03 Ağustos 2021 Salı Saat 20:03
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ankara Ticaret Odasından (A T O) dan ''Misyonerlik'' Raporu
16 Mart 2011 Çarşamba Saat 08:05
Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından hazırlanan Misyonerlik Raporu Türkiye’nin misyonerlik faaliyetlerinin hedefi haline geldiğini ortaya koydu.

Rapora göre başlangıçta hristiyanlığı yayma amaçlı görülen misyonerlik faaliyetleri etnik ve dini ayrımcılığı körükleyerek devletin üniter yapısını hedef alıyor.

Rapora ilişkin ATO’dan yapılan yazılı açıklamada misyonerlik faaliyetlerinin Güney Kore, ABD, İngiltere, Yeni Zellanda, Avusturya, Almanya, İsveç ve Romanya uyruklu mesih inananları denen şahıslar tarafından yürütüldüğü ve Adana, Edirne, İstanbul, Ankara, İzmir, Trabzon, Antalya, Hatay, Bursa ve Samsun gibi illerden yönlendirildiği belirtildi.

Türkiye’de Hristiyan cemaatinin sayısının 50-55 bin olarak tahmin edildiğine vurgu yapılan raporda, misyonerlik faaliyetleri kapsamında 300’den fazla kilise, çok sayıda kitapevi, 1 kütüphane, 6 dergi, onlarca vakıf, yayınevleri, 5 radyo, çok sayıda manastır, 2 kafe, 1 acente, 1 mahfil, 7 şirket, 1 otel, 1 tercüme bürosu, 7 gazete, 1 tarihi eser, 2 müze, 4 harabe, 1 kale, ve onlarca dernek bulunduğu kaydedildi.

Sadece 2003 yılında 190 misyonerlik faaliyetinin tespit edildiği bunun 27’sinin Bahailik faaliyetine yönelik olduğunu ifade edilen raporda, Bahailik faaliyetlerinin Sivas ve Erzincan illerinde, Hristiyan misyonerlik faaliyetlerinin ise Nevşahir, Adıyaman, Adana, Bursa, Diyarbakır ve Mersin illerinde yoğunlaştığı görülmektedir denildi. Raporda ayrıca Türkiye’de Yehova Şahitleri, Bahailik, Protestan, Katolik, Ortadoks, Süryanilik Misyonerlik Faaliyetleri adı altında çeşitli unsurun bulunduğu ifade edilirken bu unsurların faaliyetlerine ilişkin şu bilgiler verildi:

Yehova Şahitleri: Merkezi New York’ta bulunuyor. Sözlü propogandasını gezici vaizlerle sürdürüyor. Taraftarları evleri kapı kapı dolaşarak kitap, dergi, broşür dağıtıyor, seminer, toplantılar düzenliyor. Ülkemizde merkezi İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir, Eskişehir, Antalya,Hatay, Aydın, Kuşadası ve Mersin illerinde ibadet salonları bulunuyor. 1974 yılında İstanbul’da kurulan “Mukaddes Kitap Kursları Derneği” vasıtasıyla faaliyetlerini sürdürüyor.

Bahailik Faaliyetleri: Faaliyetleri Sivas, Erzincan, Hatay, Adana, Gaziantep, Şanlı Urfa-Birecik, Mersin, Edirne ve İstanbul illerinde yoğunlaşıyor.

Protestan Misyonerlik Faaliyetleri: Merkezi Almanya/Schormdorf’ta bulunuyor. Ankara’da kurdukları Türkiye Protestan Kiliseleri Birliği dışında 2000 yılında 19 adet protestan kilisesi açıldığı bildiriliyor.

Katolik Misyonerlik Faaliyetleri: Vatikan tarafından yönlendiriliyor.

Ortadoks Misyonerlik Faaliyetler: 1980’li yıllardan itibaren Doğu Karadeniz Bölgesi’nde suni bir Ortadoks ayrımcılığı yaratma çabası içerisindeler.

Süryanilik Faaliyetleri: Süryanilik faaliyetleri Mardin merkezli olarak yürütülüyor. Kendi kültür gelenek ve göreneklerini yaşatma ve geliştirme hakkı tanınması yönünde faaliyette bulunuluyor.

BAŞKENT’TE ETKİNLER

Rapora göre Ankara’da özellikle protestan topluluğu ve Yahova Şahitleri’nin faaliyetleri yoğunluk kazanıyor. Protestan topluluğunun misyonerlik faaliyetlerini Kurtuluş Kilisesi’ne bağlı Protestan Kiliseleri yürütüyor. Kurtuluş Kilisesi’ne bağlı 10 kilise bulunuyor. Raporda Bala ilçesi Kesikköprü Beldesi’nde her yıl Ağustos ayında öğrencilerin katıldığı bir çadır kampı kurulduğu ve kamp masraflarının bir şirket tarafından karşılandığı belirtiliyor.

Yahova Şahitleri kapsamında misyonerlik faaliyetinde bulunan grubun merkezi de ABD’de bulunduğu belirtilen rapora göre grup, Ankara’da cemaat adı altında bir oluşumla faaliyet yürütüyor, kendilerine yakın olan vatandaşlara kitap ve broşür dağıtmak suretiyle misyonerlik faaliyetinde bulunuyor.

Ankara Protestan Kurtuluş Kilisesi bünyesinde 2003 yılı içerisinde 60 kişinin din değiştirmesinin sağlandığı, 15 kişinin vaftiz edildiği, halen kilisenin 130 kişiden oluşan faal bir grubunun olduğu belirtilen raporda sözkonusu grubun yüzde 10’unun üst düzey grubuna, yüzde 40’ının orta gelir grubuna, yüzde 40’ının dar gelirli gruba mensup olduğu ifade ediliyor.

HEYBELİADA RUHBAN OKULU

Rapora göre, İstanbul’da halen 126 kilise, 4 dergi, 1 kafe, 36 dernek, 7 gazete, 12 internet sitesi, 1 müze, 1 otel, 6 radyo, 6 şirket, 44 vakıf ve 2 yayınevi bulunuyor. Gelir seviyesi yüksek semtlerde sinema, tiyatro, kafe ve benzer eğlence merkezlerinde misyonerlik faaliyetleri kapsamında film gösterileri yapılıyor. İki yayınevi eliyle yurt genelinde Hristiyanlık dinini tanıtıcı ve övücü kitap, kaset, broşür, CD, VCD dağıtımı yapılıyor.

