|
ANADOLU’NUN İLK YERLİLERİ
Doğu
Karadeniz’e tarih boyunca kimler gelmiş, kimler geçmiş konusunu
incelemeden önce Doğu Karadeniz’in de bağlı bulunduğu Anadolu
yarımadası’nın tarihi ve bu tarih içinde buraya hangi kavimler
geldiği ve sonradan bu kavimlerin ne olduğu konusunda kısaca bilgi
vermekte yarar vardır.
İlkçağ öncesi
Anadolu (M.Ö.5000-M.Ö.3000 yılları arası):
Anadolu’nun ilkçağı öncesine ait bilgi, belge ve
buluntular çok azdır.O döneme ait günümüze ulaşan en önemli
buluntular genelde höyükler ile o döneme ait bazı eşya ve
aletlerdir.
Anadolu’ya ilk kültürleri getirenlerin genelde Proto-Hitit olarak
adlandırıldığı bilinir.M.Ö. beşinci bin ile M.Ö. üçüncü bin
yılları arasında Anadolu’ya yeni insan kütleleri gelmiştir.Bu
insanların Kalkolitik devir medeniyetine sahip olduğu
bilinmektedir.Bu insan dalgaları, başlıca merkezleri Kızılırmak
boyları olmak üzere çeşitli yerlerde boy boy yurt tutmuş, her boy
yerleştiği yerde mabetleriyle beraber birer site kurmuştur. Bu
sitelerden en önemlileri Kuşar, Hatti, Kaneş’tir (1*). Avrupalı
yazarlardan bazılarının bu siteleri kuranlara; Asyanikler,
Yafesiler veya Proto-Hitit adı vermeleri ve bu surette onların
Sami ırkından veya Hint-Avrupa ırkından olmadıkları
belirtilmektedir.Anadolu’nun bu ilk halkının brekisefal ırkından
olması bu toplulukların Türk olduğunu çağrıştırır.1931 yılında
liselerde okutulan tarih kitaplarında bu toplulukların Hata
Türklerinden olduğunu belirtilir (2*). Bunlardan sonra bölgeye
Luviler gelerek Göller yöresi çevresine yerleşirler.
M.Ö.3000-M.Ö.2000
yılları arasında Anadolu:
M.Ö.Üçüncü bin sonlarına doğru Ortaasya’da meydana
gelen bir siyasi kaynaşma, yeniden bir çok insan gruplarını batıya
doğru göç etmesine neden olmuştur.Bu dalgalardan bir kısmı
Anadolu’ya girerek, burada siteler halinde yaşayan Proto-Hititler
ve Göller yöresindeki Luvilerin alanı işgal ederler. Buralarda
Kusar ve Nesa adlı birer beylik düzeyinde devlet
kurarlar.Bunlardan Kusarlar, özellikle Proto-Hititlerden aldıkları
yerlere ve kendilerinin yeni kurdukları yerlere yerleşirler.Ancak
Kusar’ın yeri kesin olarak belli olmayıp Niğde ve Aksaray
civarında olduğu tahmin edilmektedir.Aynı şekilde Nesa şehri ise
Muratlı höyük denilen bir höyük çevresinde olduğu tahmin edilmekte
olup birkaç yüzyıl bağımsız oldukları sanılmaktadır (3*).
Nesaların ünlü hükümdarı Anitta (Anittaş) zamanında yaklaşık M.Ö.1900
yıllarında Anadolu’nun eski halkı olan Proto-Hititler ile
Nesalılar kaynaşıp Anadolu’nun bilinen ilk imparatorluğu “Hitit
imparatorluğu” adıyla kurulur. Bu zamanda Luviler ile ilişkiler
dostça devam etti. Luvi dili Hititlerde kullanılır hale geldi.
Hitit İmparatorluğu:
Nesa beyliği çevresindeki site
kentlerini ele geçirerek imparatorluk düzeyinde ulaştığında
devletin hakim unsuru Hata,Hattalar olduğundan devletin adı Hitit
İmparatorluğu olarak anılmıştır.Bu imparatorlukta Asyanik
topluluklar ile (Türk asıllı), Hint-Avrupa ırkı karışmış ve
ağırlık gittikçe Hint-Avrupalılaşmıştır.Buda bölgeye yeni göçlerin
kademe kademe olarak geldiğini gösterir.
