|
EĞİTİM TARİHİ ÜZERİNE KISA BİR BAKIŞ
Bilgi insan bilincinde kendiliğinden doğar ; sonra kendi kendine
öğrenmesiyle, ya da başkalarının öğretmesiyle emek verilerek
edinilir.ilk çağ öncesi insanlarda bile kendilerine göre göre
bilgi vardır. İlkel anlayışa göre duyular tarafından gözlenemeyen
bir takım gizli kuvvetlerin varlığına inanılır. Bu düşünce daha
sonra ilkel dinleri oluşturmaya ve kutsallık ilkeleri ortaya
çıkmaya başlar. Hayvanlar, insanlar ve doğa arasındaki ilişkiler
araştırılmaya başlar ve ilk bilgiler ortaya çıkar.ayrıca
insanların günlük yaşayışları, av ve savaş teknikleri, töre
kuralları da bilgiyi ve bu bilginin toplum halinde yaşamaya
başlayan insanlara öğretilmesi gerektiğini ortaya koyar.
İlk bilgiler, birlikte yaşamanın gereğini ve kolaylığını
oluşturmuştur. Bunun ardından dünyada ilk medeniyetler ortaya
çıkmıştır. İlk medeniyetler de yazı ile başlamıştır. Yazı, dünyada
insanlığın bulduğu en önemli buluştur. Bununla birlikte insanlar
medeniyet sistemine geçmişler ve bilgileri aktarmaya
başlamışlardır. Bilgilerin aktarılması için yazının öğrenilmesi
gerekir. Yazının öğrenilmesi ise ilk çağlarda çok zor olduğu için
üstün zekalı insanlar eğitimle yapabilmekte idi. Buda ilk eğitim
sistemlerinin oluşmasını sağlamıştır.
Dünyadaki bilinen en eski uygarlık Mezopotamya Uygarlığı’dır. Bu
uygarlık içerisinde yazıyı bulan Orta asya kökenli Sümerler yazıyı
bulmak suretiyle eğitim sistemlerinin de kapısını açmışlardır.
Bunlar dünyadaki ilk siyasi organizasyonu oluşturdukları için
toplu yaşama sistemlerine uygun olarak ilk hukuk kuralları, ilk
eğitim kuralları,devlet ve toplum yaşama biçimleri ve din
kuralları ortaya çıkmıştır. Bunların halka öğretilmesi ilk eğitim
sistemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İlk eğitim yerleri
Sümer tapınakları idi. Buna göre ilk eğiticiler de bu
tapınaklardaki görevli din adamları idi.
Mısır Uygarlığında hiyeroglif yazıya geçilmesi ile öğrenme
kolaylaşmıştır. Bunlarda da eğitim yerleri tapınaklar idi.
Diğer uygarlıklarda Hint, Girit, Anadolu Hitit uygarlıklarında da
eğitim din adamları tarafından yapılırdı. Eski Yunan uygarlığında
eğitim filozların önderliğinde devletin tekeline geçmiştir. Ancak
bunlarda filozofların kurduğu okullar ile etkinlik yapmışlardır.
Yani din dışında, tapınak dışında ilk eğitim sistemlerini Eski
Yunanlılar ortaya çıkarmışlardır.
Çin’de ise kağıt ve ilk matbaanın bulunması eğitim sisteminin çok
gelişmesine ön ayak olmuştur. Öğretim yaşlara ve gruplara göre
ayrılmıştı.
Türkler, ortaya çıktıkları coğrafi yer ve dönem itibarıyla göçebe
bir millet idiler. Bu nedenle yerleşmiş okul ve eğitim sistemi
yoktu. Bunun yerine töre vardı. Türklerde ilk eğitim aileden
başlar ve Türklerin yaşayış gereği bu eğitim asker kökenlilerin
elinde idi. Ancak Eski Türklerde her erkek doğuştan asker olduğuna
göre demek ki büyük olan, tecrübeli olanlar, diğerlerini eğitmek
zorundaydı.<br />
Göktürkler gibi göçebe bir kavimde Göktürk yazısının olması
önemlidir. Ayrıca Uygur Alfabesinin de olması bu Türklerde devlet
sistemlerinin ve kültürlerinin gelişmiş olduğunu gösterir. Bu
sistemlerin kurulması için mutlaka bir eğitim sisteminin olması
gerekir. Bu sistem, gelenek ve göreneklerin “töre” olarak nesilden
nesile aktarılması sonucunu doğurur. Bilge kişiler, halk
ozanları,kam, baskı ve şaman denilen din adamları sözlü eğitim
sistemini kendilerinden sonrakilere aktarırlar.