Diğer yandan raporda Fener Rum Patriği Dimitri Bartholomeos’a Ekümenik vasfı kazandırmak amacıyla, Ortadoks dünyasının lideri olduğu imajını vermek, toplantı , konferans ve ayinler düzenleyerek kamuoyunun ilgisini Fener Rum Patrikhanesi üzerine yoğunlaştırmak, kendisine rakip olarak gördüğü Moskova ve Kudüs Patrikhanesi’nin yetki alanını kısıtlamak ve Heybeliada Ruhban Okulu’ nu açtırmak gayretleri içinde oldukları belirtiliyor.

HEMEN HER İLDE FAALİYETTELER

Raporda, Türkiye’nin diğer illerindeki misyonerlik faaliyetlerinde bulunan unsurlar ise şu şekilde sıralanıyor.

İzmir’de toplam 8 cemaat ya da topluluk

Hatay’da Protestan Kilisesi, Katolik Kilisesi ve Vakfı, Apostalit İbadet yeri ve Rum Ortadoks Kilisesi.

Adana’da Protestan Kurtuluş Kilisesi

Nevşehir’ de Konstantin Eleni Kilisesi.

Bursa’da Uluslararası Protestan Kilisesi ve 2 sinegog, Osmangazi İlçesi’nde Yahova Şahitlerine ait bir ibadet yeri. İznik ilçesinde Ayasofya Kilisesi.

Mardin’ de Süryanilik faaliyetlerinin merkezi olan Deyr-ul Zaferan Manastırı ile Deyr-ul Umur Manastırı.

Adıyaman’da Süryani Kilisesi

Kayseri’de Melikgazi ve Ağırnas kasabasında bulunan Aziz Prokopios Kilisesi

İsparta ve Trabzon’da da çok sayıda kilise

Antalya’da Antalya Uluslararası Kilisesi, İncil Kilisesi, Aziz Pavlus Kültür Merkezi

Bodrum’da Ortakent beldesinde bir pansiyon

Niğde’de Bahailik Grubuna mensup çok sayıda kişi eliyle

Düzce’de Bir reklam şirketi aracılığıyla

Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde çok sayıda kilise

Kocaeli’nde Gölcük ilçesinde bir kadın dayanışma vakfı eliyle

Edirne’de Bahailere ait El Emin Evi

ATO BAŞKANI AYGÜN

Araştırmaya ilişkin değerlendirmelerde bulanan ATO Başkanı Aygün, önemli din merkezleri nedeniyle Türkiye’nin jeopolitik bir öneme sahip olduğunu, bu özelliği ile Türkiye’nin hemen her dönemde misyonerlerin iştahını kabarttığını söyledi.

Misyonerlik faaliyetlerinin Haçlı zihniyetinin bir devamı olarak değerlendiririlmesi gerektiğine dikkat çeken Aygün, son yıllarda misyonerlik faaliyetlerinde gözle görülür bir artış olduğunu dile getirdi. Bu artışın en önemli nedeninin misyonerlerin işlerini kolaylaştıran Avrupa Birliği uyum yasaları olduğunu kaydeden Aygün Uyum yasaları misyonerliği hortlattı şeklinde konuştu. Aygün şunları söyledi:

Misyonerler Türkiye’de elini kolunu sallayarak propoganda yapıyor, adeta cirit atıyorlar. Türkiye'de yaşanan ekonomik istikrarsızlıklar ve krizler bu işin tuzu biberi oldu. Geleceğe umutsuz bakan insanlar, özellikle genç nesiller, kolayca kandırılıyor. Evlere, dükkanlara kadar girip mürit arıyorlar. Ceplerine para koyup, gençlerin beyinlerini yıkıyorlar. Türkiye şu an tam anlamıyla misyonerlerin istilası altında. Başkent Ankara’da her köşede örgütlenmişler. Piknik, gezi, ev toplantıları gibi sosyal faaliyetler ve ayin, kış okulu, seminer, konferans gibi eğitim amaçlı organizasyonlar ile sempatizan kazanılıyorlar. Kimse (Siz kimsiniz, ne yapıyorsunuz?) diye soramıyor. Sorulsa bile (Uyum yasaları çıktı) diyorlar. Bu bir işgal değil de nedir?. İşgal olması için ille de silahla mı girilmesi gerekiyor?. Ellerinde din silahı var, başka silaha ne gerek. Ünlü bir Afrika özdeyişi vardır: Özdeyiş (Hristiyanlık Afrika’ya geldiğinde, Afrikalıların toprakları, Hristiyanların ise incilleri vardı. Hristiyanlar bize gözlerimizi kapayarak dua ve ibadet etmemizi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda onlar bizim topraklarımızı, biz de onların incillerini almıştık) der. Böyle bir durum Türkiye’de yaşanmasın.Uyanık olalım.”
YORUMLAR:
Türkiye, Orta Asya ve Kafkasya'daki Türk cumhuriyetlerinde yoğunlaşan misyonerlik faaliyetleri Milli Güvenlik Kurulu'nun Aralık ayı toplantısı gündemine alındı. MGK için hazırlanan raporda, asıl amacının; bir din propagandası yapmaktan öte "Türkiye'yi bölmek" olduğu vurgulanan misyonerlik faaliyetleri karşısında gereken tedbirlerin alınamadığı, yasaların bu faaliyetleri önlemede yetersiz kaldığı vurgulandı. MGK'ya sunulacak bilgilere göre, Türkiye'de misyonerlik faaliyetleri, birçok ülkede faaliyette bulunan Ermeni Toprakları Merkezi, Avrupa Kiliseler Birliği, Ortodoks Kiliseler Birliği, Dünya Kiliseler Birliği üyesi kişiler tarafından sürdürülüyor. Son zamanlarda misyonerlik faaliyetlerinde Türklerin sempatisini kazanmış oldukları için Güney Kore vatandaşlarının da kullanılmaya başlandığına işaret ediliyor. Raporda, misyonerlik faaliyetlerinin Karadeniz'de Pontus, Güneydoğu'da Yezidilik, Keldanilik ve Hıristiyan Kürtler, Doğu Anadolu'da Ermenilik, Ege ve İstanbul'da ise Hıristiyanlığın eski toprakları şeklinde gündeme geldiği açıklanıyor.

