Karanlık Çökmeden Güneş doğmaz ata sözü tecelli ediyor, Dünya hiç bu denli zulmün eşiğine gelmemişti, Dünya savaşlarında dahi bu kadar ucuz, gerekçesi saçma katliamlar yapılmamıştı.
Bu yüzyıl, İslâm’ın yüzyılı olacağını ifade eden Nimetullah Halil İbrahim Yurt Hocaefendi, "tecrübe edindik, gayr-i Müslimler çok çabuk Müslüman oluyorlar. Yeter ki biz İslâm’ı anlatalım" dedi.
Akit’e konuşan Japonya İslâm Merkezi Başkanı Nimetullah Halil İbrahim Yurt Hocaefendi, İslâm’a davetin de cihadın bir boyutu olduğunu anlatırken, meyhaneler dahil değişik mekanlarda yaptığı tebliğlerin nasıl sonuç verdiğini anlattı.

Dünyada 60’ı aşkın ülkeyi dolaşıp, İslâm’ı tebliğ eden Japonya İslâm Merkezi Başkanı Halil İbrahim Yurt Hocaefendi’yle tebliğ çalışmalarını ve dünya genelindeki insanlığın İslâm’a gösterdikleri ilgiyi konuştuk. Caddede yürürken dahi, “Cennet anahtarı” dediği kartları insanlara veren Nimetullah Hoca, 21. Yüzyıl’ı İslâm’ın yüzyılı olarak değerlendiriyor.
- Hocam, dünya genelinde insanlara İslâm’ı tebliğ ediyorsunuz, nasıl durumlarla karşılaşıyorsunuz?
- Çok tecrübe edindik, gayr-i Müslimler çok çabuk Müslüman oluyorlar. Yeter ki biz İslâm’ı anlatalım. İnsanlar fıtrarını bozmamışlarsa eğer, Allah’a verdikleri sözü hatırlayıp Müslüman oluyorlar ve gaflette kalan kardeşlerimiz de dine çabukça ısınabiliyor. Dünyada çeşitli İslâm toplantıları oluyor. Bu toplantıların birinde bir alim, “21. yüzyıl İslâm’ın asrı olacak” demişti. Hakkaten de öyle! Bu yüzyıl, İslâm’ın yüzyılı oluyor.
“MEYHANEDE ‘MÜCAHİTLERİM’ DEDİM, İÇKİYİ BIRAKTILAR”
Avrupa’da içkili yerlere dahi girdik. İslâm’a davet her yerde olur. Sadece caddede-meydanda değil. İçkili mekânlarda İslâm’a davet ettik insanları... Girince “Ey benim mücahitlerim” dedim, hepsi içkiyi bıraktı ellerinden... Ben, “Yüzünüzün nurunu görüyorum, kalbinizde iman sevgisi her şeyden üstün” deyince utandılar, tövbe ettiler, abdest alıp camilere akın ettiler. İçki içen bu insanlar 3-4 gün sonra bizimle beraber diğer insanları İslâm’a davet etmeye başladılar.
- Japonya’daki ilgi nasıl peki?
- Ben çok ülke gezdim, Allah’a hamdolsun. 60’a yakın ülke gezdim; binler, on binler Müslüman oldular. 15 sene evvel İslâm’a davet ettiğimiz bir kardeşimiz, geçen gün gazetede okudum, Müslüman olmuş. Japonya’da insanların İslâm’a ilgisi çok büyük. Az yiyorlar, çok çalışıyorlar ve çok da geziyorlar. 130 milyonluk Japonya’da her sene 16 milyon insan yurtdışına seyahat ediyor. Az yiyip, iktisad ediyorlar. Öyle güzel tepkilerle karşılaşıyoruz ki... Amerika’ya gitmiş adamlar, parkta namaz kılanları görmüşler, ilgilerini çekmiş, Müslüman olmuşlar. “Bize İslâm’ı anlatın” diyorlar. Filistin’e gitmişler, orada eziyet altındaki Müslümanları görmüşler. Onlarla beraber kalıp Müslüman olmuşlar, İslâm’ı öğrenmek istiyorlar, “Bize İslâm’ı anlatın” diyorlar. Bir genci Japonya’da gördüm, Türkiye’ye gelmiş, bir hafta kalmış, Müslüman olmuş. İslâm’ı daha iyi anlayıp öğrenmek için bir daha gelip, çalışmak istiyormuş.
“ALLAH, KULLARINI PAHA İLE DEĞİL BAHANE İLE AFFEDER”
- Tebliğde üslûp da çok önemli değil mi?
- Ben yumuşak bir üslûpla konuşuyorum, bu şekilde anlatıyorum. Zira Efendimiz (sav) “Müjdeleyin” buyuruyor. Yumuşak üslûpla konuşulduğu zaman insanlardaki sevgi artıyor; ama kızdırarak anlatırsan ters teper.
