|
DOĞU
KARADENİZ’İN İLK İNSANLARI İÇİNDE TÜRK İZLERİ
Türkler, tarihin hemen hemen her döneminde bilinen dünyanın her
yerine göç etmişlerdir. Orta Asya’dan zaman zaman çeşitli
nedenlerle çıkan çeşitli Türk boy veya devletleri dünyanın her
yerine dağılmışlardır. Ancak bu dağılma sonucunda gittikleri
yerlerde (Anadolu hariç) nüfus çoğunluğunu sağlayamadıklarından
erimiş gitmişlerdir.
Türklerin, Orta Asya’dan göç ettikten sonra batıya yapılan
göçlerde Hazar Denizi’nin kuzeyinden Kafkasya yoluyla, Hazar
Denizi’nin güneyinden İran yoluyla Anadolu’ya da gelmişlerdir.
Tarihin bütün dönemlerinde Anadolu, Türk göçü almıştır. Bu nedenle
Türkler, Orta Asya dışında sadece Anadolu’da çoğunluk
sağlayabildiklerinden Anadolu, Türk yurdu olmuştur.
Türk
yurdu olan Anadolu’nun kuzeydoğusu da bu yurdun bir parçası
olduğuna göre orası da Türk yurdu olmuştur.
Anadolu tarihinde bakıldığında en eski yazıtlar ile ilgili
buluntular 38’e ulaşmıştır ki bunlardan Trabzon’daki mağaralarda
bulunan OY-ONGUL, Zonguldak, Sinop en önemlilerinden idi. Ayrıca
bu yazıtlardaki ifadelere göre Karadeniz’in tarihteki ilk adı OQ-OZ
ULIQ KÖL’dür. (1) Yani Ok+Uz Ulıg Göl, yani Oğuzların Gölü.
Bu
yazıtların eski Grekçe olduğu iddia edilen Bizans yazıtları olarak
düşünüldüğü için Anadolu’nun çağ öncesi ve ilkçağ tarihinde Türk
izleri aranmaz.
Türklerin tarihi ile ilgili en eski efsanelerden biri Ebulgazi
Bahadır Han’ın “Seçere-i Tarakime” Türklerin Soy Kütüğü adlı
kaynakta bulunmaktadır. Buna göre (2):
“Ebulgazi Bahadır, Türklerin Soy Kütüğünü Adem Aleyhisselam’dan
başlatarak Nuh Peygambere ve O’nun zamanında meydana gelen Tufan’a
getirdikten sonra gemiden çıkan insanların hepsi hasta oldular.
Nuh Peygamber, üç oğlu ve üç gelini ile iyileştiler. Onlardan
başka insanların hepsi öldüler.
Ondan
sonra Nuh Peygamber üç oğlunun her birini bir yere gönderdi. Ham
adlı oğlunu Hindistan ülkesine gönderdi. Sam oğlunu İran
memleketine gönderdi ve Yafes adlı oğlunu Kuzey Kutbu tarafına
gönderdi.
Yafes,
babasının emri ile Cudi dağından gidip İtil ve Yayık suyunun
yakasına vardı. İkiyüzelli yıl orada kaldı. Sonra vefat etti.
Çocuklarının isimleri Türk, Hazar, Saklap, Rus, Ming, Çin, Kimeri
idi.
Yafes,
öleceği sırada büyük oğlu Türk’ü kendine veliaht seçti. Diğer
çocukları da bunu kabul ettiler. Türk, Isık Köl (Issık Göl)’e
gelerek orayı kendine merkez yaptı.
Bu
tarihi efsanede Türklerin ortaya çıkışı anlatılmaktadır. Bunun
gibi birçok efsane vardır.
Türkler, memleketlerine il, yurt, vatan, toprak derler. İl
“millet”, “devlet, imparatorluk” manasına gelir. Türklerin
anayurdu Orta Asya, ikinci anavatanı Anadolu’dur.
Son
yıllarda yapılan kazılarda elde edilen bilgilere göre Orta Asya’da
yazılı dönemden önceye ait topluluklar, medeniyetler tespit
edilmiştir. Bunlar M.Ö. 9000 yıllarına kadar uzanıyor. Bu
dönemdeki Anav medeniyetinin Türk medeniyeti olduğu kesinleşmiştir
( 3 ).