Raporda Türkiye'deki misyonerlik kuruluşlarının şüphe çeken faaliyetleri şöyle sıralandı:

* Son üç yılda ücretsiz olarak dağıtılan İncil sayısı sekiz milyonu buldu. Bu kadar İncil'i dağıtmak büyük bir maddi güç gerektirdiği halde, misyonerlik yapan kuruluşların gelir kaynakları ve verdikleri vergi miktarı bilinmiyor.

* Misyonerler İstanbul'da bazı radyo istasyonlarından Türkçe olarak Hıristiyanlık propagandası yapıyor. Bazı kitabevlerinin de bizzat sahibi durumunda. Bu yayınevleri bölücü nitelikli Türkiye haritaları yayınladıkları halde haklarında herhangi bir işlem yapılmıyor.

* Kiliseler aracılığıyla dağıtılan yayınlar arasında bulunan "Kapsam" adlı aylık gazetede İslamiyet aleyhinde iddialara yer veriliyor.

* Son bir yıl içinde sadece İstanbul'da 19 kilise açıldı. Üstelik bu kiliselerin açıldığı yerlerde Hıristiyan vatandaşlar yaşamıyor.

* Propaganda faaliyetlerini özellikle lise son sınıf ve üniversite öğrencileri üzerinde yoğunlaştırıyor. Maddi gücü olmayan vatandaşlar da iş ve para vaadiyle Hıristiyan yapılıyor. Mİsyonerler, Müslüman ülkelerdeki her sorunu da "fırsat" olarak kullanıp taraftar kazanmaya çalışıyor. Örneğin "Kürtler" misyonerlerin hedef kitleleri arasında yer alıyor.
YORUMLAR:
Misyonerlerin Tuzağına Düşüp

Tövbe Edenler Anlatıyor:

Bu ajan-misyonerlerin tuzağına düşüp hıristiyan olan, hatta ev-kiliselerde papazlık yapan ancak hakikati gördükten sonra bunlardan ayrılarak müslümanlığa dönen isimleri bizde mahfuz bazı kimselerle yaptığımız görüşmelerde nasıl bir çalışma içerisinde olduklarını öğrendik:

“Türkiye’de son beş yılda özellikle protestan misyonerler çok büyük bir çalışma içerisine girmiştir. Arkalarında her türlü maddi destek vardır. Amerikan hükümeti bunlara her türlü destekte bulunmaktadır. İşin başında olan, kilise evleri teftiş eden, buralara papaz tayin eden misyonerlerin çok yüksek maaşları, kendilerine has özel sigortaları vardır. Bulundukları bölgenin bağlı olduğu Amerikan konsolosluğu ile irtibat halindedirler. Herhangi bir durumda konsolosluk görevlileri anında kendileriyle ilgilenmekte, idarî organlar nezdinde girişimlerde bulunmaktadır.

Katolikler Vatikan’a bağlıdır. Ortodokslar Rum Patriği’ne bağlıdır, direktifleri oradan alırlar. Ancak protestanların bağlı oldukları böyle bir merkez yoktur. Direktiflerini Amerikan konsolosluklarından alırlar. Bu misyonerlere sosyal-psikolojik ajan denilebilir. Zira talep edildiği zaman bulundukları bölgenin sosyal yapısı hakkında raporlar hazırlayarak konsolosluklara göndermektedirler. Ajan-misyoner tanımlaması isabetli bir tanımlamadır.

Kilise evleri idare eden pastör (protestan papaz) Türkler de maaş alırlar. Aldıkları maaşın bir standardı yoktur. Dolarla maaş alırlar. Kilise evlerin hızla çoğalmasının sebebi “Proje” sistemi sayesinde olmaktadır. Bir cemaat mensubu kilise ev yapılabilecek bir yeri tespit eder, yeri önemli değildir. İstanbul gibi büyük şehirlerde böyle yerler çoktur. Bu yer hakkında hazırlanan proje baş misyonerlere takdim edilir, internet vasıtasıyla incil şirketlerine takdim edilir. Proje sahibine burayı kilise ev yapması için çok büyük paralar verilir.

Müjde, Kumru, Yeni Yaşam gibi isimlerde radyoları, Kitab-ı mukaddes, Müjde gibi yayınevleri vardır. Gazetelerde “İncil’i okudunuz mu?” “Alo dua” gibi ilânlarla reklam yaparlar, arayanlara bedava İncil ve propaganda kitap ve CDleri gönderirler. Bu çalışmalar neticesi çok başvurular olur. Bu tür şirketler misyonerlerle irtibat halindedir ve çok büyük maddi destek görmektedirler.

İzmir Selçuk’ta papaz (pastör) okulu açmışlar 5 yıl sonra kapatmışlar. Talebelere 700 dolar maaş veriyorlarmış ama istedikleri verimi alamadıkları için kapatmışlardır.

Özellikle aile üzerinde çok durmaktadırlar. Bütün gayretlerine rağmen aileler üzerinde muvaffak olamamışlardır. Bunu kendi raporlarında da itiraf ederler. Bu sebeple cemaat içerisinde kız ve erkekleri tanıştırarak evlenmelerini temin etmeye çalışırlar. Yalova, Mersin, Hazar ve daha pek çok yerde “Yaz Çocuk Kampları” vardır.

Yoğunlaştıkları illerin başında Diyarbakır gelmektedir. Bir kilise hakkındaki davada ABD’nin Diyarbakır konsolosluğu mahkemeye başvurarak bilgi almıştır. Bunlar tespit edebildiğimiz kadarıdır.

Muharref İncil’de Pavlos “Aklımla Allah’ın yasasına, bedenimle günah yasasına kulluk ederim” demektedir. Hazret-i İsa’nın kendi yerlerine eziyet ve azap çektiğine inanırlar. Bu sebeple ahlâksız ilişkiler bu cemaatler içerisinde mübah görülür. Bir cemaat üyesi topluluk içerisinde günahını itiraf eder, böylece arındıklarına inanırlar. İncil olsun, hıristiyanlık öğretisi olsun tamamen slogan ve acitasyon temellidir. “Sevgi” gibi insanların zaafı olan konuları çok fazla istismar ederler. Özellikle boşlukta olan, psikolojik sorunları bulunan insanlar bunların ağına takılır. Bu sebeple dul ve sahipsiz kadınlardan buralara gelen çoktur. Sosyal sınıflar içerisinde ateist ve özellikle Alevi kökenlilerden din değiştiren çoktur. Sünni kesimden din değiştirenlerin tamamına yakını Fethullah Gülen’in tesirinde kalanlardandır. İslâmiyet’i gereği gibi yaşayamayanlar, büyük günahlar işleyenler madem hıristiyanlar da doğru yolda, hıristiyanlığı yaşamanın zor bir tarafı da yok, günah işleminin de telâfisi kolay diye hıristiyan oluyorlar. Medyada bu tür boşlukta olan insanlar yönelik büyük bir propaganda uygulanmaktadır. Telegram denilen yöntemle, yani boşlukta olan insanların bilinç altına hitap ederek onları hıristiyanlığa çekmeye çalışırlar. Meselâ televizyonlara sık sık çıkan Turgay Üçal isimli şahıs sık sık “Eskiden müslümandım. Ben Risale-i Nur külliyatını okudum!” diyerek bu şekilde bunlar üzerinde etkili olmaya çalışmaktadır.

