.


 

RUSLARA KARŞI BATUMDAN RİZEYE OFLULAR

Birinci Dünya Savaşında Ruslarla Doğu Cephesi açılınca Ruslar Doğu Cephesine destek  sağlamak amacıyla Doğu Karadeniz’den de hucuma geçmişlerdir. Bu doğrultuda Batum’dan başlamak üzere Of’a kadar Türklerle bir çok yerde savaş yapmıştır. Bu çalışmada Ruslar Of’a gelene kadar Türklerle Artvin ve Rize’de yaptıkları savaşlarda onlara karşı savaşan Oflulardan  tespit edilenler ele alınmıştır.

 Batum’ dan Rize’ye kadar olan bölümde savaşan Oflulardan tespit edilenler şunlardır:

Çete reisi olarak Of kazasından Hacı Fazlıoğlu Alay Bey, Hacı Fazlıoğlu Topal Behram, Çakıroğlu İsmail Ağa,

Malpet’ten Deli Ahmet Kuveloğlu, Karbuoğlu Şevki ve Amcası Kadir, İstipoğlu Maksut, Cinbül Bahadır,

Manastır’dan Musa Kazım Karaarslan.

Bunlara ek olarak çete reislerinin emrinde yada gönüllü olarak,

Mesaroş’tan Sakaoğlu Ramiz, Çorukoğlu Medet, Kapıcıoğlu Hüseyin (Bu isimsiz kahramanımız savaş sırasında vuruldu. Savaş alanında kaldı. Kimse onu kurtarmaya cesaret edemedi.durumun zorluğunu gören Kurşunoğlu Hasan, ölümü göze alarak, kurşunların arasına dalarak gitti yaralı olan Kapıcıoğlu Hüseyin’i kurtardı),

Alano’dan Kurşunoğlu Hasan (Savaş öncesinde Batum’da dükkanı vardı),

Muzgar’dan İnce Mehmet Dursun,  Nuhoğlu Ahmet ve Halim Ağa, Nuhoğlu Behram,

Çalek’ten İbrahim Ağaoğlu Vahit, Hamit, Kadir, Çakıroğlu Halim Efendi, Kadir ve Yakup Ağa, Çamuralioğlu Kamil, Sazodaoğlu Emin,

Bayırca’dan Arif Yılmaz.

Yukarda sayılan Oflu milis kahramanlarımızın oluşturduğu veya yer aldığı milis kuvvetleri, diğer komşu kaza ve köylerin milis kuvvetleri ile birlikte daha sonra 1 Eylül 1915’te Hopalı Yüzbaşı Mamoizade Rauf bey komutasında Batum’a varmıştır. Buraya daha önce gelen ve İsgaristi ile Murgul ve Sultan Selim Dağlarında cephe oluşturan Türk birlikleri yerlerini alır almaz savaş başlamıştı.

İlk çarpışmalar 15 Ekim 1915 tarihinde Yüzbaşı Rauf bey yönetimindeki Türk birliklerinin İsgaristi cephesinden düşmanın bulunduğu Çifteköprü mevzilerine doğru olmuştur. Türk birlikleri çok başarılı sonuç alınca düşman denizden ve karadan takviye alarak Türklere kaptırdıkları yerleri geri almak için karşı taarruza geçti. Rus kuvvetleri Maradit denilen yerde taarruz için toplandığında, Türk birlikleri de Borçka’dan hareket ederek Maradit’i işgal etmek için Pehlivan köye geçti. Buradan da düşmanı gizlice arkadan çevirmek için Oflu Alaybey ve Topal Behram çeteleri anayolun sağ tarafından hücuma geçti. Diğer Türk birliklerinin de aynı anda hücuma geçmeleriyle düşman birlikleri Machael bölgesine geri çekilmek zorunda kaldı. Ancak bundan sonra düşman daha çok takviye alarak Türk birliklerini yer yer bozmaya başladı. Bu arada Giresun’dan gelen ünlü Topal Osman ve milis kuvvetlerinin de üstün gayretlerine rağmen çok güçlü düşman kuvvetlerine karşı Murgul, Balıklı, Çifteköprü düşman eline geçti ve Türk birlikleri yenildi.

Türk kuvvetleri Balıklı Tepe’yi terk ederken Oflu Topal Behram ve Alaybey’in yönetimindeki Oflu milis kuvvetleri düşmanı oyalayarak onların bütün taarruzlarını durdurmaya muvaffak olmuşlar ve böylelikle diğer Türk kuvvetlerinin dağılmadan geri çekilmesini sağlamışlardır. Bu arada Yüzbaşı Rıza Bey, Türk birliğinden izin alarak Hopa’daki ailesinin yanına gidince yerine bu göreve Alman Ştanga getirilmişti. Bu Alman Ştanga; Ardahan’ı işgal etmiş fakat Rus kuvvetlerinin her taraftan sıkıştırması sonucunda Borçka yolu ile geri çekilerek Türk kuvvetlerine iltica eden 8. Piyade birliklerinin komutanı idi.

 

Balıklı Tepesi Rusların eline geçince Türk birlikleri Arhavi deresi’ne çekilmişti. Ancak burada da tutunabilmek ve düşman birliklerinin ilerlemesini durdurmak için dağınık haldeki kuvvetleri bir araya getirip, savaş gücünü artırmak gerekli idi. Bu amaçla erkanı harptan (kurmay subay) olan Ali Rıza Bey burada bütün birlikleri birleştirerek Teşkilat-ı Mahsusa Alayı”nı kurdu. Alay komutanlığının emrine alınan üç çeteden birinin başında Çakıroğlu Ahmet Ağa vardı.