Türkler, binlerce yıllık medeniyetlere sahip olmalarına rağmen,
Türklerin tarihi içinde yazıya yok denecek kadar az
rastlandığından kesin olarak bu dönemler aydınlatılamamıştır.
“Doğu Karadeniz’e yerleşen ilk insanlar Türk’tür”
denilememektedir. Fakat bu konu ile ilgili kaynaklar az
olduğundan, o dönemlerde “Türk” kavramı olmadığından bu konuda
şüpheler doğmaktadır. Bu şüphelerin giderilmesi için Türk
tarihinin, Türk kültürünün, Türk yaşantısının, Türk örf ve
adetlerinin çok iyi bilinmesi gerekir.
Tarihte çeşitli nedenlerden dolayı M.Ö.5000-M.Ö.4000 yıllarından
itibaren Orta Asya Göçleri vardır. Bu göçlerden doğuya gidenler
Çin, güneye gidenler Hindistan, batıya gidenlerden Hazar
Denizi’nin güneyinden gidenler Afganistan, İran güzergahı ile
Ortadoğu, Anadolu, Ege ve Mısır kıyılarına, Hazar Denizi’nin
kuzeyinden gidenler Ural Dağları’nın ardından giderek bunların
güney kolu Kafkasya, Anadolu, Ortadoğu, batıya giden kolu Doğu
Avrupa’ya, Balkanlara dağılmışlar, gittikleri yerlerde varsa
oralardaki ilk yerli insanlarla dünyanın ilk medeniyetlerini
kurmuşlardır. Hatta bazı tarihçi ve etnologlar daha da ileri
giderek “yeryüzünde YAZININ BAŞLANGICI’nı kaya resimlerinden
ÖN-TÜRKÇE TAMGA’larda bulmakta olduklarını (4) Buna gerekçe olarak
dünyada bulunan ilk yazı ve alfabe olan Sümer yazısındaki 16 harf
yada işaretin M.Ö.4.üncü bininde Ön-Türk Kültürünün Mezopotamya’da
bilgi seviyesinde olduğunu Doç. E. Memiş Belge, Türk Tarihi,
42-1998 kaynağını göstererek belirtmektedir.
Doğu
Anadolu’da Van Bölgesi tarih ve Arkeoloji Araştırmaları
Merkezi’nde Prof. K.Kökten, M. Uyanık, O. Belli ile çalışmalar
yapan Prof. Afif Erzin, Doğu Anadolu’da 30 yıl süren çalışmalar
sonucu, Batılılarca tarihsiz bırakılmış olan Doğu Anadolu Tarihini
ortaya çıkarmış ve (-13 bin/ M.Ö. onüçbin)’ lerden itibaren Doğu
Anadolu’ya Orta Asya arasındaki bağı, kaya resimlerine dayanarak
ortaya koymuşlardır. (Urartular, TTK, 1984, Ankara) Bu tarih E.
Alok tarafından (-15 bin/ M.Ö. 15.000 )’e indirilmiştir. ( Doğu
Anadolu Kaya üstü Resimleri, Akbank, İst.) (5).
Öte
yandan M.Ö. 220’de Doğu Anadolu’da Türki Krallığı adıyla bir
krallığın varlığı Asur, Mısır, Hitit belgelerinde vardır. Hitit
arşivlerinde (Kbo III) ile kayıtlı belge bu tezi doğrular. (Doç.
