|
En Aykırı Hoca - Mustafa Sıtkı Cansızoğlu
Of'un en büyük fakat bir o kadar da en argo din adamlarından,
alimlerinden biri. Hatta günümüzde Oflu Hoca deyip
internette on binlerce sayfa oluşmasına ve bu sayfalarda Oflu
Hocaları, Ofta yetişen hocaları aşağılayan,onlarla alay eden,
dolayasıyla Oflularla alay eden ve bunun adına espri, güldürü,
komedi diyen, hatta dinlendiğinde bile dinden çıkacak kadar
olumuszluklar içeren yayınların nedenini oluşturan ve bozulan Oflu
Hoca imajının bozulmasına katkısı olan bir alim. buna
rağmen verdiği fetvalara espriyi, argoyu, küfürü katan ancak
hepside doğru olan bilgileri aktaran biri. en büyük Oflu
hocalardan biri. Hakkındaki anekdotlar sayılmayacak kadar çok.
Hakkında kitap yazılacak kadar kıymetli biri. Mehmet
Günaydın, Cansız Hoca, adıyla İstanbul,da 2007 yılının ilk
aylarında Heyamola yayınları arasında onun hakkında kitap
yayınlamış. Sizinde bu yazının sonunda değerlendirmeleriniz benim
çalışmama ışık tutacağından sizinde öneri ve
değerlendirmelerinizi bekliyorum.
MUSTAFA SITKI CANSIZOĞLU
Mustafa Sıtkı Cansızoğlu, Of ilçesinde, Cansızoğulları’ndan Ahmet
Efendi’nin oğlu olup 1895 yılında Of ilçesi Kondu
köyünde doğdu. Köyündeki medresenin müderrisi Kadahorlu (Çaykara)
Müslim Efendi’den ders aldı. Ayrıca Kondu, Paçan
ve Mavrand köylerinde medrese eğitimi ve Farsça ile Arapça
dersleri aldı.
Mustafa Sıtkı Cansızoğlu, 1914 yılında savaş için seferberliğe
katıldı. Askeri hayatı Erzurum’da geçti. Bu arada ünlü Of
Savunmasına katıldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Of ve Sürmene
Askere Alma Şubelerinde hizmet etti. 1927–1928 yıllarında
Of’u temsil etmek üzere Trabzon Vilayeti Meclis-i Umûmîsi’ne aza
olarak katıldı.
Din âlimliğinde üstün bir yeri olan Mustafa Sıtkı Cansızoğlu,
çağdaş bir din adamı idi. Din adamlığının yanı sıra şairliği de
vardı. Mustafa Sıtkı Cansızoğlu, şiire Âşık Garip ve Kerem’i
okumakla başlamıştır. Sonradan Tuhfe-i Vehbî’yi ezberlemiştir.
Onlardan sonra Türk ve İran asıllı birçok şairin divanlarından
önemli şiirleri ezberlemiştir. Yazı ve şiirleri Trabzon’da çıkan
Fecir mecmuası ile sonradan çıkan İkbal, Yeni Yol, İstikbal ve
Halk Gazeteleriyle İnan ve Necm-i Ati mecmualarında
yayınlandı.
1945–1965 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatında
gezici vaiz olarak çalışan Mustafa Sıtkı Cansızoğlu, bu
başkanlık için Arapça’dan birçok çeviri yaptı. Bunlar arasında;
Zâhid Kevserî’nin “İmam Ebû Yusuf Terceme-i Hal-i” (1948),
Bedrettin Simavi’nin “Vâridat” (1958), Hüseyin Kâşifî’nin “Osmanlı
Devletinde Çöküş Devri”’(1958) adlı eserleri sayılabilir.
Ayrıca Mevlânâ’nın 207 rübaisini aruz vezniyle Türkçe’ye
çevirmiştir. Mustafa Sıtkı Cansızoğlu, 1975 yılında vefat etmiştir
.
Mezarı Dernekpazarı’ndaki aile kabristanındadır. Son yıllarında
Trabzon Merkez vaizi idi. Emekliye ayrıldıktan sonra
hastalandı. Ölümüyle cenazesi kendi köyünde defnedilmiştir .