Arhavi’deki bu savaşlara katılan Of Bayırca köyünden Arif Yılmaz’ın tarafımıza gönderdiği 4.3.1984 tarihli imzalı yazısında bu konu için şöyle bahsetmektedir:“ Sülalemizde Kurtuluş Savaşı ve Cihan harbine kardeşim ve ben katıldık. İkimizde Arhavi’ye gittik. İkizdik. Buradaki savaşta ikiz kardeşim yüzünden vuruldu. Bu savaşlarda düşmanın aşırı gücü ve bizim dağınık olmamız dolayısıyla hep yenildik. Çekile çekile biz köyümüze kadar geldik. Arif Yılmaz, Arhavi’ye gidişlerini şöyle anlatmaktadır: “Önce sevkıyat için Trabzon’da Ermeni mektebine gittik. Orada Batum Sancak beyinin oğlu Aslan bey, bizleri sevkıyat sırasında seçerken bize “sen gavurdan korkar mısın?” diye tek tek sordu. “korkarım” diyen olduysa da çoğumuz “gavur bizden korksun” dedik. Sonra “gavurdan korkmayanları” (içlerinde ikizimle bende dahil) Trabzon Soğuksu’ya eğitime götürdü. Orada çadırlarda kalarak cephe eğitimi yaptık. Cephe komutanı Avni Paşa, bize Ramazan Bayramı izni verdi. Bayramdan sonra taburla birlikte Arhavi’ye gittik. Bize verilen noktayı teslim alarak düşmanla çatıştık. Ben savaşlar sırasında ayağımdan vuruldum. Beni Atina (Pazar) hastanesine yatırdılar. Bu savaşlardan dolayı bana “Sadakat Nişanı” verdiler.

Türkler, Arhavi bozgunu sonucunda geri çekilerek, Viçe’nin (Fındıklı) Abu Deresini tutmuştu. Bazı alay ve taburlarla Trabzon Jandarma Alayı da bölgeye gelmişti.[1] Rus kuvvetleri de hemen Türklerin arkasına gelerek onları sıkıştırdıkları için Türkler hemen mevzilenmek zorunda kalmışlardı. Bir yandan doğudan saldıran düşman kuvvetleri, bir yandan sahilde demirleyen düşman filosu vardı. Her iki taraftan hücuma geçen Ruslara karşı Türkler kahramanca mücadele etmesine rağmen bölgede sadece altı gün kalabilmişlerdi. Yüzbaşı Veysel beyin taburunun üçte ikisi şehit düşmüştü. Sonuçta 2.12.1915 tarihinde bu cephemizde bozulmuştu.

Bu savaşlarda kayıpların durumu şöyle idi:Türkler;  bir yüzbaşı ile 500-600 şehit veya yaralı, Ruslar; 4000-5000 ölü ve yaralı[2].

Görüldüğü üzere burada da az bir kuvvetimizin Ruslara bu kadar kayıp verdirmesi elimizdeki imkansızlıklar içinde kıvranan az bir kuvvetimize nazaran Rusların bizden 8-9 misli kayıp vermesi Türkler için büyük bir başarıdır. Ancak sonuçta yine yenilgi vardır.

Ruslar bu savaşlar sırasında çok kayıp vermesine rağmen sürekli geriden takviye aldıklarından kayıplarını telafi edebiliyorlardı. Buna karşılık Türklerde yenilgiler artıkça zaten çoğu milis kuvveti şeklinde olan kuvvetlerin askerleri kaybettikleri topraklardaki ailelerini almaya bulmaya ve onları savaş alanından uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.

Bu savaşta Ofluların etkileri Arhavi Savaşlarında olduğu gibidir. Ancak emir komuta zinciri dolayısıyla Oflu milisler merkez emrine bağlandıklarından onların ayrı olarak adları ve başarıları geçmeyecektir.

 Ruslar da 8.3.1916 tarihinde Rize’yi dört taraftan kuşattıklarında Rizelilerin ne karşı koyabilecek güçleri vardı ne de askerleri. Yardım ve asker gelme ihtimalide yoktur. Rize’nin hiç savaş yapmadan teslim olmasına kızanlar vardır ama bu yanlıştır. Çünkü Rize dört taraftan kuşatılmış, erkeklerinin askerde ve şehirde hiç asker yoktur.

 

Ruslar 6 Mart akşamı Rize’nin doğusuna asker çıkardılar. 7 Martta Rize doğusuna üçüncü bir çıkarma harekatı yapıldı. 8 Mart günü ise Rize işgal edildi. Burada bekleyerek gerideki kuvvetlerinin buraya gelmelerini sağladılar. Artık Trabzon önündeki son büyük şehri alarak emin adımlarla Trabzon’a geleceklerini düşündüler. Fakat daha Of’a gelmemişlerdi ve karşılarına neler gelebilecek bilemezlerdi. Fırtına Deresi’nde yenilmiş olarak geri çekilen Türk kuvvetlerinden kalanlar ise Of doğusunda Kalapotamos (İyidere) başındaki sırtlarda mevzilendiler.[3] Rusların Of’a geldikten sonra başlarına gelenleri ise tarafımdan yazılan “Doğu Karadeniz Muharebesi ve Of Direnişi” adlı kitapta geniş olarak bulabilirsiniz. Kitap isteme adresi ise: (Sahaflar.com) Sahaflar Kitabevi 0212. 5281978 veya yazarından isteme ve imzalamalı 0505.2961161 nolu telefondan istenebilir.


[1] Sabahattin Sınır, Trabzon Tarihi ve Sosyal Yapısı,s 354

[2] Altay Yiğit, Birinci Dünya Savaşında Doğu Karadeniz Muharebeleri, s.86

[3] Fahri Belen, Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi, C.3, s.28