Kuran kursları ile ilk deneyimim çocukluk yıllarıma dayanır. Yaz aylarında gittiğimiz, yarısı kuran öğrenme yarısı oyun dolu
, canımız isteyince gittiğimiz canımız isteyince kaçtığımız Erenköy'de bahçe içindeki kuran kursu çocukluğumun keyifli anıları arasında yer alır.
Yıllar sonra yakından gördüm yatılı kız kuran kursu profilinde ise aynı duyguları hissetmedim.Türkiye'nin her yerinden gelmiş, bir çoğunun da ailesi köy kökenli ya da Almanya'da olan küçük kızlar vardı kursta. Gördüğüm kursta; yöneticileri olan hoca hanımların özverili sevecen tavırları fiziki koşulların yetersiziğini ört bas ediyordu. Elmalı paylarla çay partileri, farklı kesimlerden insanlarla öğrencileri tanıştırma girişimleri o küçük kızların dünyasında yeni kapılar açma arayışları, olumsuzlukları kamufle ediyordu. Yine de keşke daha güzel,yaşlarına daha uygun koşullarda Kur'an öğrenebilselerdi temennisini terennüm etmekten başka bir şey yapamadık.
Yine yıllar sonra bir erkek Kur'an kursunu (diyanete bağlı) ziyaret etiğimde gördüğüm ortam (çok methedilmesine rağmen) bir anne olarak bende çocuğumu burada bırakamam duygusu uyandırmıştı. Ancak çile çeksin yaramaz hırsıyla bırakabilirdim.
Zaman zaman da Kur'an kurslarında çocukluklarını geçirmiş arkadaşlarımdan orada büyümenin oluşturduğu travmaları dinlerim. Kur'an öğrenmenin güzelliklerini yaşarken, kötü fiziki yapıya, yetişmemiş (pedagojik manada) personel ve kişisel özelliklere bağlı sorunlar nedeniyle ortaya çıkmış travmaları konuşurken, din eğitimini sadece kuru dini bilgileri öğeretmenin ötesine taşıyamayan zihniyetin en önce dindarlar arasında sorgulanması gerektiğini savunurum. Kur'an öğrenmek, dini öğrenmek güzelliğine bunu öğreten kurum veya kuruluşların seçkinliği eşlik etmeli. Kur'an okurken ya da dinlerken bile kendimize çeki düzen veririz ya öğretirken neden özen gösterilmez? Bir çocuğun dünyasına yabancı, tutucu, kısıtlayıcı bir yapı neden din eğitimi için uygun görülür. Bence bu zihniyet de yasaklayan zihniyet kadar sorgulanmalı!
Sebepler sadece maddi yoksunluk değildi; çocuklarını oraya gönderen ailelerin beklentilerinden - eğitim veren hocaların zihniyetine değişmesi gereken çok şey vardı. Ama her şeyden önce toplumun ve devletin din eğitimine bakışının değişmesi gerekiyor. Toplumu değiştirmek için önce devletin reaksiyon oluşturan yasakçı tutumunu değiştirmesi gerekiyor. Tehdit unsuru olarak görülmekten vazgeçildiği zaman ancak dini eğitimin içeriği gereğince tartışılabilir.
Yaşanan sorunların hiç birisi çözülemez sorunlar değildir elbette, ancak öncelikle din öğretimi ile ilgili her iki kesimde zihniyetin değişmesi gerekiyor. Bu konuda ki düzelemeyen koşulların en önemli diğer sebebi de 28 Şubat sürecinin en önemli sonuçlarından birisi olarak 15 yaşa kadar Kur'an öğreten kurumları yasaklanması. Bu yasak çerçevesinde diyanete bağlı yaz Kur'an kurslarına ilköğretimin birinci dönemini bitiren öğrenciler gidebiliyor. Tam dönemli Kur'an öğreten kurslara ise 15 yaş sonrası devam edebiliyor. Bu durum çocuklarına dini eğitim vermek isteyen ailelerin seçeneklerini daraltıyor, denetlenebilir (fiziki koşulları ve müfredatı itibarı ile) din öğreten kurumların olmaması aileleri cemaatlerin ya da farklı oluşumların oluşturduğu yapılara yöneltiyor. Bunu önemseyen ailelerin bir bölümü özel olarak çocukların Kur'an dersi aldırırken bir çoğu böyle bir imkandan yoksun. Özellikle kırsal bölgeler için Kur'an eğitimi kızlar için imtiyazlı bir durumda ortaya çıkartıyor.
....
Din eğitimi yoksulların tercihi olarak sunuluyor çoğu zaman. Onlar yoksul oldukları için mi derme çatma kurumlarda zevksiz, özensiz mekanlarda, çökmüş yataklarda, çirkin bir ortamda eğitim görmelerini normal karşılıyoruz? Daha modern koşularda çocuklarımıza Kur'an eğitim vermez miyiz. Kur'an öğretmenin kutsallığına insana değer vermek, insana yaraşır ortamlar yaratmak yakışmaz mı? Ya da buralara gidenler yoksul nasılsa diye mi düşünüyoruz? Kur'an öğrenmeye talebin sadece yoksullara özgü olduğunu düşünerek din ile ilişkimizin nasıl da sorunlu bir yerde durduğunu ortaya koymuyor mu?
Kur'an gibi sözün zirvesi kabul eden bir kitabı öğretmek için seçilen yerlerde neden estetik ve insani unsurlar aranmıyor. Bir medeniyetin ve kültürün mirasçıları olarak bu tabloları görmek insanın içini acıtıyor.
Konya'da beyaz başörtülü küçük cesetlere bakamadım. Ulaşılması zor bir tepede, erkek talebe yurdu için alınmış bir ruhsat ile açılmış bir binada Kur'an eğitiminin kaçak verilmek zorunda kalmasını algılayamadım. Nasıl bir ülke idi burası.
Kursun yıkılmasını sebebi yukarıda saydıklarım değil elbette! Sebepler teknik ve insani ihmal olarak açıklanıyor. Bu açıklama gördüğümüz resimlerin belleğimize çakılmasına da durum sorgulamamıza engel değil.
Kur'an öğrenmek isteyenlerin taleplerini duymamıza da engel olmadığı gibi!
abohurler@yenisafak.com.tr09
Ayşe Böhürler
Bu yazı toplam 543 defa okundu.