Hititlerin ilk büyük kralı Tuthaliya olup onun sülalesinden sonra
gelen Talabarna, hakim olduğu yerler itibarıyla imparator
düzeyinde anılmıştır.Hattuşil I döneminde ilk kez Toroslar
geçilerek Suriye toprakları alınınca Mısır Uygarlığı ile sınır
olundu.Murşil I döneminde başkent M.Ö.1810 yılında Hattilerin
başkenti olan Hattuşaş oldu. Bu kralın ölümüyle sarsılan Hititler,
daha sonradan kendilerini tekrar toparlayarak Babil devletini
yıktılar.Ancak onlardan aldıkları yazı ve diğer medeniyet,
Hititlerden günümüze bir çok yazılı eser kalmasına sebep oldu.Bu
kil tabletler üzerine yazılı olan onbinlerce belge ile Hititlerin
tarihi ve çevresinde bölge ve ülkelerin tarihi aydınlanmaktadır.
Hititler güçlendikleri son dönemlerinde doğudaki Hurriler asıllı
Mitanniler ile mücadele ederek onları yendiler ve kendilerine
vasal devlet haline getirerek krallarını Hitit soylularından
seçmeye başladılar.II.Murşil döneminde Hitit topraklarında,
özellikle Kuzeyde Kaşkalar (Gaşkalar) isyan ederler.Yıllarca süren
mücadelelerden sonra bu ayaklanmalar bastırılamaz.Ancak bu sırada
güneydoğuda yeni bir devlet olarak Asurlular ortaya çıkar.
Muvattali döneminde Gaşka ayaklanması devam eder.Luviler ve
batıdaki diğer topluluklar da isyan edince bu kral güç durumda
kalır ve Gaşkalara çok yakın olan başkentleri Hattuşaş’ı
terkederler.Bu olaylar sırasında Hitit şehir, kasaba ve köyleri
çok zarar görür ve insanları dağılırlar. Ancak İsyan bastırılınca
uzun bir müddet, ülke yeniden kurulmaya ve imar edilmeye
başlanır,insanlar geri dönmeye başlar.Bu tarihlerde
Mısırlılar,Suriye’yi alıp Kadeş’e kadar gelince Mısır ve Hitit
mücadelesi başlar.Bu mücadelelerin sonunda Mısır kralı Ramses
II’ye karşı Hitit İmparatoru Muvattali, kendi ordusunun yanında
çevredeki beyliklerin orduları ve Gaşkaların paralı askerleriyle
büyük bir ordu hazırlar.M.Ö.1294 yılında iki büyük ordu
Suriye’deki Kadeş’te karşılaşırlar. Dünya tarihinin ilk büyük
meydan savaşı olur. Bu savaşı Hititler kazanır.Ancak yağmaya
başlayan Hitit ordusu, Mısır ordusunun geri kuvvetlerinin
hucumuyla yenilir.Ancak orduların büyüklüğü ve yok edilemeyişi
savaşın devamını getiremez ve iki taraf daha sonradan Hattuşil III
döneminde dünya tarihinin ilk yazılı anlaşması olan Kadeş
Anlaşması’nı yaparlar.Bu anlaşma iki dilde yazılmış olup bir
sureti Hattuşaş’ta çivi yazısı ile diğer sureti Mısır’ın o zamanki
başkenti Tep’te Hiyeroglif yazı ile bulunmuştur.
