|
Trabzon Yöresi
Halkı ve Kafkasya İle İlişkileri
Doğu
Karadeniz Türklerinin, Anadolulara tuhaf gelen davranış ve
adetleri Kafkas toplumlarının tipik özellikleriyle kuvvetli
benzerlikler göstermektedir. Doğu Karadeniz Bölgesi Güneybatı
Kafkasya’nın devamı niteliğindedir. İlk çağdan bu yana Güneybatı
Kafkasya’da etnik topluluklardan olanlar bu yörenin ilk yerleşik
halkını oluştururlar.
Tarihte Kafkas kökenli topluluklardan Trabzon’a yerleşmeleri ile
ilgili kayıtlardan tespit edilenler şöyledir:” Laz ya da Tçanin
kavminin tarihi, eski Kolheti kavmi ile yakından ilgilidir.
Kolheti Krallığı’nın nüfusunu Laz (Tçanlar) ile Manral (Megrel)lar
teşkil ediyordu. Bunların kullandığı lisanın ortak adı Zanca
(Gürcü lisanı) idi.
Tçanlar (Lazlar) Gürcü ırk grubunun bir üyesi olduğu iddiaları
daha yaygındır.Ancak Türkiye’de yaşayan gerçek Lazlar
kendilerini Türk olarak görürler.Almanların ekonomik etkisinde
kalan Lazlarda ise kendilerini Gürcü görme isteği daha
yaygındır.(Bu konuda son zamanlarda Lazlar ile ilgili yayınlanan
kitapların çoğunun ve internet sitelerin çoğunun Alman orijinli
olduğu ortaya çıkar.Hatta internette çeşitli laz siteleri işi
bölücü unsurlara kadar getirmekte olup adres olarak Almanya’yı
göstermektedir.) Tçani adı zamanla Laz deyimi ile yer
değiştirdi. Hellenistik çağda (M.Ö. 5.-1 yüzyıllar) Lazlar ve
onların akrabaları Megreller, Trabzon ile Abhazya arasındaki
Karadeniz Sahil şeridini ellerinde bulunduruyorlardı. Lazları
Çoruh Vadisine, Megreller ise Rion (?) vadisine kadar
uzanıyordu. Megreller, Lazlara nazaran daha çok gelişme
gösterdiğinden Yunanlılar ve Romalılar bu krallığa Kolhida
diyorlardı. Bu krallığın sınırı Trabzon’u kapsıyordu. Lazlarda
bu bölgede Trabzon’a bağlı idiler.
M.Ö. I. yüzyılda Romalılar, bölgeyi ele geçirip yönetimi
Megrellerden alıp Lazlara verdi. Bundan dolayı bölgeye
Romalılarca Lazike (Lezgi) denmeye başladı. (1)
Trabzon şehrinde kale içinde yaşayan milletli koloniciler, Sinop
şehrine vergi ödemekteydiler. Bu bölgede yaşayan yerli halktan
Halybler, Nossynoikler, Tibarenler, Kolkhlar (Lazlar) Scitenler
hiçbir otoriteye bağlı değildir. Bu dönemde (M.Ö. 400 yılında)
Trabzon şehri ve çevresinde yaşayan halklar hakkında Ksnophon’un
anabasis adlı eserinden bilgi almak mümkündür. (2)
Kolkhlar (Lazlar), Elen lisanını (Grekçe) öğrenmeye çok erken
çağlarda merak sarmışlardı. Çünkü bu lisan hem din hem de
ticaret hayatında önemli yer tutar. Bu bölgede Elen kültürü çok
yaygındı. Elenlerin kültürü, dinleri Lazlar tarafından kabul
edilmişti. (3)
Gürcü kültür adamı Prof. Nika Maar’ın ve tarihçi P. Acaria’nın
ifadesine göre Laz Gürcülerin Kiliselerinde ibadetler Yunan
geleneğine göre yapılmaya başlanmıştı. Lazlar arasında, artık
Laz lisanını terk edip Yunanca’yı benimseyen, kendilerini Yunan
olarak tanıtan bir zümre türemişti. Ancak bunların Yunanlı
olmadığı, konuşmalarındaki aksan farklılığı nedeniyle kolayca