E. Memiş Belge, Türk Tarihi, 42, 1988) (6)
Anadolu’daki Türk izleri araştırılmaya devam edilirse
Avrupalıların Hint-Avrupa dilinin yayılışında bu kültüre ait
sandıkları KURGAN kültürünün M.Ö. 6000 de, Balkanlardan
Anadolu’ya, Kafkaslardan Doğu Anadolu’ya ve oradan Mezopotamya’ya,
Hazar Denizi-Aral Gölü arasından İran Yaylasına, Hindistan’a
yayıldığını göstermektedir. Aslında Qurgan (Kurgan) yada Höyük
kültürü Anadolu’nun tümünde bulunduğu gibi buradan Güneydoğu
Anadolu Mezopotamya’ya yayılmıştır. Haluk Tarcan, Qurgan ( Kurgan
) kültürünün yayıldığı geniş alanlardaki dip kültürünün Ön-Türk
kültürünü oluşturduğunu, Batılıların Rusça sandığı “Qurgan”
kelimesinin Ön-Türkçe’deki OQ-URUQUAN kelimesinin sıkışmasından
meydana geldiğini ve OQ (kişisi) Mezarı demek olduğunu,
Karadeniz’in kuzeyinin, Bir-Oy Bil Ön-Türk Konfederasyonuna ait
olduğunu ve –1517 ( M.Ö.1517 )’de burada OQ-UŞUY adını taşıyan
İskit federasyonunun varlığını ve onun da AT-OY BİL
Konfederasyonundan olduğundan Hititlerin, İskitlerin bir dalı yada
bir öteki Ön-Türk grubundan ortaya çıkmış olabileceğini
belirtmektedir (7). Yine aynı kaynakta
İstanbul-Antakya-Ankara-Trabzon’u içine alan yaklaşık (2 nci
binde) kurulmuş olan OY-URUM ATIN, Ön-Türk Devleti olduğu iddia
edilir. Aynı ifade Mehmet Bilici’nin araştırmalarında şöyledir (8)
:
“....
Anadolu’ya gelince, M.Ö. 1980’de UW-ON’ların (Mukaddes Hunlar)
İstanbul Erenköy’e yerleştiklerine şahit oluyoruz. Daha sonra
onları Trabzon’a kadar yayılmış ve Side’ye kadar sarkmış
bulunuyorlar”.
“Prototürkler’in Anadolu’da gözükmelerini yadırgatacak hiçbir
gerekçe yoktur. Bilakis UW-ON HUN yazıtlarının bulunduğu alanda
(Oğuzların Anadolu’ya gelişlerinden önce) Lazların yaşamış olması
QUARDUQ’ların yaşadığı mıntıkada bugün Kürtlerin yaşamakta olması
ve Arapça’da birçok Prototürkçe kelime bulunması Anadolu’nun en
azından 4000 yıldan beri Türkler tarafından iskan edilmekte
olduğunu açık olarak kanıtlamaktadır. (9)
“Kafkas kapısı üzerinden “Zaza, Kırmanç ve Türkmenlerin sakın
oldukları mıntıkadan, Mezopotamya’yı etkisi altında bulunduran
Prototürkler, Arap diline kelime verirken, diğer yandan İstanbul
kapısından Anadolu’ya giren ve İstanbul-Side yolu üzerinden
Suriye’yi etkisi altına alan UW-ON dili Fenikelilere alfabe vermiş
bulunmaktadır. Ancak M.Ö. 1200 yıllarında Truva’da demir çağının
başlamasından sonra, Truva’nın hakimiyet alanı dışında kalarak
Edremit’ten itibaren gün ortasına doğru uzanan Batı Anadolu
sahillerine Yunanistan’dan gelen göçmenlerin yerleştiği
görülmektedir. Gelenler bir nevi Prototürkçe olan Protogrekçe
konuşmadıkları kadar, alfabeleri de Yunanistan’a yerleşen
Fenikelilerin Alfabelerine benzemektedir. Buna rağmen Anadolu
Prototürkleri’nin bu yabancıların tesiri altında kalarak Homer
çağından itibaren asimle olmaya başladıkları müşahede olunmakta ve
Prototürkler’in son kaleleri olan İstanbul, Trabzon, Kütahya,
Ankara ve Side kentlerinin de Helenleştiği görülmektedir.
Heredotus’a göre bu Helenler ise bir millet değil, kozmopolit bir
halktır.
.....
Trabzon mağaralarında yazıtları ve Ankara yazıtlarını göz önünde
bulundurursak, UW-ON devletinin sınırlarını
İstanbul-Trabzon-Ankara üçgeni içine alacak şekilde
belirleyebiliriz.
....