Hattuşil III’ten sonra yenine geçen oğlu Tuthaliya VI. Zamanında
Asur tehlikesi artar.Asurlar,Hititlerin vasalı devlet olan
Hurrilerin Mitanni devletine girer ve ülkelerini yakıp
yıkarlar.Hititler, Hurrilere yardıma koşarlar ancak onlarda
Asurlulara yenilirler.Böylelikle Hititlerin, Mitannilerin
üzerindeki etkisi sona erer.Bu arada Anadolu’nun batı kıyılarına
devamlı olarak daha batıdan Makedonya’dan ve Yunanistan yoluyla
yeni kavimler gelmeye başlar.Arnuvanda II adlı Hitit hükümdarı
zamanıda iç isyanlar artar.Zayıflayan ve şehirlerinde genelde kale
olmayan Hitit toprakları kuzeydoğudan gelen yeni bir topluluğun
istilasına hazır hale gelir.M.Ö.1180 yıllarına bilinen son Hiti
hükümdarı Tudhalya V.’ten sonra birden bire yazılı dönem sona erer
ve Anadolu’da Karanlık dönem denen yaklaşık 500 yıllık bir dönem
başlar. Bu dönem zarfında hakim oldukları toprakların istilaya
uğraması ile sağ kurtulabilen Hitit kalıntıları kendilerine en
yakın kavim olan Hurri asıllı Mitannilerin topraklarına
sığınırlar.Onlarla birleşerek Güneydoğu Anadolu ve kuzey
Mezopotomya’da yeni fakat küçük şehir devletleri kurarlar.Bunların
en önemlileri Kargamış olur.
M.Ö.2000
yıllarından sonra Kafkaslardan Anadolu’ya gelerek Doğu Karadeniz
ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaşayan Hurriler, Anadolu’da
Hitilerin en güçlü olduğu devirlerde onlara vasal krallık olarak
yaklaşık 200 yıl kadar Doğu Anadolu ve kuzey Mezopotamya’da
yaşadılar.Hakimiyetleri 14.yüzyılda Asurluların baskısıyla son
buldu.Daha sonradan kendilerine katılan Hitit kalıntıları ile
tekrar site kurdular ise de bunların tarihte fazla bir etkinliği
olmadı. Hurriler,genel olarak Hitit kültür ve sanatının Doğu
Anadolu ve Mezopotamya’daki temsilcileri oldular.
Hititlerin kuzey komşuları arasında çağdaşı topluluklardan
Kaşkalar ile bilgiyi ilerleyen konularımız arasında
bulabilirsiniz.
Doğu Anadolu’da uzun süren Asur etkisinden sonra Urartu hakimiyeti
görülür.M.Ö.9.yüzyılda kurulan bu devlet en güçlü zamanlarında
Malatya’ya kadar hakim oldu ise de önce Asurluların baskısıyla
sınırlarını Van gölü çevresine çekmek zorunda kaldılar.Sonrada 600
yıllarına doğru Kafkasya’dan gelen önce Kimmerlerin sonra da
İskitlerin saldırılarına karşı koyamayınca siyasi egemenliklerini
yitirirler.Bunlardan bir kısmı Doğu Karadeniz’e Trabzon’un
güneyine çekilirler.Buralarda tanrıları Khaldi adından dolayı
Yunanlılar tarafından Khaldiler adı ile anılırlar.Khaldiler halkı
hakkındaki bilgiyi konularımız arasında bulabilirsiniz.
Doğu Karadeniz’deki yer adlarına bakıldığında buralarda Hitit ve
Luvice kökenli yer adlarının saptanması,dağılan Hititler ve onlara
bağlı olarak vasalı durumundaki Luvilerin kaçış durumunda Doğu
Karadeniz’e de kaçtıkları ortaya çıkar.Doğu Karadeniz’in coğrafi
özelliklerinin ilk çağ şartlarına göre devlet kuramamalarına engel
olduğu düşünülürse neden güneye gidenler oralarda şehir devletleri
kurdukları fakat kuzeydekilerin kuramadıkları sorusuna cevap
olur.Henüz kuzey kıyılarında şehir ya da şehir devleti anlayışı
gelişmemiştir.
M.Ö.1200-M.Ö.800 yılları arasında Anadolu tarihi için hiçbir
kayıt olmadığından bu dönem Karanlık Çağ olarak adlandırılır.Bu
dönem Kranlık Çağ konumuzda ele alınmıştır.
Frigler (M.Ö.800-M.Ö.676)
Frigya adının kapsadığı alanlar, Frigya devletinin hakim olduğu
alanlara göre zaman zaman değişmesine rağmen genelde kısaca
Sakarya Irmağı yayının olduğu alan ve çevresi olarak
düşünülebilir.Zaman zaman Karadeniz kıyılırından Göller yöresine
ve Marmara kıyılarından Kızılırmak boylarına kadar
uzanıyordu.Ancak en çok iz bıraktığı alanlar bugünkü Afyon ve
Kütahya illeri ile bunların çevreleridir.