anlaşılmaktaydı. Bu zümrenin işgal ettiği saha Trabzon’dan,
batıya doğru (Platal), (Akçaabat)ya kadar, güneyde Gümüşhane’ye
kadar genişliyordu. (4)
Amasyalı, dünyanın ilk coğrafyacılarından Strabon, M.Ö. 60
yıllarında yazdığı eserinde Trabzon ve çevresini Kolkhis olarak
açıklayıp şehrin çevresindeki dağlarda yaşayan insanlardan
bahsederken bunların (Kolkhların) tamamı ile vahşi olduğunu,
bazılarının ağaçlarda veya seyyar kulelerde yaşadıklarını
belirtmektedir. Bu kulelere Masy dendiğinden antik devirde bu
insanların Mosynekler olarak adlandırıldığını, bunların vahşi
hayvan eti ve ceviz yiyerek yaşadıklarını, kulelerinden
atlayarak yolculara saldırdıklarını yazar. (5)
528 yılında Trabzon civarında dağlık bölgede oturan ve Can/Tzan/Tcanni
(Lazlar) adı verilen halk tam itaat altına alınamamıştı. Trabzon
ve çevresindeki Bizans garnizonlarına baskınlar yapan canları
(Lazları) itaat altına almak için bir ordu gönderilmişti. Yeni
komutanlardan Tzitas’ın komutasındaki bir ordu canların ülkesine
girmiş, sık ormanları kestirerek yollar açmış, bölgeden geçip iç
kesimlere giden yollar üzerinde emniyeti sağlamak için kuleler
inşa ettirmişti. Canlar üzerinde askeri hakimiyet kuran Bizans,
onları Hıristiyanlaştırarak hudut muhafızlığı görevi ile
hudutlara yerleştirmiştir. (6) Osmanlılar döneminde
Trabzon-Sürmene ile ilgili kayıtlarda Cani, can isimlerinin
bulunması (7), Sürmene’nin ikinci kez kurulduğu yerin Canayer
ismini taşıması, buraya yakın bir köyün de Zenike/Canike/Tsanike
(Bugünkü Yiğitözü Köyü) ismini taşıması bölgede yoğun bir can
(Laz) yerleşimi olduğunu düşündürür. Hıristiyanlaştırılarak
eritilmeye çalışılan canların etkisini kırmak için 530 yılında
Bizans Ordusu tarafından yenilen Bulgar Türklerinin bir kısmı,
(Balkanlardan getirilerek) çevre köylere iskan ettirilmiştir.
(8)
Bazı kaynaklarda Lazların eski Türk boylarından olduğu
belirtilir. Bugünkü Rize ile Artvin iline bağlı Arhavi ve
Hopa’da Lazca konuşan insanlar yaşar. Bunlar bilhassa kıyı
kesiminde yaşadıklarından sık sık yabancı kavimlerle ticari
ilişkiye girmişlerdir. Bunun için konuştukları lehçede bulunan
kelimelerin çoğu en eski Türk diline ait olmasına rağmen yeni
bir lisanmış gibi yeni bir lehçenin doğmasına yol açmıştır. (9)
Lazların Türk olduğu ile ilgili görüşler daha yaygın (10)
olmasına rağmen Rum Lazlarından da bahsedilmektedir. (11)
Trabzon yöresi ile Batı Kafkasya arasındaki ortak sosyal ve
kültürel özellikleri açısından şu benzerlikler görülebilir:
1. Karadeniz kıyısı boyunca köyler kendi mahsullerinin ayrı ayrı
ekildiği dağ kenarları ya da tepe üstlerine kurulu birçok
köycüklerden oluşmaktadır. Bu tip yerleşme tarzı, kümeleşmiş
Anadolu köyü ile kesin karşıtlık gösterir. Ama Batı Kafkaslarda
birçok kırsal yerleşmelerde, özellikle Abazalarda, Çerkezlerde,
Gürcülerde, Mingrellerde ve Osetlerde karakteristiktir.
Türkiye’de bu köycüklerin kurulması eski çağlara dek
uzanmaktadır.