Bazı yabancı ve yerli yazarların kitapları zihinlerde kararsızlık oluşturmakta büyük tesir icra ederler. Bu tür kitapları ucuz ve çok dağıtarak amaçlarına hizmet etmeye çalışırlar. Zihninde kararsızlık husule gelen bir müslüman maddi teşvikler de devreye sokularak tuzağa düşürülmektedir. Zaten medyanın da propagandası ile bu gibi kararsız kimseler misyonerlerin ağına düşmeden önce kilise ve hıristiyanlık hakkında epeyce doldurulmuş olduklarından misyonerler fazla zorluk çekmezler.

Özellikle yeni çıkan yasalar sebebiyle emniyet güçlerinin bunlara karşı eli kolu bağlı durumdadır. Bu sebeple halkın bunlara karşı bilinçlendirilmesi çok önemlidir. Hatta İslâm dini hakkında, incil ve Hazret-i İsa hakkında bilgi sahibi müslümanlar bunların pazar toplantılarına giderek sordukları sorularla ve İslâm dini hakkında verecekleri bilgilerle; oraya gelmiş, zavallı, ortada kalmış, boşlukta, İslâm hakkında bilgisi olmayan müslüman evlâtlarının saptırılmasına engel olması lâzımdır. Zira bunların tuzağına düşerek hıristiyan olanların tamamına yakını İslâm hakkında hemen hemen hiçbir bilgiye sahip değildir. Gerek devletin gerekse ailelerin İslâm’a ilgisizliği sebebiyle boşlukta bıraktığı birçok genç bu tuzaklara düşmektedir.

İşin başında hep yabancılar vardır. Bu yabancılar yerli Türk vatandaşı Süryanilerden, Ermenilerden iyi Türkçe bilenleri ve Türk örf-adetlerini bilenlerini kullanarak rahatça Türklere nüfuz etmenin yolunu bulmuşlardır. Cağaloğlu’ndaki bir kitapçı misyoner faaliyetlerinde kullanılan kitap ve CD gibi materyallerin dağıtımında merkez üs olarak kullanılmaktadır.”

Ey müslümanlar!

Küffar nasıl çalışıyor görüyorsunuz.

Düşmanını dost bilme, dinini imanını, vatanını koru. Zira küffar seferber halinde.

YORUMLAR:
ERMENİ İSYANLARINDA MİSYONER OKULLARININ ROLÜ

Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren farklı din ve milliyete mensup toplumlara karşı göstermiş olduğu toleransı 600 yıl boyunca devam ettirmiştir. Bu politika sonucu, Balkanlar'dan Ortadoğu'ya kadar uzanan geniş sahada farklı toplumlar bir arada ve barış içinde yaşamışlardır. Batılı devletlerin Osmanlı idaresi altındaki topluluklara yönelik sömürge politikaları sonucu ortaya çıkan dinî, etnik, siyasî ve ekonomik meseleler bu barış dönemine son vermiştir. Önce batılı ve daha sonra da A.B.D nin, Osmanlı idaresindeki Ermenilere yönelik misyonerlik faaliyetleri, bu toplumu yüzyıllardan beri birlikte yaşadığı Müslüman - Türk toplumuna karşı isyana yöneltmiştir.

Tarih öncesi ve tarihî devirlerde hemen her devrin kendine has siyasî ekonomik ve idarî bazı özellikleri vardır. Osmanlı Devleti, orta ve yeni çağlar boyunca geçerli olan sistemlerin dışında kalmak şöyle dursun, bahsi geçen çağlarda diğer birçok devlete model olmuştur. Yakınçağların en bariz özelliği ise, sömürgecilik zihniyetinin devlet politikasına dönüşmüş olmasıdır. Yakınçağlarda bu politikayı uygulayamayan veya uygulamayan siyasî teşekküller tarihî fonksiyonlarını tamamlamak zorunda kalmışlardır. Batılı devletler ve ABD bu özelliklerinden dolayı yakınçağa damgalarını vurmuşlardır. Sömürgecilik zihniyeti, Osmanlı Devletinin uygulamakta olduğu sistem ile taban tabana zıt idi. Bu yüzden, Osmanlı Devleti önce duraklama ve sonra da dağılma dönemine girecektir. Yakınçağlar boyunca batılı devletlerin Osmanlı'ya yönelik politikalarının temelini sömürgecilik anlayışı oluşturmaktadır. Emperyalist zihniyet hedefine ulaşmak için Osmanlı toprakları üzerinde yaşamakta olan toplumların dinî ve millî duygularını istismar etmiştir. Bu uygulama önceleri gayri müslimlere yönelik iken, daha sonra müslüman toplumlarda nasibini almıştır. Nitekim XIX. yüzyıldan itibaren batı dünyasının sömürgeci emelleri uğruna Balkanlar'dan Ortadoğu'ya uzanan geniş sahada bir türlü huzur ve iç barış sağlanamamış, siyasî istikrarsızlığı yönüyle bugün de dünyamızın en problemli yörelerinden birisi durumundadır