İslami devrede Hz. Muhammed’in Müslümanlığı yaymaya başlaması ve
Arabistan’da ilk siyasi birliği kurmasıyla eğitim ilk olarak din
eğitimi şeklinde başlamıştır. İslamiyet’te ilk öğretmen ve din
adam Hz.Muhammed’dir. çünkü öğrenimle ilgili olarak Kur’an’ın
ayetlerine anlayıp belleyince halka bildiriyor ve katiplerinden
birine kendi adına yazdırıyordu.
İslam dininin ilk emri olan “oku” vahyi, İslam dininde eğitimin
önemini koymaktadır.<br />
Özellikle Hz. Ömer zamanındaki bütçelerde müftüler, öğretmenler ve
öğrencilere tahsisat ayrılması, Abbasi Halifesi Harun Reşit
zamanında da devlet kurumları arasında sistemli eğitim kurumları
çıkması ve öğretmen ve öğrencilere maliyece tahsisat ayrılması
dolayısıyla eğitimin önemi gittikçe devlet sistemi içerisine
girmiştir. <br />
İslam Uygarlığı içerisinde ilk büyük eğitim kurumu 707 yılında
Şam’da açılan tıp fakültesi ve ona bağlı çalışan hasta hane idi.
969 yılında açılan Beytül İlim (İlim Evi) ve Harun reşit’in
Bağdat’ta açtırdığı Beytül Hime (Bilgelik Evi) idi. Endülüs
Emevileri döneminde İspanya, dünyanın en önemli bilim merkezleri
arasına girmişti. Bu dönemde ise Avrupa “karanlık dönemi”ni
yaşıyordu. Avrupalılar, “karanlık dönemleri”ni Türk ve İslam
alemine yaptıkları “Haçlı Seferleri” sayesinde Türklerden
öğrendikleri barut, pusula, matbaa, kağıt gidi zamanın en teknik
araç ve gereçlerini Avrupa’ya getirmeleri sayesinde aydınlık
döneme çevirmiştir. Bunun sonucunda Avrupa’da Coğrafi Keşifler ile
Rönesans ve reform hareketleri ortaya çıkmış ve Avrupalı Türk ve
İslam aleminden öğrendiklerini geliştirmeye başlamış ve ileri
gitmiştir.
İslam alemine Türklerin hakim olmaya başlamasıyla Türklerin
elindeki önemli merkezler İslam aleminin bilim ve eğitim
merkezleri olmaya başlamıştır. Bunlar içerisinde en önemlisi
medrese sistemidir. Büyük Selçuklular döneminde kurulan Nizam’ül
Mülk Medreseleri, belirli gelir ve eğitim sistemiyle kalıcı hale
getirilmiştir.ayrıca Şiilerin kurduğu “Dar’ül İlim” adlı okulların
Şiilik için propaganda okulu haline gelmesinin önlenmesi için
medrese sistemi ön plana getirilmiştir.
Anadolu’da Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulması ile başkent
Konya olduğundan, buradaki en önemli eğitim kurumları da Konya’da
idi. Bunlar B. Selçukluların devamı olduklarından onların eğitim
ve medrese sistemlerini aynen almışlardı.
B. Selçuklular zamanında konuşma dili Türkçe olmasına rağmen
eğitim dili Arapça idi. Ancak Kaşgarlı Mahmut’un “Din-ı Lügat-it
Türk” adlı kitabı, Harzemşahlar ve Moğollar döneminde Uygur
alfabesi ve Çağatay Türk lehçesinin ön planda olması Anadolu ve
Ortaasya’da eğitim Türkçeleşti.
Osmanlıların İstanbul’u aldıktan sonra başkent yapması sonucu
İslam aleminin eğitim merkezinin de İstanbul olmasını sağlamıştır.
Çünkü Osmanlılar bu dönemde İslam aleminin en büyük ve en zengin
devleti idi. Bu dönemden itibaren “Sahnı Seman” ve Süleymaniye
Medreseleri” gibi yüzlerce yıl boyunca en büyük eğitim kurumları
ortaya çıkmış ve bu kurumlar 3 Mart 1924 yılındaki Tevhidi
Tedrisat ve Medreselerin Kapatılması kanunu ile dönemlerini
tamamlamışlar ve yerlerini bu günkü anlamda modern üniversiteler
almışlardır.<br />
Oflu alimler için bu medreselerde okumak, icazetname almak ve
buralarda müderrislik yapmak çok önemli idi. Buralardan aldıkları
eğitimi kendi memleketlerinde yaymak suretiyle Of zamanla
İstanbul’dan sonra en önemli eğitim merkezi durumuna gelir.
Bununla ilgili ayrıntı bilgiler ilerleyen konular arasında
bulunabilir.
HAŞİM ALBAYRAK 2006
|
 |
|