2. Tipik Gürcü köy yerleşimi bir ırmak boyunca ırmağın her iki
yanında 1 millik bir alanı kaplar bu bölgede bir birinden üçte
bir mil mesafelerle ayrılmış ağaç yapılı ev grupları bulunur.
Her grubun onu oluşturanların aile adını taşıyan kendi adı
vardır. Her grup cami çevresinde merkezleşen, ortak çıkarları
gevşek bir cemaat oluşturur. Her grubun kendine ait mısır
tarlası, harman yeri, mezeresi (merası) ve koruluğu vardır. (13)
Bu yerleşim şekli Trabzon ve Rize illeri köylerinin çoğunun
sosyal organizasyon ve yerleşme biçimine oldukça uyar.
3. Batı Kafkasya ve Türkiye’nin Doğu Karadeniz kıyısında
(Trabzon merkez olmak üzere) ev tipleri, hayvancılık tekniği,
geçim kaynağı olan mahsul türleri arasında da benzerlik vardır.
Bir Kafkas evinin niteliklerini aynen Trabzon’un, Rize’nin dağ
köylerindeki evlerde de bulabiliriz.
4. Her iki bölgede de evlilikten doğan akrabalık bağları pek
önemsenmez ve çok yakın tarihe kadar başlık paraları çok
yüksektir.
5. Her iki bölgede de kadınların iffet ve sağlığı için
görülmemiş bir özen gösterilir. Bu gibi birçok durumda Anadolu
törelerinin de ötesine geçilir. Kafkas ve Doğu Karadeniz
Türklerinde kırsal toplumda kadının yeri ile erkeğin yeri
arasında ortak bir zıtlık vardır.
6. Kafkas ve Doğu Karadeniz erkeklerinde ortak bir özellikte
savaşçı olmaları ve silaha olan düşkünlükleridir. Silahı olmayan
bir erkeğin kıyafeti tamamlanmış sayılmaz. Silah bu
topluluklarda vazgeçilmez bir unsurdur. Ancak yakın zamanlarda
Doğu Karadenizliler silahı bırakmak zorunda kalmışlarsa da mali
durumu yerinde olan zengin Karadenizliler taşıma ruhsatlı silah
alarak bunların üstlerinde görülmesini, çevresindekilerden büyük
üstünlük sayarlar.
7. Kan davaları da yakın geçmişe kadar çok yaygındı. Hatta Doğu
Karadeniz’de erkeklerin çalışmamasının, gurbete çıkmasının,
tarla, bağ, bahçe işlerinin kadın ve çocuklar tarafından
yürütülmesinin nedenleri arasında kan davası da gösterilir.
Kafkasya’da da bu durum aynen geçerlidir.
8. Bir Kafkas topluluğu olan Migreller (Gürcüleri oluşturan
önemli bir kol) o kadar inatçı ve kindar insanlardır ki adam
öldürmeyi tabii bir şey sayarlar. Adetlerine son derece bağlı
olup ölseler de ondan vazgeçmezler. (13) Aynı durum Doğu
Karadeniz insanları için de geçerlidir. Bu konuyu çağrıştıran
şöyle bir fıkra var: “Bir yabancı, Karadeniz’de bir kasabada,
bir Karadenizli ile kasabanın mezarlığını geziyormuş.
Karadenizli mezar taşlarında ismini okuduğu adamlar hakkında
bilgi veriyormuş.
- Ha şu mezar taşında dört tabanca kabartması olan, vurdi, vurdi,
vurdi, vurdi, vuruldi... demiş.
Mezar taşında üç tabanca kabartması olan içinde şöyle demiş:
- Bu vurdi, vurdi, vurdi, vuruldi.
Mezar taşında bir tabanca kabartması olan için:
- Ha bu da vurdi, vuruldi... demiş
Sıra kabartmasız mezar taşına gelmiş. O zaman da başını
sallayarak şöyle konuşmuş:
- Bu poktan bir adam idi. Eceliylen öldi. (14)
9. Batı Kafkasyalılar ve Doğu Karadeniz Türkleri arasında
kadınların yeri, aileye ve aile içi düzenine bağlı kılınmıştır.