Frikya’nın ilk halkı Proto-Hitit’lerdir.Daha sonradan Batı
Anadolu’ya Makedonya’dan gelen Thrak kökenli Frigler M.Ö.1200
yıllarından itibaren çeşitli zamanlarda Anadolu’yu yakıp yıkarlar
ve Anadolu’da “Karanlık Çağ”’ın başlamasına neden olurlar.Bu
karışıklıklarda Hitit İmparatorluğu yıkılır.Karanlık çağın
bitimiyle M.Ö. 800 yıllarında birden bire yukarda belirtilen Frig
topraklarında Frik krallığı kurulur.Bu krallık içindeki Doğu
Marmara’da Bitinyalılar,Güney Marmara’da Misyalılar,Göller
yöresinde Pisidyalılar,İzmir çevresinde Lidyalılar,Orta
Karadenizde Paflagonyalılar ve eski Hitit kalıntıları Friklerin
temel halkını oluşturur.Bu dönemde Friglere bağlı olmayan
Karyalılar Güney Ege’de, Luvice konuşan Likyalılar,Pamfilya’nın
güneybatısında ve Antalya,Muğla çevresinde; Kilikyalılar, Mersin
ve Adana çevresinde yaşarlardı.Ayrıca Doğu Karadeniz Kimriler
bölgesi idi ve Doğu Anadolu’da ise Urartular vardı.
Friklerin Anadolu tarihindeki önemi, hakim oldukları bölgelerdeki
son Hitit kalıntılarını kendi bünyelerinde eritmeleri ve
Anadolu’ya yukarda sayılan halkların gelmesine zemin hazırlamak
olmuştur. Başkentleri Ankara yakınlarındaki Gordion olan Frigler,
yaklaşık M.Ö. 670’ li yıllarda Kafkasya yoluyla Doğu Karadeniz’den
gelen Kimmerlerin saldırılarıyla güçlerini kaybedince yerlerine
uzun bir süre Kimmerler hakim oldu.Friglerin son kralı Midas M.Ö.676
yılında Kimmerler yenilerek intihar edince Frigler tarih
sahnesinden silinmelerine rağmen dilleri M.S.4. yüzyıla kadar
sürdü.
Friglerin kuruluş dönemlerinde Yunanistan’da Dor
istilası başgösterince, orada yaşayan Akhaların büyük bir kısmı
Batı Anadolu kıyılarına çekilirler.Buralarda bazı şehirler
kurarlar ve bunlardan en güçlüleri Efes ve Milet’tir.Bu dönem Batı
Anadolu’daki kıyı kentlerinin kolonizasyon ve deniz ticareti
sayesinde gittikçe güçlenmeye başladıkları bir dönemdir.Bu dönemde
güneydeki Efes,Anadolu’nun Akdeniz kıyılarında koloniler
kurar.Daha kuzeydeki Miletliler ise güneye inemediklerinden kuzeye
yönelmek zorunda kalırlar ve kuzeyde Marmara kıyılarında ve Doğu
Karadeniz kıyılarında koloniler kurarlar.Kuzeyde Karadeniz’de
kurulan en önemli koloniler Zonguldak Ereğli’si, Sinop,Samsun ve
Trabzon’dur.Bu şehirlerin adları incelendiğinde bu şehir adlarının
Yunanca kökenli olmaması, buralarda daha önce bu şehirlerin
olduğunu ve Yunanlıların buraları aldığı düşüncesini
doğurur.Üstelik Anadolu kıyılarında bir sürü şehir devleti ve
kolonileri kuranların sayıları Yunan kaynaklarına göre 350.000
kişiyi geçmez.(4*) Bu duruma göre, ağırlık merkez şehirler olan
batı kıyılarındaki şehirler olacağına göre Doğu Karadeniz’deki
kolonilerden en büyüğü olan Sinop ve Trabzon kolonilerindeki
Yunanlı sayısının 10.000 kişiyi bile bulamayacağı kesindir.