YORUMLAR:
Bahsi geçen devletlerin, Osmanlı'ya yönelik sömürü politikalarının son halkasını oluşturan Ermeniler, Selçuklular' dan beri Anadolu'da yaşayan, hatta bazı seyyahların kayıtlarına göre "Hıristiyan Türkler"(1) olarak tanınmışlardır. Batılıların amacı, Ermenileri yüzlerce yıl birlikte yaşadığı Türklere karşı kullanarak, Anadolu'da çağın gereği nüfuz bölgeleri kurmaktı. Uygulanmış olan bu politikada okullaşma büyük önem taşımaktadır. Batılıların Osmanlı tebaası olan toplumlara uygulamış olduğu politikanın kısa zamanda başarılı olmasında, Osmanlı Devleti'nin kapütülasyon adı altında vermiş olduğu ticarî imtiyazların rolü büyük olmuştur. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin daha sonraki dönemlerde yapmış olduğu ıslahât ve bilhassa Tanzimât Fermanı onları bu emellerine biraz daha yaklaştırmıştır. Tanzimat'ı takiben, 1876 ve 1908 meşrutiyet hareketleri ile 1878 Berlin Andlaşması batılıların Osmanlı'ya müdahalesini daha da kolaylaştırmıştır. Bu cümleden olmak üzere, Fatih Sultan Mehmed Han' ın Ermenilere 1461 yılında tanımış olduğu haklar 400 yıl sonra yani 1863'de "Nizamnâme-i Millet-i Ermeniyân" adıyla Ermenileri devlete karşı isyana hazırlamak ve dış müdahaleleri kolaylaştırmak maksadıyla hazırlanmıştı.

XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra görülen Ermeni isyanları ilk bakışta Türk - Ermeni ilişkilerinin sonucu gibi görünürse de dönemin kaynakları incelendiği zaman durumun tamamen farklı olduğu anlaşılmaktadır. Zira bu isyanlar, batılıların "şark meselesi" olarak haçlı seferleriyle başlatmış oldukları mücadelenin bir halkasından ibaretti. Günümüzde de dünyanın değişik bölgelerinde aynı oyun sahnelenmektedir. Bu mücadelede sadece oyuncular ve oyun biçimleri değişmektedir. Bu meselenin doğuşu, gelişmesi ve ortaya atılan çözüm yolları tamamen sun' î olup, Türk ve Ermeni toplumlarına ızdırap ve sıkıntıdan başka birşey getirmemiştir.(2) Ermeni isyanlarının ortaya çıkışında, gelişmesinde etkili olan birçok sebep vardır. Bunlar arasında;

1.Batılı devletler ve Rusya'nın siyasî emelleri,

2.Ermeni kilisesi ve bilhassa din adamlarının görevleri ile bağdaşmayan faaliyetleri,

3.Osmanlı devletinden ayrılmak isteyen diğer hıristiyan unsurların Ermenilere örnek olması,

4.Fransız ihtilâlinin tesirleri,

5.Osmanlı devlet idaresinde görülen zaaflar, 6.Misyoner teşkilâtlarının faaliyetleri zikredilebilir

YORUMLAR:
Bu yüzden çıkartılan Ermeni isyanları, batılıların Osmanlı Devleti'ne çok yönlü müdahalesi için bahane teşkil etmiştir. Öyle ki, sömürgeci devletlerin açmış olduğu bu misyoner okulları, Ermeni isyanlarının teorisinin hazırlanması, eylemcilerin yetiştirilmesi ve korunması görevini üstlenmiştir. Böylece misyoner okulları, Ermenileri tebaası olduğu ve yüzyıllardan beri birlikte yaşadığı Osmanlı devletine karşı yabancılaştırırken onları batılı ve bilhassa A.B.D.' ye yakınlaştırmıştır. Misyoner okulları, bir yandan Ermenileri yeni bir geleceğe doğru yönlendirirken, diğer yandan da çağın geçerli sömürü aracı olan manda rejimlerinin Anadolu'da kurulmasına zemin hazırlamıştır.

Hıristiyan dünyasının orta ve yeniçağlar boyunca, Türk - İslâm dünyasına yönelik olarak düzenlemiş olduğu haçlı seferlerinin yakınçağlardaki tezahürü "misyoner okulları" olmuştur. Avrupa'da gelişen coğraiı keşifler ve sanayi alanındaki gelişmelere paralel olarak, hıristiyanlık da yeni ve eski dünyada yeni yeni taraftarlar kazanmıştı. Bu maksatla hıristiyan dinini vaaz etmek ve ayinleri idare etme yetkisiyle donatılmış olan bu din adamlarına misyoner (missionary) bu uygulamaya da misyonerlik denilmiştir. Ticarî, siyasî ve dinî maksatlarla başka yerlere özel görevliler gönderilmesine de "misyon" denilmiştir (3). XIX. ve XX. Yüzyıllar misyonerliğin altın çağı olmuştur. Zira Amerika kıtası bu misyonerlik faaliyetleri sonucu hıristiyanlığa kazandırılmıştır. Günümüzde de devam eden bu faaliyetler sonucu Afrika kıtası siyasî, dinî ve ticarî emeller uğruna suni pbrçalara bölünmüştür. Çünkü Afrika'da kurulması istenilen sistemin özünde birlik değil, parçalanmışlık vardır. İşte bu zihniyet, dün de Anadolu'da aynı oyunu sergilemiştir. Günümüzde de Anadolu'da bu oyunun yeni senaryoları hazırlanmaktadır.