Birinci Dünya savaşı’ndan sonra Sadıkzadelerin vapur
işletmelerinin İstanbul’daki şubesinde bir süre kâtiplik
yapmıştır. Bu
esnada Batı kültürüyle yakın teması olmuş ve batılı ünlü bilim
adamlarının eserlerini okumuştur. Kendi köyünden
Ekşioğullarından İsmail Ekşi’nin kızı Hatice hanımla evlendi.
Halide, Nadire, Latife adlı üç kızı ve Nihat adlı bir oğlu oldu. O
ölünce (1944 yılı) öğretmen arkadaşından dul kalan Hatice Neriman
Hanım ile 1947 yılında evlendi. Ünlü Trabzonlu doktor
Gündoğdu Sanımer onun üvey oğlu idi.
14. 11. 1975 tarihinde Trabzon’da hastanede vefat etmiş olup
cenazesini Çarşı Camii imamı Hüseyin Sarıca ve şimdiki
Erzurum Müftüsü olan o zamanki vaiz Ahmet Arslantürk yıkamış olup
cenaze namazını ünlü Çaykaralı âlim Hasan Rahmi
Yavuz kıldırdı. Dernekpazarı ilçesinin Kondu mahallesine çıkarken
çarşıya yakın yol üzerinde ağabeyinin yanına
defnedilmiştir. Cenazesine katılanlar arasında ünlü kıraat âlimi
Mehmet Rüştü Aşıkkutlu ve döneminin diğer büyük âlimlerinin
de bulunması onun ilmine yapılan hürmeti göstermektedir. <br />
GÖRDÜKÇE
“Şaşırmıştım oduncularda sert etvarı gördükçe
Bu gün dondum şu dağlarda yığılmış karı gördükçe
Soğuktan titreyenler çok, nasıl titrerdi bir köylü,
Yanında bir tahsildar, bir muhtarı gördükçe.
Sıcak kâşânelerde radyolarla kişneyenler var,
Katır kişner gibi arpa dolu ambarı gördükçe.
Çalıp çırpmak için öyle koşanlar görmüşüz, sanki,
Koşar ormanda bir tazı, kaçan sansarı gördükçe.”
DER VASF-I HAMSİ
“Zîverin ta’kîb ederken vâdi-i inşâsını
Hamsinin yapsam biraz ben vasf-ı müstesnasını
Mahzar-ı Tahsîn eder elbette İhsan Bey beni,
Ben değil herkes bilir tab’-ı kerem- fermasını.
Tıbbî, hem sıhhî, gıdaî, iktisadî vasf ile
Bulamadım tavsife layık hamsiden başkasını”
Mustafa Sıtkı Cansızoğlu, ölmeden evvel mezar taşını yazabilecek
kadar gerçeklere vakıf ve duygusal biri idi. 1930’larda
yazdığı mezar taşı kitabesinde şu şiiri bulunmaktadır:
Alımlı çalımlı gezerdim, şendim,
Uçurumda biter sanmadım yolum.
Kuruntum engindi, duygumu yendim,
Ansızın karşıma dikildi ölüm.
Uzak geçme fani sessizce dinle,
Hasbıhal eylesin taşım seninle,
Halimden ibret al, içinden inle,
Sen gibi oynardım, gülerdim oğlum.
Toprak oldu yığın yığın emeller,
Bir çiçek vermedi diktiğim güller,
Dağıldı varlığım götürdü yeller,
Bozuldu rubabım, kırıldı teller,
Bir telden çalarken duygulu gönlüm.
Zaman zaman kendi köylüsü Lekur Hoca adıyla tanınmış olan Mehmet
Hanefi Kutluoğlu’nun ders verdiği yere gelir ve onunla
ilmi sohbetler yapardı. Bu âlim İstanbul’da tahsil görmüştü. Son
derece zeki, tok sözlü, uzun boylu bir kimseydi. Vilayet
Encümen azasıydı. Pazartesi günleri Trabzon’a gider ve Cuma
akşamları dönerdi. Cumartesi günleri Dernekpazarı
çarşısında kurulan pazara gelir ve kahvehaneye giderdi. Âlim olup
kahvehaneye giden olmadığından onun bu davranışı
âlimler arasında yadırganırdı.
Mustafa Sıtkı Cansızoğlu, Of kazasının tarihçesi hakkında bilgi
verirken Ofluların Rus Çar ordularını 25 gün durdurduklarını
anlatmaktadır.