Kimmerler ve
İskitler (M.Ö.676-M.Ö.633) Karadeniz’in
kuzeyindeki geniş bozkırlarda yaşayan Kimmerler,Türk asıllı olup
kendileri gibi aynı soydan olan İskitlere karşı yaptığı
mücadeleleri kaybedince kitleler halinde Kafkas yoluyla Doğu
Karadeniz ve Doğu Anadolu’ya akmaya başlamış ve bu karışıklıklar
içerisinde önce Doğu Anadolu’da tarım ve hayvancılığa dayalı bir
devlet kuran Urartuların parçalanmasına sebep olurlar.Fakat
ardından kendilerini takip ederek gelen İskitlerin önemli bir
kolunun baskısıyla Urartu ülkesinde kalamayınca batıya yönelerek
Frigleri yenerek M.Ö.676 yılından itibaren Frig ülkesine hakim
olurlar.Ancak peşlerinden gelen İskit kolu ile karışarak kaynaşıp
yaklaşık otuz yıl boyunca Orta Anadolu’da hakim unsur olurlar.
Merkezleri Doğu Karadeniz kıyılarındaki Sinop olur. Bu tarihlerde
İzmir ve çevresindeki Lidyalılar gittikçe güçlenmeye
başlarlar.Doğudan gelen Asurlular ve batıdaki Lidyalıların
baskısıyla yerlerini Lidyalılara bırakmak zorunda kalırlar.İlk
olarak Lidyalıları yenmelerine ve bütün ülkelerini yağma
etmelerine rağmen Asurlulara yenilerek dağılırlar.
Anadolu’daki yer adlarına ve diğer izlere bakıldığında bunların
Zonguldak,Kastamonu ve Sinop çevresi ile Doğu Karadeniz’de de
etkin oldukları görülür.Ancak bu topluluklar Anadolu’ya göçebe
olarak geldiklerinden ve yazılı hayatları olmadıklarından
yaşadıkları yerlerdeki halklara uyabilmek için onların dillerini
ve kültürlerini almak durumunda kaldıklarından kısa zaman
içerisinde onlar arasında eridiler.
Kimmerleri kovalayarak ardından gelen İskit’ler ile bilgileri
İskitler ile ilgili konuda incelemek mümkündür.
LidyalılarM.Ö.800-M.Ö.546)
Kimmerlerin baskısından nasibini alan Lidyalılar,kısa zamanda
toparlanarak varlıklarını kaybetmediler.Kimmerlerin gerçek bir
anlamda devlet kuracak ve yerleşik düzene geçebilecek bir
kültürleri olmayışlarından da yararlanarak siyasi boşluları iyi
değerlendirdiler ve gittikçe güçlendiler.Lidyalıların otokton
halkı eski Anadolulular ile Trakya’dan gelen topluluklardı.Bunlar
Meonyalılar,Sartlar ve Turşalar adıyla anılmakta idiler.Bu
boylardan ilk olarak Meonyalılar, 13. yüzyılda Hititlerin vasalı
olan Friklere bağlı küçük bir prenslik idi.Yunanlılara göre
bunların ilk kralları Atis olduğundan ilk sülale Atiler olarak
anılır.Sonradan Lidüs hakimiyetini sağlayınca ülke Lidya olarak
anılmaya başlar.Bunların başkentlerinin eski adı Assuva (Luvice
bir kelime) idi.Yunanlıların Anadolu’da bildikleri ilk şehirlerden
olan Assuva’yı Asya olarak telaffüz ettikleri için sonradan Asya
sözü Yunanlıların karşı kıyılarına ve Anadolu’ya sonraları da tüm
kıtaya ad olur.Lidyalılar bu şehrin adını Sard olarak değiştirerek
başkent yaparlar.
Lidyalıların en önemli krallarından Giges,Efes’ten başlayıp
başkentleri Sart’tan geçen ve Asur ülkesine kadar giden “kral
yolu” nu yaptırarak ve güvenliğini iyi siyasi ilişkilerle
sağlayarak kara ticaretinin gelişmesini sağladı.Bu doğrultuda
Lidayalılar ticaret yoluyla çok zengin oldular.Ancak Friglerden
Paflagonyayı alarak oraya yerleşen Kimmerler,Lidya topraklarına
saldırırlar.Lidyalılar karşı koyamazlar ve Asurlulardan yardım
isterler.Asur yardımı gelene kadar bütün Lidya toprakları ve
şehirleri yağma edilerek harabeye çevrilir.Kilikyaya kadar inen
Kimmerler, Asur yardımı gelince M.Ö.650 yıllarında Asulular
tarafından yenilirler.Orada kalanlar geri dönemezler ve
kurtulabilenler Suriye ve Filistin’e kaçarak orada izlerini
kaybettiriler.