YORUMLAR:
Batılı devletler, misyonerlik faaliyetlerini sürdürmek için Ermenileri farklı mezheplere ayırmışlar ve her biri bir mezhebin koruyucusu olarak ortaya çıkmıştır. Öteden beri Rusya, Osmanlı idaresi altındaki Ortadoks hıristiyanları, Fransa Katolikleri, İngiltere ve daha sonra sahneye çıkacak olan A.B.D.'de Protestan mezhebinin haklarını savunmuşlar ve onlar adına dini ve siyasi icraâtta bulunmuşlardır. Bu mezheblerin gelişme ve halk nazarında söz sahibi olması da koruyucuları olan devletlerin siyasî ve ekonomik güçleri ile yakından ilgilidir. Nitekim en son kurulan ve ilk zamanlarda taraftarı çok az olan Protestanlar, Amerika'nın devreye girmesinden sonra en güçlü misyon teşkilatına sahip olacaklardır. Misyonerler en büyük desteği konsoloslar ve elçilerden alıyorlardı. Önceleri ticari maksatlarla ve bilhassa liman şehirlerinde açılan konsolosluklar, misyoner faaliyetlerinin yoğunluk kazanmasından sonra, Sivas, Harput, Erzurum gibi şehirlerde de açılmıştır. Konsoloslarla misyonerler arasındaki işbirliğini fark eden Osmanlı Devleti, konsolosların faaliyet alanlarına ve konsolosluk açma isteklerine bazı sınırlandırmalar getirmiş ise de, A.B.D. ile imzalamış olduğu 1830 tarihli ticaret anlaşması buna engel olmuştur. Osmanlı Devleti konsolosların Osmanlı tebaasına mensup olmaması şartına getirmiş, Amerikalılar da bu engeli aşmak için misyonerlik faaliyetlerinin yoğun olduğu merkezlerde "acenta" adı altında birimler açarak, buralarda gayri müslim Osmanlı vatandaşlarını görevlendirme yoluna gitmiştir(5). Öyle ki A.B.D.' nin konsolosluk açma isteğinde bulunduğu bazı yerleşim merkezlerinde hemen hiç vatandaşı yoktu. Amerikalılar, bu isteklerine gerekçe olarak da konsolosluk açmak istedikleri yerlerde Rusya ve İngiltere'nin de konsolosluklarının bulunduğunu, ayrıca kendilerinin Osmanlı Devleti nazarında "en ziyade müsaadeye mazhar devlet" olmalarını ileri sürmüşlerdir. Osmanlı Devleti ise, Amerikan konsoloslarının misyoner okulları aracılığıyla isyanlara destek olduklarından dolayı, bu konsolosların faaliyetlerini yakından takib etme, çeşitli bahaneler ileri sürerek, atamalarını geciktirme yoluna gitmiştir. Osmanlı Devleti, Harput konsolosu olarak atanmış olan William D. Hunter' i, İngiliz konsolosu olarak görev yaptığı sırada Harput' daki bazı olaylara karışmış olmasından dolayı kabul etmemiş, Amerika'nın ısrarı karşısında 1900 yılında Herbert Norton' u konsolos olarak tanımak mecburiyetinde kalmıştır. Bu tarihlerde Harput şehrinde 16 Amerikan vatandaşı, 260 tane de Amerikan vatandaşlığına geçmiş olan Ermeni asıllı vatandaşı vardı.

YORUMLAR:
Bahsi geçen dönemlerde Harput başta olmak üzere Anadolu şehirlerinden Amerika'ya yoğun bir göç olayı vardı. Bu göçlerin büyük bir bölümü siyasî maksatlarla yapılmaktaydı. Zira nedenlerin büyük bir bölümü Amerikan tâbiyetine geçtikten sonra tekrar eski yerlerine dönüyorlardı. Bu yolla, Osmanlı Devleti'nin Amerika ile imzalamış olduğu 1830 tarihli ticaret anlaşmasının 4. maddesinde yer alan "Amerikan vatandaşlarının Osmanlı makamlarınca mahkeme edilemeyişi hükmünden istifade ediyorlardı. Osmanlı Devleti de bu meseleye tabiyet değiştirenleri yeniden tebaalığa kabul etmemek" suretiyle çözüm bulmuştur. Ancak Amerika'ya gidenler ister dönsün isterse dönmesin müfrit bir Osmanlı düşmanı oluyorlardı. Amerika'da kalanlar Türk (Osmanlı) düşmanlığını kendilerine sermaye yaparak, topladıkları paraları Anadolu'daki isyancı çetelere gönderiyorlardı. Bu ve benzeri uygulamalar hakkında Hâriciye Nâzırı Sait Paşa'nın Sadrazam Cevat Paşa'ya yazmış olduğu 19 Mart 1883 tarihli arzda "Harput'tan kaçarak Amerika ya giden ve orada Protestan papazlığı yapan Şişan' ın faaliyetlerine"(7) yer verilmiş ve göç olayının önlenmesi için çareler aranmıştır.

Protestan misyonerler bir yandan Amerika' nın desteği diğer yandan da 1856 yılında ilân edilen Islahât Fermanı'ndan istifade ederek çalışmalarına hız vermişlerdir. Bu çalışmalarının yoğunluk merkezi okullar olmuştur. Zira açılan misyoner okullarında Ermenice eğitim yapılıyor, Ermeni tarihi ve kültürü ders olarak veriliyordu. Okullardan üstün başarıyla mezun olanlar ile varlıklı Ermeni âilelerinin çocukları Avrupa ve Amerika'ya gönderiliyordu. Eğitimlerini bu merkezlerde tamamlayanlar, dönüşlerinde genellikle misyoner okullarında öğretmenlik yapıyorlardı. Bu yolla bir yandan misyoner okulları batının kültürel yayılmacılığına alet oluyorlar, diğer yandan da geleceğin isyancılarını yetiştiriyorlardı.

YORUMLAR:
Osmanlı Devleti cereyan eden bu olaylar karşısında seyirci kalmamış, fakat almış olduğu her tedbirin karşısında ya Amerika'yı veya bir batılı devleti bulmuştur. Bu yüzden olmalı ki, büyük devletlerle bozuşmamak için bazı genel kararlar almış ve bunları azamî ölçüde uygulamıştır. Bu tedbirler arasında misyoner okullarını ilgilendireni "mahalli okullarda yabancı uyruklu kimselerin öğretmenlik yapmalarının yasaklanması" (8) idi. Ayrıca konsolosluk açma isteklerini de askıya alıyordu. Amerika ve batılı devletlerin konsolosluk açtıkları yerlerde bir müddet sonra isyanlar çıkmış, konsoloslar veya yanlarındaki görevliler, bu isyancıların bazen destekçisi bazen de şefaatçısı olarak rol almışlardır. Nitekim bir emrivâki sonucu açılan Harput konsolosluğunun açılmasından hemen sonra Eğin - Malatya ve Harput' da olayların çıkması bir tesadüf değildi. Harput' daki olayda Bacıyan Kirkor adlı bir Ermeni evinden ateş ederek, Hoca Mustafa, Vatafilli Ali ve Bekir adlı üç Müslümanın yaralanmasına sebep olmuştur(9).

Amerika'nın Harput şehrinde konsolosluk açmak için Osmanlı Devleti'ne çeşitli yollarla baskı yapmadan önce bu şehrin bir misyonerlik merkezi olarak taşıdığı önemi bildiği muhakkaktır. Zira bu konuda hazırlanmış olan bir raporda "bildiğime göre böylesine şahane imtiyazlı imkânları olan bir bölgede Birleşik Devletlerin gelecekteki ticarî üstünlüğünü muhafaza için Amerikalı öğretmenlerin, eğitim araçlarının ne kitaplarının, Amerikan metod ve fikirlerinin adapte edilmesi" ni(10) tavsiye etmektedir.