Mustafa Sıtkı Cansızoğlu’nun fetvalara verdiği pratik cevaplar ve
dilinin argo olması, günümüzdeki “Oflu Hoca” tiplemesinde
ortaya çıkan argo üsluplu söylemlere kaynak olmuştur. Onun bazı
anektodları şöyledir:
KO MÜFTÜNÜN
“… Problemli biri önce müftüye gider. Müftüden aldığı cevabı
beğenmeyince adam birde Cansız Hocaya sorayım der ve
yanına gider. Meseleyi anlatır. Hoca2nın verdiği cevap herhalde
müftününkinden daha ağır olcak ki, adam şöyle der:
- Bu konuda… Müftüsü şöyle dedi.
Cansız:
- Ko müftünün…
Adam kendi lehine bir fetva istediği için tekrar müftü şu şekilde
dedi.
Hoca yukarıdaki sözü tekrar eder. Adam ısrar edince Cansız:
- O zaman müftü koysun s…kinde.
Adam küplere biner. Bunun üzerine Cansız şöyle der:
— Hiç birini kabul etmiyorsun, o zaman ikinizinkine de ben …”
Mustafa Sıtkı Hoca, o kadar argo ve küfürlü konuşmasına rağmen,
dini ilim bakımından çok ileri olduğu için çoğu imam onun ilmini
kabul eder, saygıda kusur etmezdi. Ama o kızdığında kendisine ne
kadar hürmet edilirse edilsin edene küfür etmekten çekinmezdi.
“Bir ramazan günü müftülükte oturuyordum. Hoca yanıma geldi.
Sohbet ediyoruz. Öğle tatili. Selam konusundaki görüşlerini
dinliyorum. O’nu dinlerken içeriye hocanın biri girdi. Selam
vererek oturdu. Hoca bana bir şeyler söylüyordu. Cümlesini keserek
“yahu Rıza bey, bazı insanlar var, okumasını öğrenmeden kitap
yazmaya kalkıyorlar. Ulan anasını avradını…
Adam, önce okumasını öğren. Kitap yazmak kim sen kim? ben
şaşırdım. Konumuzla hiç ilgisi olmayan cümleler. O içeri giren
hoca rahatsız oldu. Bana müsaade diyerek kalkıp gitti. Gidince
“nasıl sinekleri gördün mü?” dedi. Meğer ona küfretti. O mu?
Dedim. “evet” dedi. O hoca bir risale yazmış ve satıyor. Cansız
Hoca almış, okumuş beğenmemiş.”
Cansız Hoca, başka bir hocanın yazdığı risaleyi beğenmedi diye
adamın yüzüne küfür etmektedir. Buna rağmen hoca ona saygıda kusur
etmeyip efendice o bulunulan ortamdan çıkıyor. Bu anekdotu yazan
kitaptaki yazar ve kitabın önsözünü yazan
ve kitabı basan yayın evine göre Cansız Hoca, Of’un yetiştirdiği
en büyük hoca olarak geçiyor. En büyük alim olmak, en büyük hoca
olmak için argo ve küfürlü mü konuşulması, isteğine karşı
çıkanları yada dini alandaki eksiklikleri kaba bir
şekilde yüze vurmanın en büyük din alimliği iddialarıyla ne ilgisi
vardır tartışılır.
Mustafa Hoca’nın başka anekdotlarından;
“Tonyalı bir mümin, geçmişlerinin ruhuna hatim indirilmesi için
bir hafıza para vermiş, mümin parayı alan hafızın Kur’an hatim
etmediğini öğrenmiş, buna çok üzülmüş ve Cansız hoca’ya şikayet
etmiş. “Hoca Efendi, falanca hafız Kur’anı hatim ederim
diye benden para aldı. Sonra da okumadı, ne yapayım? Dedi. Hoca da
“ver oni mahkemeye s…..ler anasini” demiş. “İşte ben oni yapamam
Hocam demiş Tonyalı. Hoca da peki demiş “öyleyse o senun anani
si........n”
Yukarıdaki fıkralar Mehmet Günaydın'ın Cansız Hoca adlı kitabından
alınmıştır.
Haşim Albayrak
|
 |
|