Anadolu ve Yunanistan’daki medeniyet eserlerinden hiçbirini Yunan
veya Bizans kökenine bağlama imkanı yoktur. Olsa olsa bu alanda
Prototürkler tarafından kurulan medeniyetin Yunanlılar ve
Bizanslılar tarafından devam ettirilmiş olduğu söylenebilir (10).
Ayrıca bu kaynaklar Anadolu’nun ilk halkının Orta Asya’dan gelip
yerleşen Hata Türkleri (11) olduğunu iddia ederler ki bu Hata
Türkleri (Hatti ? ) sonradan Hitit Devleti’ni kuran, başşehri
Hattuşaş olan Hititlerdir.
Doç.
Dr. Hanefi Bostan, Vecihi Hatipoğlu’na atfen: “Bazı araştırmalarda
bölgeye ilk olarak M.Ö. 3000 ile 2000 yılları arasında Oğuzlar’ın
öncü kollarından biri olarak kabul edilen “Gas/Kas” ve “Gud/Gutiler”in
yerleştiği yer almaktadır. (12)
Hüseyin Mümtaz’a göre: “Bölgenin yerli halkı Milattan binlerce yıl
önce Orta Asya’dan göç etmiş. Turani ırka (Türk ırkı) mensup
insanlar (kavimler)’dır” der (13).
Devamla: “... bölgede Yunan asıllı oldukları ısrarla öne sürülen
bazı sömürgeci gruplar M.Ö. 800’den itibaren görülmüşlerdir. Ama
onlardan evvel M.Ö. binlerce yıldan itibaren Karadeniz’e Orta
Asya’dan gelip yerleşen Tibaren, Muski, Halib, Haldi, Kotıl, Gas
ve Gud’lar Turani ırka mensupturlar. O halde neden mesela
Trabzon’un ilk isminin “Tibaren” olduğunu unutularak ısrarla
Elence’den bozma Trapezus tercih edilmekte, anlaşılır şey
değildir.” (14), derken bölgedeki yerli ilk insanların Türk
ırkından olduğunu belirtir.
“Araştırmalar, kurgan insanlarının prototipini oluşturan İskitler
( Aşguz ) Kuzey Kafkasya’da ve Kırımda yaşadıklarını
göstermektedir. Kafkas Türklerinin etnik kökenleri de bu topluluğa
dayanmaktadır. Gürcüce, Çuvaşça, Balkar-Karaçay dil grupları
arasındaki benzerlikleri bu köklerde aramak gerekir. İ. Mızı-Ulu,
bu benzerliklerin de temelinde Asyatik Türk devleti ( Bulgar ) nin
etkinliğini ileri sürmektedir. Bu nedenle, Türk-Gürcü dil
paralelliği tarihsel köklere sahiptir. Benzer dil uygunlukları
Altay, Balkar ve Garaçay’daki Aksaut, Abasa, İrtış, Bici ve Bici
ulu, Edok ve Edok ulu, Hasut gibi bazı topo-hidronim ve soy adları
ile daha da güçlenmektedir” (14 a).
Akıllara, “Orta Asya neresi, Doğu Karadeniz neresi, Orta Asya’dan
adamlar, neden oralardan kalkıp, hangi imkanlara o zamanın
tekniği, yolları ve kültürü ile ilgili Doğu Karadeniz’e
gelebilir?” sorusu gelebilir. Daha doğrusu tarihi iyi bilmeyen,
bilmek istemeyen, eldeki kaynakları, belgeleri okuyamayan, yada
okumak istemeyen veya Doğu Karadeniz’i ille de başka ulus,
topluluk ya da millete bilerek veya bilmeyerek yurt yapmak
isteyen, hayallerinde o düşü kuranların akıllarına – ki varsa-
yukarıdaki soru gelebilir.