Bu ve benzeri raporlar incelendiği zaman, misyoner okullarının açılış maksatları ve Ermeni toplumunu isyana hazırlamak için takip etmiş oldukları metodlar gün ışığına çıkmaktadır. Osmanlı Devleti misyonerlerin faaliyet alanlarını sınırlamak için birçok tedbirler almış ise de, bunları o günkü şartlar altında uygulamaya koymak oldukça güç olmuştur. Alınan bu tedbirlere örnek olmak üzere, 5 Ocak 1896 tarihli bir padişah buyruğunda Berlin ve Kıbrıs Andlaşmaları' ndan sonra, Anadolu'da ıslahât bahanesiyle yapılan faaliyetler üzerinde durulmaktadır. Kasaca özetlemek gerekirse, bu padişah buyruğunda devletin şerefi, askerin namusu korunarak, Türk - İslâm halkının Ermeni çetelerine karşı korunması için gerekli olan tedbirlerin alınmasına Ermenileri koruma ve kahraman göstermek isteyen bir devletin alınan yasal tedbirlere engel olduğu, yine aynı devletin, hapishanelerde bulunan asi Ermenileri kurtarma amacına yönelik olarak "gezici mahkeme" gibi akıl almaz bir teklifte bulunduğunu, böyle bir mahkemenin alacağı kararların şimdiden belli olduğunu, bu yüzden tekliflerinin kabul edilmediği belirtilmektedir. İsyancı Ermeni çeteleri yakalanıp cezaevine konduğu zaman bahsi geçen devletin konsolos veya elçileri araya girerek eşkiyanın serbest bırakılması için değişik yollar deniyorlardı. Padişah buyruğunda, bu ve benzeri uygulamalara son verilmesi gerektiği üzerinde ısrarla durulmaktadır

YORUMLAR:
Osmanlı toprakları üzerinde faaliyet gösteren misyoner kuruluşları farklı mezhepleri desteklemeleri ve sömürgeci devletlerin uzun vadeli sömürü politikaları doğrultusunda yönlendirildikleri için aralarında bir türlü anlaşma sağlanamamış ise de, Osmanlı düşmanlığı onları birleştiren ortak nokta olmuştur. Zira misyoner talimatnâmelerinde, mukaddes ve vaadedilmiş topraklar olarak gösterilen Anadolu topraklarının silahsız haçlı seferleriyle yani misyonerlerin gayretleriyle tekrar Hıristiyanlara açılacağı ve bunun onlar için mukaddes bir görev olduğu zikredilmektedir(12). Anadolu'da faaliyet gösteren Ermeni mezheblerinin etrafında oluşan misyoner okulları yanında, hayır cemiyetleri, kiliseler, hastahaneler de aynı görevi üstlenmişlerdi. Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar uzanan bu kuruluşların esas faaliyet alanları Ermenilerin yaşadıkları yöreler olmuştur.

Amerikalı misyonerlerin diğerlerinden farklı yönü, eğitim faaliyetine öncelik vermiş olmalarıdır. Zira bu misyonerlerin Ermenilere "Osmanlı içinde belirli bir yer edinmek için mutlaka ve mutlaka eğitim alanında diğer toplumları geride bırakmaları" gerektiği konusunda telkinlerde bulunuyorlardı (13). Bu düşüncenin Ermeniler arasında yayılmasından sonra, misyonerler Ermeniler için çok yönlü eğiticiler olarak görülmüşlerdir. Çünkü Amerikalılar Protestan mezhebini destekledikleri halde, Amerikan konsolosları ve misyonerleri, suçlu - suçsuz, mezhebi ne olursa olsun Ermeniler Amerikan misyoner okullarına öğrencilerini gönderiyorlardı. Amerikan misyonerlerinin Ermeni isyancılarını desteklediklerine dair bir örnek vermek gerekirse, misyoner Henry Morden' in Süleymanlı (Zeytun) isyanı sonucu tutuklanan Ermenileri kurtarmak yani affedilmelerini temin için

göstermiş olduğu çabaları zikredebiliriz(14)

YORUMLAR:
Fatih Sultan Mehmed Han tarafından 1461 yılında Patrikhaneye tanınmış olan haklardan Ermeni cemaati de istifade etmiş, bu cümleden olmak üzere, kendi dilleri ile eğitim - öğretim yapmışlar, sosyal ve kültürel faaliyetlerinde serbestçe hareket etmişlerdir. Gayri müslimlere verilmiş olan bu haklar, her padişah zamanında hem yazılı hukukda ve hem de fiilî olarak devam etmiş ve zamanla daha da artırılmıştır.

İşte Osmanlı Devleti'nin kendi rızasıyla vermiş olduğu bu haklar zamanla batılı devletlerin emperyalist duygularını harekete geçirmiş, haksız müdahalelere yol açmıştır. Bilhassa 1839 ve 1856 fermanları yabancı müdahalesini daha da kolaylaştırmıştır. İşte bu müdahalelerde misyoner kuruluşları aracılık etmişlerdir. 1839 yılında misyoner kuruluşu sayısı 5 iken, 1870 yılında bu rakam 17'ye yükselmiştir. İstasyon adı verilen bu kuruluşların yanında, gayri müslimlerin sayıca az olduğu veya daha ~küçük yerleşim birimlerinde de "uç istasyonları" kurulmuştiır. Bu uç istasyonların 1870'lerdeki sayısı 180 idi. Misyonerliğin yayılma sahası Anadolu olmuş ise de merkezi İstanbul olup, gelişme batıdan doğuya doğru olmuştur (15).

1871 yılında Anadolu'daki misyonerlik teşkilâtı üç bölgeye ayrılmıştı;

YORUMLAR:
Birinci Bölge, merkezi İstanbul olan "Batı Türkiye Misyonu", bu misyona bağlı yerleşim merkezleri arasında, İzmit, Kayseri, Bursa, Manisa, Sivas ve Merzifon bulunuyor- du. Bu misyon merkezlerine bağlı Amasya, Tokat, Çarşamba, Samsun, Ünye, Yozgat, Niğde, Aksaray, Sungurlu, Talas, Bandırma, Bilecik, Kütahya, İzmir, Aydın, Akhisar, Afyon, Zara ve Gürün gibi uç istasyonlar vardı.

