Yirmibirinci yüzyılda barışın güneşi, Asya'dan önce Avrupa'dan doğacaktır.
Anadolu'nun Avrupa'daki geleceği, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu üçgeninde, savaşa değil, barışa giden yolları açmasına bağlıdır.
Avrupa'da barış rüzgarları estirilmezse, Asya'da savaş fırtınaları durmaz. Bunun için, tarih içinde büyük bir yolculuğa çıkan Türkler'in gözü, Asya'dan daha çok Avrupa'nın üzerinde olmuştur. Onlar İstanbul'un güvencesini Belgrad, Budin ve Viyana'da aramışlardır.
Türkler'in Asya'dan Avrupa'ya yürüyüşlerinde Balkanların vazgeçilmez bir yeri vardır. Onlar Rumeli'yi Anadolu'dan ayırmamışlardır. Türkler Rumeli'de ayaklarını yere ne kadar sağlam basarlarsa, Orta Doğu ve Kafkaslar da o kadar güçlü olacaklarına inanmışlardır. Onlar Trabzon'u Selanik'ten, Üsküp'ü Bursa'dan, Sofya'yı Halep'ten, Beyrut'u Budin'den ayrı düşünmemişler. Kültürlerin harman olduğu Osmanlı coğrafyasında, camiler her zaman barışın simgesi olarak görülmüşlerdir.
Hafta sonunda otobüsle Sofya üzerinden Üsküp'e gittik. Rumeli Türkleri Vakfı Başkanı Melek Aras'ın Makedonya'da Gradaşor köyünde, yakında yitirdiğimiz, ömrü boyunca Türkler'in bin yıllık yürüyüşünün coşkusunu duyan, İsmail Ünalmış'ın rüyalarını gerçekleştirmek için, yaptırdığı “Akçağ Camisi”nin açılışına katılmak için yollardayız. Otobüste yol boyunca, Abdullah Özcan, Sabri Özpala, Sarper Kumbaracı, Rafet Reşadiyeli, Macit Şahinler, Kenan Ayan, Kemal Baltepe ve Atila Baykal ile Rumeli'de yüzyıllarca süren Türk barışının dayandığı kaynakları tartıştık.
Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu'yu barış içinde İstanbul tutmuş. İstanbul, Medine yüzlü, Mekke bakışlı, Kudüs duruşludur. İstanbul güçlüdür. Doğru ile yanlışın, birbirinden kesin çizgilerle ayrıldığı İstanbul'da, hiçbir iyilik ve hiçbir kötülüğün karşılıksız kalmayacağı bilinir. İstanbul'u İstanbul yapanlar, İstanbul'un değerleriyle birlikte güzelliklerini de bütün Osmanlı coğrafyasına taşımışlardır. Türkler için, toplumun liderleri, topluma hizmet edenlerdir.
Üsküp'te, Saraybosna, Filibe, Gümülcine ve Bursa'da olduğu gibi, çarşı camiyle bütünleşmiştir. Çarşı camiyle nasıl bütünleşmişse, Türklük, Arnavutlukla, Arnavutluk Boşnaklıkla, Boşnaklık Çerkezlikle, Çerkezlik Kürtlükle bütünleşmiştir. Türkler Kur'an'ın ışığını taşıdıkları her coğrafyada, “Biz Ademoğullarıyız, yetmişiki millet ve yetmişiki dil bizdedir” demesini bilmişlerdir. Bunun için, Türkler savaşın kartalı olmaktan daha çok barışın güvercini olmayı tercih etmişlerdir.
Savaşın kartalları kayalara, barışın güvercinleri camilere konarlar. Bu yüzden, Türkler gittikleri, her coğrafyayı, camilerle donatmışlar. Barışın güneşi, camilerden doğar, onun ışıkları herkesi aydınlatır.
Minarede ezanlarla, camide dualarla bütün insanlık, barış içinde bir arada yaşamaya çağrılır. Camiler dünyada savaş fırtınalarından önce barış rüzgarları estirirler. Camilerin çevresinde, savaşın simgesi kartallar değil, barışın simgesi güvercinler toplanır.
Güçlü toplum, savaş açmasını değil, barış yapmasını bilen toplumdur.
Savaşta babalar çocuklarının, barışta çocuklar babalarının mezarlarını hazırlarlar.
Gönüller savaşla değil, barışla kazanılır.
Nazif Gürdoğan
ngurdogan@yenisafak.com.tr
Bu yazı toplam 1108 defa okundu.