Türkler, tarih boyunca bilinen dünyanın ( 15.yüzyıla kadar bilinen
dünya olarak Asya, Avrupa ve Afrika’nın kuzey kesimleri bilinen
dünya olarak anılırdı ) her köşesine, her bölgesine göç etmiş, göç
vermiş bir topluluktur. Mısır’a, Hindistan’a, Çin’e, Rusya’ya,
Doğu Avrupa’ya, Almanya’ya, Doğu Anadolu’ya, Finlandiya’ya,
Afrika’ya zaman zaman göç etmiş, buralarda devletler kurmuşlar,
zamanla çeşitli nedenlerle eriyerek asimle olmuşlardır ( Bu erime
içerisinde en önemli husus; Türklerin gittikleri yerlere
çoğunlukta gitmeyip azınlıkta gitmeleridir ).Askeri güçlerine
dayalı olarak gittikleri yerlerde hakim olarak sayısız devletler
kuran Türkler, yerli halkla uyum sağlayabilmek için onlardan
yaptıkları evlilikler, çoğunluk olanların dillerini konuşmak,
onların kültürlerine uymak, kendi aralarındaki çekişmeler yoluyla
zayıflamak ve yenilen boyun başka yerlere göç etmesi gibi
etkenlerle zamanla erime yoluna gitmişlerdir. Türkler için bu söz
bir tek Anadolu’da söylenemez. Çünkü Türkler, Anadolu’da
11.yüzyıldan itibaren her zaman çoğunlukta olduklarından Anadolu,
Türklerin öz yurdu olmuştur.
Türklerin bu kadar kolay göç etmelerinde üç temel neden vardır.
Birincisi siyasi nedenlerdir. Belli bölgelerde hakimiyetini
kaybeden boy, diğer boyun hakimiyetine girmektense göçü tercih
etmiştir. Yada nüfus artmış, ülke yetmemeye başlamıştır. İkincisi
sosyal nedenlerdir. Nüfus artışı yanı sıra, hayat tarzlarının
göçebe kültürüne uygun olması, yazın yaylaklarda, kışın
kışlaklarda yaşaması veya zaman zaman savaşlar, salgın
hastalıklar, coğrafi ve iklim faktörleri bu göçlere zemin
sağlamaktadır. Üçüncü olarak Türkler, dünyada atı evcilleştirip,
ulaşımda, savaşta, barışta en iyi kullanan millet olmalarıdır.
Türklerin yaşadıkları kültüre “bozkır kültürü” denirdi. Bozkır
kültürün en önemli unsuru “atlı göçebe kültürü” olmasıdır. At
yetiştiriciliği ve hayvancılık için en uygun alan Karadeniz kuzeyi
düzlüğü ve İskitlerin yaşadığı alanlardır. Heredot tarihinde
anlatılan İskitlerin hakim oldukları, ulaştıkları alanlardan biri
de Doğu Karadeniz bölgesidir. Bu kültür günümüz şartlarında
uygulandığında kırsal kesimlerdeki yaylacılık anlayışı ve yayla
kültürüne karşı kentsel kesimde mali durumu iyi olanların kışın
oturdukları evin yanı sıra birde yazlık ev anlayışı, yani kışın
bir yerde, yazın bir yerde ev veya mekan sahibi olmak olarak
gösterilebilir.
Sonuç
olarak Türkler, çok kolay göç yapan, göç eden, yeni yurtlar
arayan, bulan bir millettir. Şöyle düşünmekte yarar var.Bugün
İstanbul, on milyon civarındaki nüfusu ile bir metropoldür. Bu
metropol içindeki insanların hepsi İstanbullu mudur? Cumhuriyetin
ilk yıllarında yarım milyon civarında olan nüfustaki bu korkunç
artış sadece dışardan; Anadolu’nun içlerinden gelen göçlerle
oluşan nüfustur. O nedenle bugün İstanbul’da yaşayanların tamamına
yakın çoğu, buraya göç etmişler yada göç edenlerin torun veya
çocuklarıdır. Bu şekildeki kültür anlayışı içinde Doğu Karadeniz
nasıl bir yer bulabilir?
Tarihte Türklerin Orta Asya’dan batıya doğru göçleri; coğrafi
şartlardan ötürü Hazar Denizi’nden kuzeyinden ve güneyinden olmak
üzere iki taraftan olmuştur. İslamiyet’ten önceki Türkler genelde
Hazar Denizi ile Ural Dağları arasından geçerek Kafkasya’ya
ulaşmışlardır. Buralardan da asıl kollar Karadeniz’in kuzeyinden
geniş Kıpçak bozkırlarına ve Doğu Avrupa’ya daha az olan ve
Kafkasya’ya yerleşen kollarda buradan Doğu Karadeniz ve Doğu
Anadolu ile İran’a doğru yönelmişlerdi.