Karadeniz köyü, Batı Anadolu normal ev tipini, çok fazla aşan
bir mahremiyet gösterir. Köyde evlerin dokunulmazlığı kadının
dokunulmazlığı ile eş değerdedir.
10. Yemek konusunda da bir çok Doğu Karadeniz yemeği,
Kafkaslarda aynen yapılmaktadır. Örneğin; Türkiye’de Doğu
Karadenizlilerin yaptığı fasulye turşusu ve bu turşunun sıcak
kavurması aynen tüm Kafkas bölgesinde yapılmaktadır. Fasulyeye
her iki taraf da lobiya demektedir. Bunun yanında mamalika,
patiza, karalahana Karadeniz’de ve özellikle Gürcistan’da
yapılmaktadır. (15)
11. Doğu Karadeniz ve Batı Kafkasya’ya özgü bir çok gelenek,
görenek vardır. Anadolu insanı bazen islamî kurallara
uymayabilen bu gelenekleri Rum adeti olarak görür. En orijinal
ortak adetler arasında; pire kısırlaştırmak, dalga
sakinleştirmek, canavar bağlamak, peri öldürmek, köpek
havlamasının uğursuzluğu ve etek düğümlemek vardır. (16)
12. 18. yüzyıl Lazistan’ı (Trabzon Eyaleti) etnografyası,
Gürcistan etnografyası ile aynıdır. Binlerce örnek arasından
sporla ilgili olan yay-ok yapma, kullanma, sapan çeşitleri ve
atış usulleri, oyunlar, danslar, avcılık gösterilebilir. (17)
(1) Muhammed Vanişli – Ali Tandilova, Lazların Tarihi, çevr.
Hayri Hayrioğlu, İstanbul, 1992, Ant Yayınları, sf. 10
(2) Ksenophon, Anabasis (Onbinlerin Dönüşü), çevr. Tanju Gökçöl,
Sosyal Yayınlar, İstanbul, 1984, sf. 140-147
(3) Muhammed Vanişli Ali Tandilova, a.g.e. sf. 30-31
(4) Muhammed Vanişli Ali Tandilova, a.g.e. sf. 36-37
(5) Strabon, Coğrafya (Geopraphic), (Kitap XII, XIII, XIV
Anadolu), çevr. Prof. Dr. Adnan Pekman, Arkeoloji ve Sanat
Yayınları, İstanbul 1987, sf. 28
(6) Thomas S. Brown – Anthony Bryer – David Winfield. Cities of
Heraklius, ByzantineModern Greek Studies 4, 1977, sf. 27
(7) Tapu Tahrir Defteri 52, sf. 162 “Hisse an kariye-i Araklı,
namı diğer Cani Tabii Sürmene an zevaidi mir liva.
(8) Mehmet Bilgin, Sürmene Tarihi, 1990, Sürmene, sf. 38
(9) Hilmi Göktürk, Anadolu’da Türk Tarihi
(10) Haşim Albayrak, İslamiyet’ten Önce Doğu Karadeniz’de Türk
İzleri, Konuşan Karadeniz Dergisi, Mart 1988, İstanbul, sayı 3,
sf. 17
(11) Michael E. Meeker, a.g.e. sf. 192-193
(12) Michael E. Meeker, a.g.e. sf. 183
(13) P. Minas Bıjışkyan, Karadeniz Kıyıları Tarih ve Coğrafyası
1817, 1819, Tercüme ve Notlar: Hrand D. Andreasyan, İstanbul
Edebiyat Fakültesi Yayınları, no: 1311, İst. sf.69
(14) Haşim Albayrak, Fıkralarla Konuşan Karadeniz, İst., 1991,
sf. 86-87
(15) Muhammed Vanilişi – Ali Tandilova, a.g.e. sf. 110
(16) Muhammed Vanilişi – Ali Tandilova, a.g.e. sf. 150-154
(17) Muhammed Vanilişi – Ali Tandilova, a.g.e. sf. 146-148
Haşim ALBAYRAK
Karadeniz Birlik Gazetesi, Sayı 48,Eylül, 1995
|
|
|