harabe olarak kalır. 284
yılında Roma İmparatoru Diocletianus zamanında şehrin yeniden
canlandırılması için imar faaliyetlerine girişilmiştir. Bu dönem
aynı zamanda Trabzon ve çevresinde Hıristiyanlığın yayılmaya
başladığı dönemdir. İsa’nın havarilerinden St. Andew ( Apostol)’
in Trabzon’a gelerek Hıristiyanlığa yaydığına inanılır.
DOĞU
ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİ
Bu dönemin ilk yıllarında
imparatorlukta siyasi birliğin sağlanması için Hıristiyanlık dini
ön plana çıkarılmış.Bu doğrultuda Trabzon ve çevresinde koruyucu
azizler ihdas edilmiştir.
Doğu Roma İmparatoru
Justinianus zamanında (527-565) Trabzon’da su kemeri ve sarnıç
yapılır. Surlar sağlamlaştırılır,kiliseler inşa edilir.İmparatorun
buradaki amacı şehri güçlendirmek ve doğudaki İranlılara karşı bir
merkez haline getirmek idi.
Bu dönemde Doğu Karadeniz
bölgesindeki halkların Hıristiyanlık dininin ve kilisenin
etkisiyle Yunanca’yı konuşmaya başladığı dönemdir. Aynı tarihlerde
Doğu Roma İmparatorluğu’nun resmi dili de Latince’den Yunanca’ya
döner. Halbuki aynı tarihlerde komşu ülke olan Ermenistan’da
konuşulan din dili Ermenice’dir. Çünkü Ermenilerin yazılı dili
vardır ve İncil Ermenice olarak tercüme edilmiştir. Bu Ermenilerin
milli unsurlarını korumuştur. Doğu Karadeniz halklarının konuştuğu
dil gibi yazılı dili olsaydı buralarda Yunanca konuşulmasına gerek
kalmayacaktı. Dil ve din unsuru Doğu Karadeniz bölgesi eski ilk
çağ halklarının eriyerek Romalılaşmasına neden olmuştur. Ancak bu
dönemde Trabzon çevresindeki dağlık alanlarda yaşayan Can / Tzan /
Sanni / Tsan gibi adlarla adlandırılan yerli kavimlerinden ( ki bu
kavimler aslında Laz kavmidir ) o zaman kalan kavmin tam olarak
itaat altına alınamadığı ve din meselelerinden dolayı sık sık
ayaklanarak, Trabzon’a kadar akınlar yaptığı görülür. Bu nedenle
güvenli amacıyla Trabzon çevresindeki kaleler sağlamlaştırılır,
asker sayıları artırılır. Buna garnizonların çevre halka ekonomik
baskıları da eklenir. Bunun üzerine 530 yılında Balkanlarda
Bizanslılara yenilen Bulgar Türklerine buralarda yurt verilerek
Lazların çevresine yerleştirilir. Ancak Lazlar bu kez İranlılar iş
birliği yapıp onların bölgeyi ele geçirmesine neden olurlar. Fakat
bu kez İranlılar bölgede Lazlara zulmetmeye başlayınca Lazlar
tekrar Bizans’tan yardım ister. Yardıma gelen Doğu Romalılar,
güçlükle de olsa bölgeyi tekrar kontrollerine alırlar.
Doğu Roma İmparatoru
Heraklius, 625 yılının kışını İran üzerine yaptığı bir sefer
sırasında Sürmene’de geçirir ( 9 ). Burada Hazar kağanı ile
görüşerek ondan aldığı Türk askerleri ile ordusunu güçlendirir.