Azerbaycan’da yapılan tarihi, lengüistik, toponomik ve arkeolojik
çalışmaların çoğunda Azerbaycan’ın çok eskiden beri Türk yurdu
olduğu görüşü işlenmiştir. Bu çalışmalar daha çok Azerbaycan
adının “Az” kavmi ile ilgilendirmekte ve Gobustan Mağarasında
bulunan kaya resimlerinin de “Az”lara ait olduğunu kaydetmektedir.
Orhun ve Yenisey abidelerinde adı geçen “Az” kavmi ile ilgili
Azerbaycan’da birçok yer adının bulunduğunu öğrenmekteyiz. Mesela
Astaskey, Aznı Dağı, Aznı Köyü, Azkan vs. Caferov’un makalesinde
Biruni; Harezm ve Cürcan’da yaşayan Alanlar ile Azların karışık
Harzem-Peçenek lehçesinde konuştuklarını zikretmektedir. Azlar;
Kafkasya ve özellikle Nahçıvan’da, Kazak’ta, Kelbecer’de,
Gobustan’da kendilerinin ilk yazılı medeniyetleri de M.Ö.
10000-80000’li yıllarda yaratmışlardır. “Az” yazısı ve damgası,
eski dünya yazı medeniyetinde ilk örnek olarak dikkat çekmektedir.
Damga, işaret, piktograf ve hiyerogliflerin kompleks transkripleri
ve okunuşları onların ( Azların ) kayıtsız şartsız bir Türk kavmi
olduğunu doğrulamaktadır (15). Tarih atlaslarında Hititlerin
komşuları olarak Doğu Karadeniz’de Azzi’lerin yaşadığı düşünülürse
“Azziler” ile “Az”lar aynı ve Türk ise M.Ö. 1700-M.Ö. 1200 yılları
arasında Doğu Karadeniz’de Türklerin bir kolu yaşıyordu
denilebilir.
“....
Eski Anadolu tarihi ile ilgili çalışmalarda şehir ve kasaba
tarihlerinde, bazı kavimler ile ilgili yapılan dil incelemelerinde
M.Ö. 2000’li yıllardan günümüze Doğu Karadeniz ve Giresun’da Türk
varlığının mevcudiyetini görmekteyiz.
....
M.Ö. 2000’li yıllardan 14. asra kadar bu bölgede kurulan
devletlerin Türk devleti olduğu iddiasında değiliz. Ancak bölgede
yaşayan kavimlerin bazılarının Türk olduğunu söylemekteyiz. Bu
Türk varlığını da Gaşkalar, İskitler, Kimmerler, Amazonlar,
Driller, Hunlar, Kumanlar (Kıpçaklar ), Peçenekler, Akhunlar,
Sabirler, Hazarlar, Bulgar Türkleri ve Oğuz Türkleri olarak
görmekteyiz.
....
M.Ö. 1800’lerde Anadolu’da devlet kuran Hititler, Karadeniz
kıyılarını ele geçirememişti. Bu tarihlerde buralarda Gaşkalar
vardı.Gaşkalar; Ekrem Memiş’e göre menşei tam olarak
belirlenemeyen bir kavimdir. Ekrem Memiş’in yazdığı, “M.Ö. 2000
inci yılda Hitit-Gaşka Münasebetleri” Uluslar arası Tarih Boyunca
Karadeniz Kongresi, Samsun 1990, sf. 110 dipnotuyla) Mireli
Seyidov ise Gaşkalar’ı Türk saymakta ve onları şimdi İran’da
yaşayan Kaşgay Türklerinin atası olarak göstermektedir. (Mireli
Seyidov, Azerbaycan Halkının Soy Kökünü Düşünürken, Bakü, 1998, sf.
53 dipnotuyla) (16). Aynı görüş Feridun Tekin tarafından da
doğrulanmaktadır (16 a ).