Kimmerler çekildikten sonra kendilerini toparlayan Lidyalılar
Anadolu’nun orta ve batı kısımlarını ellerine geçirirler ve
ticaret alanındaki faaliyetleriyle devrin en zengin ülkesi
olurlar.Bu dönmede ilk altın parayı bulurlar.Başkentleri Sard
eskisinden daha büyük ve daha zengin şehir olarak dünyanın kültür
ve sanat merkezi olur.Krezüs adlı hükümdarları zamanında
Lidyalılar,güçlerinin zirvesine ulaştılar.Anadolu’nun doğusu İran
asıllı Medlerin, batısı Lidyalıların egemenliğine girdi.Fakat
Krezüs’ün, yabancı kökenli paralı askerleri İranlılara karşı
ülkelerini koruyamadı ve Lidyalılar, yaptıkları iki savaşı da
kaybedince M.Ö. 546 yılından itibaren Anadolu hakimiyeti Medlere
geçti.
Medler ve Persler Dönemi
(M.Ö.546-M.Ö.332)
Medler, İran çevresinde milli devletlerini
kurduktan sonra hakimiyetlerini Doğu Anadolu’ya kadar
genişlettiler.Daha sonra Lidyalıları yenerek Anadolu’nun tamamına
yakın bölümünü ellerine geçirdiler.Medlerin devamı olan Persler,
Anadolu’yu satraplıklara (eyalet valiliği) bölerek doğrudan
merkeze bağladı.Kıyılardaki bütün Yunan asıllı koloniler de
Perslere bağlanır.Bunların ticaretinde İranlılar da etkin olmaya
başlar.Medler ve Perslerin Anadolu’daki siyasi etkinliklerini
Herodot’un tarihinden ayrıntılı olarak öğrenmek mümkündür.Bir ara
Yunanistan’a da hakim olan Persler, uzun süren Pers Savaşları
sonucunda Yunanistan’dan atılırlar.
Perslerin dönemi, Anadolu tarihinin en ayrıntılı bilgilerinin elde
edildiği dönemlerden biridir.
Bu dönemde
güney Karadeniz kıyılarında yani Anadolu’nun Karadeniz
kıyılarındaki Yunan kolonileri zenginleşir.Ancak bunların
güneyinde yabancı kaynakların, Asyalı kavimler dedikleri
topluluklar vardı. (5*)Bu kavimlerin çoğu, Türk asıllı
kavimlerdi.Daha güneydeki Pamfilya bölgesinde de İran asıllı
kavimler vardı.Bu kavimler dillerini Hıristiyanlığın Anadolu’da
yayıldığı 3. yüzyıla kadar koruduklarına göre buraların etnik
yapısında bozulma olmadığı ortaya çıkar.
Perslerden
sonra Anadolu’ya hakim olan Makedonya kralı Büyük İskender ve
Hellenizm dönemi ile bunlardan sonra kurulan Pontus Krallığı ve
onlardan sonra Anadolu’ya hakim olan Roma İmparatorluğu ve devamı
olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ile ilgili bilgileri
konularımız arasında bulmak mümkündür.Yukarıdaki bilgiler
incelendiğinde Anadolu’ya ilk gelen kavimlerin kimler oldukları ve
birbirlerini nasıl etkiledikleri ortaya çıkar.Bu toplulukların
çoğu Anadolu’da 3.yüzyıldan sonra yayılmaya başlayan Hıristiyanlık
dini ve bu dinin getirdiği dil birliği yüzünden kendi kültürel
kimliklerini ve Anadolu’da resmi dil olan önce Latince ve Rumcayı
kabul etmekle de öz benliklerini kaybetmeye başlamışlardır..Ancak
bunların izleri bölgelerdeki yer ve coğrafi adlarla
süregelmektedir.Bu ön bilgilerden sonra Doğu Karadeniz’in tarihi
konusuna kısaca göz atalım:
|