İkinci Bölge, merkezi Antep şehrinde bulunan "Merkezi Türkiye Misyonu" na bağlı, Halep, Adana, Antakya, Maraş ile bunlara bağlı Urfa, Kilis, Elbistan, Adıyaman ve Siverek uç istasyonları bulunuyordu.

Üçüncü Bölge, merkezi Harput şehri olan "Doğu Türkiye Misyonu" na bağlı istasyonlar, Bitlis, Erzurum ve Mardin ile bunlara bağlı Arapgir, Eğin, Muş, Diyarbakır ve Trabzon uç istasyonları faaliyet göstermekteydi. Bu istasyon ve uç istasyonlar ile bunlarla irtibatı olan insanların sayıları süratle artmıştır. 1893 yılında sadece Amerikan misyonerlerinin kontrolü altında 463 kilise ile 1317 misyoner görev yapmaktaydı. Amerikan misyon teşkilâtına bağlı 21 okulda 2740 öğrenci vardı (16).

Yabancıların desteği ve aşılamış olduğu idealler sonucu, misyonerlerin görev sahaları kısa zamanda genişlemişti. Zira misyonerler sadece kilise papazları ve öğrencilerle ilgilenmekle kalmıyorlardı. Ermeni isyanlarına katılmış olan komitecilerin ceplerinde Amerikan pasaportu, cüzdanlarında dolarlar vardı. Yakalanan çete mensuplarını misyonerler, konsoloslar ve hatta elçiler himaye ediyorlardı. Fakat Ermeni çetelerinin yakıp yıktığı yerlerde yaşayan, işkence gören ve katliâmlara maruz kalan Müslüman Türk halkının çekmiş olduğu ızdıraplar onları ilgilendirmiyordu. Öyle ki, Ermenileri himaye etme uğruna zaman zaman Amerika ile Osmanlı Devleti karşı karşıya gelmişlerdir. 1890'lı yılların misyoner yayınlarında Ermeniler için "Doğulu Yankeeler" tabiri geçmektedir(17).

Misyonerlerin Ermenilere yönelik faaliyetleri,

a.Okullaşma,

b.Siyasî maksatlı örgütlerin kurulması ve teşvik edilmesi,

c.Silahlı ayaklanmaların başlatılması,

d.Bir dış müdaheleyi gerektiren eylemler düzenleme


YORUMLAR:
Niğde merkez ve ilçelerinde bir süredir misyonerlik faaliyeti yaptıkları ve izinsiz broşür dağıttıkları tespit edilen 2'si Amerikan, 1'i Alman ve 1'i Güney Kore vatandaşı 4 kişi, polis ekiplerine gelen ihbar sonucu, Cumhuriyet Meydanı'ndaki Belediye Parkı önünde izinsiz broşür ve İncil dağıtırlarken yakalandı.

Gözaltına alınarak götürüldükleri polis merkezinde ifadeleri alınan Amerikalı Donald Ward (54) ve Naomi Eldion (54), Alman Dirk Möhring (23) ve Güney Koreli Hyun Mi Lee'nin (28) çantalarında çok sayıda İncil ve Hıristiyanlık'ı anlatan çeşitli kitap ve broşürlerin olduğu bildirildi.

Misyoner faaliyeti yapan 4 zanlı, çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece 111 milyon 401 bin lira para cezası karşılığı serbest bırakıldı.

Bu arada Niğde Diyanet-Sen üyeleri ile görüşmek için Niğde'ye gelen Diyanet-Sen Genel Başkanı Ahmet Yıldız, sendika binasında yaptığı basın açıklamasında, misyonerlik faaliyetlerinin pan zehrinin İmam hatipler, Kuran Kursları ve dini eğitim veren kurumlar olduğunu savundu. Misyonerlik faaliyetleri, zararları ve etkileri üzerinde durmak yerine, din eğitimi ve dini faaliyetlere konan engellerin kaldırılmasının yeterli olacağını savunan Yıldız, "Yok Hıristiyanlar kilise açmışlar, bedava İncil dağıtmışlar. Bunu zaten AB sürecinde yapacaklar ve yasalarımız buna müsait hale getirildi. Bu sızlanmalar yerine imam hatiplere, Kuran Kurslarına ve diğer dini eğitim müesseselerine konan yasaklar kaldırılsın o zaman misyonerlik diye bir tehlike kalmaz. Bunlara sahip çıkılmasını, kapatılmasının önüne geçilmesini hatta desteklenmesini istiyoruz" diye konuştu.

YORUMLAR:
Bundan on yıl önce ben fakülte birinci sınıftayken, gündüz sınıfına bir kız gelmişti.Boynunda haç,kolunun altında İncille sınıf sınıf gezdi.Engellemek namümkün.

O zamanlar bize beş yıl sonra Niğde ve Nevşehir misyonerliğin kalesi olacak demişti de gülüp geçmiştik.Deli saçması dedik.

Gün geçmedi ki bir kilise evi açılmasın...yada bir gariban köylü çocuğu hristiyan olmasın...Bütün bunları eli kolu bağlı izledik...açıktan yapmadılar bu işi çünkü...Tüm faaliyetleri gizli yürüttüler...

Misyonerlil bence legaldir...Bizim yapmamız gereken gardımızı alıp,onların kilise evlerinin karşısına mescid açmak olacaktı...olmadı...olmadı...olmadı....O yıllarda Üniversitenin öğrenci Derneği Başkanı olarak kendimi suçlu hissediyorum...

Yurt çıkmayan,açıkta kalan öğrencilere onların verdiği olanakları biz verebilseydik şuan Niğde üs olarak anılmayacaktı belki de...:((

YORUMLAR:
sn editör mistonerliign osmanlıdan başlayarak günümüz türkiyeisne kadar hangi aşamalardan geçtigi nasıl sinsice yaygınlaştırılmaya çalışıldıgı aşikarda olayın öteki boyutu yani sorulması gereken soru şudur ne yapapiliriz nasıl engel olabiliriz?? ve bu sorunun yanıtları çok önemli tabii ki eylemsel anlamda!!


Bu yazı toplam 3606 defa okundu.
 
Paylaş
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
GEREKLİ SAYFALAR
YAZARLAR
Reklamlar
Reklamlar
SİTE ANKET
Hayratta nüfus artışı olsunmu
Evet iyi olur
Fark etmez
Olmasın sıkıntı olur
Yatırımdan sonra olur
Geri Dönüş imkanı yok
Reklamlar