“Anadolu M.Ö. 4000 yıllarında ilkin Sümerler,sonraları Gutti ve
Kimmerlerin eline geçmiş tarihi bir kuruluşa sahiptir.”(17)
(1)
Haluk Tarcan, Ön-Türk Uygarlığı, İst., 2001, sf. 30
(2)
Ebulgazi Bahadır Han (Secere-i Terakime), Türklerin Soy Kütüğü,
Tercüman 1001 Temel Eser, Kervan Kitapçılık A.Ş., sf.
(3)
Mehmet Dikici, Anadolu’da Türkler, İst., 1998, sf. 22
(4)
Haluk Tarcan, Ön-Türk Uygarlığı, İst., 2001, sf. 19 ve 113
(5)
Haluk Tarcan, A.g.e. sf. 27-28
(6)
Haluk Tarcan, A.g.e. sf. 29-30
(7)
Haluk Tarcan, A.g.e. sf. 29-30
(8)
Mehmet Bilici, Anadolu’da Türkler, Anadolu’ya Türk Göçleri, İst.,
1998, sf. 25-26
(9)
Kazım Mirşan, Anadolu Prototürkleri, sf. 12
(10)
Mehmet Dikici, Anadolu’da Türkler
(11)
Gökkuşağı-Modern Ansiklopedik Bilgiler, Cilt 2, Başlangıçtan
Bugüne Kadar Tarih, Yazan Prof. Ugo Dettore, Çev. Av. Azize Hülagü,
Öztekin Tosun, Rekin Teksoy, İst., 1967, Arkın Yayınları, sf. 404
(12)
Doç. Dr. Hanefi Bostan, A.g.e. sf. 1
(13)
Hüseyin Mümtaz, Karadeniz’in Kitabı, İst., 2000, sf. 33
(14)
Hüseyin Mümtaz, A.g.e. sf. 33
(14
a) Prof.Dr.Orhan Türkdoğan,Etnik Sosyoloji,İstanbul,1999,sf.513
(İsmail Mızı-Ulu,Merkezi Gafgaz’ın Etnik Tarihinin Köklerine
Doğru,VIII,1993,İstanbul,89-90 dipnotuyla)
(15)
Bilgehan Atsız Gökdağ, “M.Ö. 2000’li Yıllardan Günümüze Giresun’da
Türk Varlığı”, Giresun Tarihi Sempozyumu-Bildiriler 1996, İst.,
1997, sf. 27
(16)
Bilgehan Atsız Gökdağ, A.g.e. sf. 29
( 16
a ) Feridun Tekin, Giresun Ağızlarının Anadolu Ağızları İçindeki
Yeri, Giresun Kültür Sempozyumu, 30-31 Mayıs 1998,
Bildiriler,Giresun Belediyesi Yayını, İstanbul, 1998, sf.267
(17)
Prof.Dr.Orhan Türkdoğan, Etnik Sosyoloji, İstanbul, 1999, sf.21
Ksenophon,Anabasis “Onbinlerin Dönüşü”
,Hürriyet Büyük Klasikler,Çev:Tanju Gökçöl, İstanbul,1974, sf.131-174
( 5 ) ) Strabon,Coğrafya.Anadolu (Kitap XII,XIII,XIV),Çev:Prof.Dr.Adnan
Pekman Arkeoloji ve Sanat Yayınları,İstanbul,1987,sf.28
( 6 ) Mahmut Goloğlu,Anadolu’nun Milli
Devleti Pontus,Ankara,1973,sf.102-103
( 7 ) Mehmet Bilgin-Ömer Yıldırım,
“Sürmene”, Sürmene Belediyesi Kültür Yayını, İstanbul, 1990, sf.59-69
( 8 ) Periplo Ponto Euxine (Karadeniz
Kıyılarında Deniz Yolculuğu ) adlı eserin
Fransızca,İngilizce,Rusça,İtalyanca basımları
yapılmıştır.Ayrıntılı bilgi için bakınız: Mehmet Bilgin-Ömer
Yıldırım, “Sürmene”, Sürmene Belediyesi Kültür Yayını, İstanbul,
1990, sf.72-75
( 9 ) Mehmet Bilgin,a.g.e.,sf.86
|