Doğu Roma -Hazar dostluğu ve Hazar yardımları sayesinde İranlılar
yenilir. Anadolu’nun kontrolü tekrar Doğu Romalılara geçer. Ancak
bu mücadeleden Anadolu şehir ve köyleri büyük yıkıma uğrar ve
zayıflar. Bu arada ortaya çıkan İslam devleti Emeviler,
Anadolu’nun güney ve doğusunu ele geçirirler. Trabzon ve çevresi
705 yılında Arapların eline geçer. Ancak 715 yılında Doğu
Romalılar burayı Araplardan geri alır. Bundan sonra Trabzon ve
çevresi sık sık Arap ve Doğu Romalılar arasında el değiştirir. 739
yılında Doğu Romalılar yöreye tekrar hakim olur. Doğu Roma Arap
mücadelesi sonucunda Anadolu yine yakılıp yıkılır, nüfusu azalır.
Bunun üzerine Doğu Roma, Balkanlardaki Peçenek, Kuman ve Uz gibi
Türk topluluklarını Anadolu’ya geçirerek onlara yurt verir.
Böylelikle hem Balkanlardaki Türk akınlarından kurtulacak hem de
doğudaki sınırlarında tampon bölge oluşturacaktı. Bu doğrultuda
Trabzon ve çevresinde de önemli miktarda Türk nüfusu
yerleştirilir. Buraya geldiklerinde Hıristiyan olan bu unsurlar
burada zamanla asimle olmalarına rağmen bunların isim verdikleri
yerleşim adları günümüze kadar devam etmiştir.
DOĞU KARADENİZDE MÜSLÜMAN
TÜRKLER
Daha önce Anadolu’ya
Arapların arasında gelen ufak Türk boyları yerine B.Selçuklu
devleti ile birlikte sistemli Türk akınları ve fetihleri
başlar.İlk akın 1048 yılında oldu.İlk kez bu tarihte Trabzon’a
kadar gelen Türkler, çevreye akınlar yaparak yağmalamıştır.1054
yılında ise Çoruh Vadisi, Bayburt ve Kelkit civarı Van Gölü
çevresiyle birlikte Türklerin eline geçer.
Doğu Roma
İmparatorluğu’nun adı;
kurulduğu ve tarihini sürdürdüğü yaklaşık bin yıldan fazla bir
zaman ( 395-1453 ) boyunca Doğu Roma İmparatorluğu olarak anılmış
ve devlet adını o şekilde almıştır. Ancak daha sonradan
Başkentinin bir isminin de Bizans olmasını gerekçe gösterilerek
Osmanlıların eline geçen Doğu Roma İmparatorluğu’nun adının Bizans
olarak kullanılmaya başlandığı görülür. Buradaki asıl amaç, Bizans
sözünün kullanılmasının Yunanlılığı çağrıştırmasıdır. Böylelikle
Yunanlıların Bizans’ın devamı olarak hak iddia etmesi gündeme
gelecektir. Çünkü böylelikle Ortodoks olan ve imparatorluğunun son
zamanlarında Yunanca konuşan ve hakim olduğu bölgeler Yunanca
konuşan yerlerden ibaret olan Doğu Roma İmparatorluğu,daha
sonradan Yunanlıların, Doğu Roma İmparatorluğu topraklarını
isteme hakkını kendinde bulmaktadır. Üstelik Doğu Roma
İmparatorluğu’nun Yunanca konuşmayan yerlerini istemekte yeis
görmemektedirler.
( 1 )İsmail Hacıfettahoğlu,”Kuruluşundan
Fethine Kadar Trabzon’un Fethi”,(Öncesi ve Sonrası ile Trabzon’un
Fethi adıyla Trabzon Belediyesi Kültür Yayınlarının çıkardığı ve
İsmail Hacıfettahoğlu’nun yayına hazırladığı,Ankara,2001 basımı)
sf.11
( 2 ) Abhazya’ya Doğu
Karadeniz Halklarının Tarih ve Kültürleri,İstanbul,1998,sf 83-85
( 3 ) Dr.Hayri Erten'in "Boğazköy Metinlerinde
Geçen Coğrafya Adları Dizini,Ankara,1973
( 4 ) Ksenophon,Anabasis,Çev.Hayrullah Örs,M.E.B.Yayınları,İstanbul,1962,sf.173-245
|