- Peki, nasıl çağırıyorsunuz insanları?
- İnsanları dine dâvet ediyoruz tabii ama, Allah (cc)’a da dua ile niyaz ediyoruz. Ben sürekli şu duayı yapıyorum: “Ya Rabbî... Dinimize yardım edenlere yardım eyle. Ya Rabbî bizleri mağfiret eyle. Ana-babalarımızı affeyle, bütün din kardeşlerimizi affeyle, sonra da insanlığa hidayet eyle...” (Amin...) Bu duayı herkese tavsiye ediyorum ki, günah yollarında kalan kardeşlerimize şefkat edelim. Onların Kur’an’a sarılmalarını, Efendimiz (sas)’in sünnetlerine bağlanmalarını isteyelim. Allah, kullarını paha (ücret) ile değil bahane ile affeder. Yani Rabbimiz, kullarını affetmek, onları mağfiret etmek için çeşitli vesileler yaratır, o vesileler hürmetine kullarını affeder.
- Türkiye’nin durumunu nasıl görüyorsunuz?
- Türkiye her geçen gün iyiye gidiyor. Biz çok kötü günler gördük. Bütün dünyadaki Müslümanlar bugün Türkiye’nin selameti için dua ediyor. Bunu yakından biliyorum. Hindistan’da alimler toplantısına katıldığım zaman bir alim “Osmanlı’nın torunu geldi” dedi, sarıldı bana... Saygıları çok büyük... “Osmanlılar şunları şunları yaptı, evlatları da aynı şekilde devam ediyor” diyorlar. İslâm dünyasında yaşananlar da ‘doğum sancısı’nı andırıyor bugünkü haliyle... Hayırlı günlerin gelmesi için bunların olması gerekiyor... Tabii anlaşılarak yapılması daha iyi olur. Az önce Şehzadebaşı Camii’nde Kur’an kursunu gezdik sizinle beraber... Çocuklarımız ne kadar güzel Kur’an-ı Kerim öğreniyorlar. İnsanların en hayırlısı oluyorlar, çünkü Kur’an öğreniyorlar. Ben Diyanet İşleri Başkanlığı’na ve hükümetimize çok teşekkür ediyorum, bu hizmetleri sürdürdükleri için...
Mahmud Efendi’yi askerliğimden tanırım...
- Hocam, gençlik yıllarınızı alim zatların yanında geçirdiniz... Anlatır mısınız o dönemleri?
- Ali Haydar Efendi Hazretleri’nin talebesiydim... Mahmud Efendi’yle asker arkadaşlığı yaptım. Beraber kaldık. Ben inzıbattım, o da vaiz hocası olarak görev yaptı.
Mahmud Efendi Hazretleri’yle muhabbetimiz o zaman pekişti. Aynı şekilde Mehmed Zahid Kotku Hazretleri, şeyhimdi... Hizmetlerinde bulundum. Damadı Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi ile beraber zaman geçirmişliğimiz oldu...
Allah (cc) razı olsun, Avustralya’da İslâm’ı yaydı. Aynı şekilde Mahmud Sami Ramazanoğlu Hocaefendi’nin de büyük hizmetleri dokundu...İslâm’a davet de cihadın bir boyutu...
- Yurtdışında olduğunuz için cihad hakkında çok soru geliyordur size...
- Biz insanları İslâm’a davet ediyoruz. Tabii, tebliğ ve davet de cihadın bir boyutu... “Gelin, Müslüman olun, kurtulun” diyoruz. Cihad deyince korkuyorlar. Bizi denemek için “Cihad hakkında ne dersiniz?” diye sordukları oluyor. Cihad çok mühim. Fevkalade önemli... Ama evvelâ insanları tatlı bir dille davet edeceğiz. Hazreti Peygamber (sav) zamanında da böyle oldu. Önce tatlı dille davet edildi insanlar. Neye? “La ilahe illallah, Muhammedün resûlüllah” demeye... Bunu söylemezlerse cizye vermeleri istendi. Onu da vermeyi kabul etmedikleri zaman savaş yapıldı. Buna da cihad dendi. Efendimiz (sav) kimseyi öldürmedi. Cihadda maksad öldürmek değil ki. Japonya’da dinler toplantısı yapılmıştı. Toplantıya “Rahatlık ve selamet” ismi vermişler. “Rahatlık İslâm’da” demek gerekir onlara... Mevlana Hazretleri “Gel” diyor ya... “Yüz kere tevbe edip tevbesini bozan da gelsin” diyor. İnsanları bu şekilde İslâm’a davet etmemiz lazım.
Bu yazı toplam 2182 defa okundu.