.

                            TARİH ÖNCESİ DEVİRLERDE TRABZON’DA TÜRK İZLERİ
Bu yazı olduğu gibi Haluk Tarcan’ın “Ön-Türk Uygarlığı” adlı (İstanbul 2001) kitabının 65. ve 68. sayfalarından hiç değiştirilmeden alınmış olup yorumlamasını siz yapın.

“Trabzon mağaralarında iki Ön-Türkçe yazıt bulunmuştur. Biri OY- ËSİNİS diye okunur olduğuna göre bu cümle “filozofu anma” anlamını taşınır.  Ësinis, hatırlama, anma demektir. Bu da gösteriyor ki, Ön-Türkler, mağara döneminden beri en az Orta Asya’daki kuraklığın 7/6’ncı binlerde buraya gelmiş olmalıdırlar.

İkinci bir yazıt UW-ON, ONGULUS OQUS diye okunmaktadır, anlamı, “kutsal kozmosta kozmozlaşma”dır. Bu ne demektir? Anılan, söz konusu olan filozof, kozmos’a, kutsal olan kozmoz’a / Tanrıya ulaşmış ve onunla ozlaşmış, özdeşleşmiş, tanrılaşmıştır ki Ön-Türklerin karakteristiği Ateş Kültü karşımızdadır.

Buranın esas halkı sayılan Lazların diline, bu dilin belkemiğini oluşturan “olmak-imek” fiiline bakarsak, kökende, kendilerini OQ diye adlandıran Ön-Türkleri ve Laz gırtlağında değişikliğe uğramış Ön-Türkçe’yi buluruz.

 

ËM-AT              Med ma                    US UQUV                sima

ËS-AT               Sed si                       AT UCUW               tkwa

OQ EM              him                          OQ UYUNU             hini

 

İddia edilen Grek dilinin Lazcada olmadığı meydandadır.

Kentin adına gelelim:

Burası OY-OÑUL (Ongul) adını taşıyan, Karadeniz’deki ilk Ön-Türk kentlerinden biri ötekisidir.

OY- OÑUL’dur: OY, düşünce, ONGUL, başarı, başarı hail demek olduğuna göre bu sözcük düşünme başarısı yani felsefe demektir. Bu da gösteriyor ki; burada bir düşünür, bir filozof yaşamıştır ve kent bu adı almıştır. Feylesofun ortaya çıkışı –515 (M.O. 515) tarihlidir.

Bu verilerden vardığımız sonuç şu olacaktır. Mağara dönemi ile (-515) yılına kadar burada Ön-Türk kültürü egemendir.

Yunan tüccarları buraya (-756)’da yerleşmiş iseler çünkü, burada ticaret yapacakları bir halk, o dönemin şartlarında, organize olmuş bir liman bulmuşlardır. Adını da kendi dillerine göre TRAPUZENT diye değiştirmişler ya da yalnızca kendileri bu adı kullanmışlardır.

 

TRABZON, YUNAN SİTESİ

Karadeniz’in adı, Yunanca’da PONTUS EUXİNUS’tur. Pontus (Köprü), Euxinus (deniz) demektir. Bu ad ile Yunanlılar, bu yöreyi Yunanistan arasında bir köprü halinde görmüşlerdir.

Pontus Euxiunus adının analizini yapalım: Pontus sözcüğü Yunanca’dır geçelim. Euxiunus (Ogzi-n-us) kulağımızda Ön-Türkçe’de, akarsu, büyük su örtüsü, deniz anlamına ÖG-İZ, ÖG-İZ’den kırma etkisi bırakmaktadır.

Fakat sadece bu sözcük, Yunan öncesi kültürünün, dip kültürün, Ön-Türk kültürü olduğunun önemli bir işaretidir. Zaten, bunu tartışmaya bile gerek yoktur; Karadeniz’in ilk ve tarihi adı Ön-Türkçe OQ-OZ OLIQ KÖL olduğuna göre sorun baştan çözümlenmiştir.

OY-URUM ATIN: Gelelim “Pontus Rum” krallığı adına: İstanbul’da ilk kurulan Ön-Türk devleti, OY-URUM ATIN’ı  de kısaca görmüştük. RUM’un bayındır demek olduğunu daha önce açıklamıştık. Konuyu biraz daha açalım:

Bu devlet İstanbul-Ankara-Trabzon üçgeninde (-1980) yani (M.Ö. 1980)’lerde egemen olmuştur. Buradan yola çıkarak Pontus’un RUM’un bu dönemden kalmış olduğunu düşünebiliriz. (Kazım Mirşan, dipnotuyla)

İkinci olasılık ise, eğer bu adı, Bizans döneminde kullanılmış ise Anadolu’ya URUM’dan kalama RUM, diyar-ı Rum dendiğini anımsamış olmamız gerekecek.

Rum adı, yukarıda serdiğimiz yazı sahiplerinden geliyorsa, bu yazı Issıq-Köl tipi yazı olduğuna göre en az dip kültürü ON (Hun) Türklerine aittirler.

 

BİZANS DÖNEMİNDE TRABZON’DA TÜRK İZLERİ

Türklerin burada bulunuşu, Ön-Türklerle sona ermemektedir. Bizans dönemine ait Trabzon’daki Ayasofya kilisesindeki Ön-Grekçe olduğu iddia edilen yazılar, bu iddialara rağmen aslan asla çözülememiştir. Bu yazıları K. Mirşan Ön-Türkçe okumuştur. Zaten Bizans tarihine baktığımızda, Yunanca'nın resmi dil olarak mecburi hale getirilmesinin tarihi (+7/8)’inci yüzyıllardır.... Bu tarihe kadar konuşulan dilin Ön-Türkçe olduğu Bizans tarihinde görülür.

Bu bilimsel gerçekler, Yunanlıların, Pontus Rum Devleti’ni ileri sürerek, SEVR’cilerin Anadolu’yu yeniden parçalayabilecekleri ve kendilerinin de Karadeniz’e yerleşecekleri hayalinden, bir daha ağza alamayacakları şekilde vazgeçmelerini emretmektedir.

Artık soykırım, işkence, işgal gibi bilim dışına çıkan, Yunan uygarlığına yakışmayan, çirkin iftiralardan vazgeçip, bu yörenin tarihini öğrenmeleri ve susmaları gerekmektedir.” (1)

Araştırmalar,bölgeye ilk olarak M.Ö.III.bin ile II.bin yılları arasında Oğuzların öncü kollarından biri olarak kabul edilen “Gas/Kas” ve “Gud/Gutiler” in yerleştiklerini ve bunların Anadolu ve Azerbaycan’da ilk Bozkır kültürünü yaşayan Proto-Türkler olduğu sonucunu çıkarır(2)

 

(1)  Haluk Tarcan, A.g.e

(2)  Yrd.Doç.Dr.Kenan İnan,”Trabzon’un Fethi”,yayına hazırlayan İsmail Hacıfettahoğlu, Ankara,2001,sf.106

 

DOĞU KARADENİZ’DE İLK ÇAĞDA YUNAN KOLONİZATÖRLERDEN ÖNCE ADI BELLİ OLAN TOPLULUK YADA KAVİMLER

HURRİLER:

Dünyanın yerleşik hayattaki en eski medeniyetini Mezopotamya uygarlığı bünyesinde kuran Sümerler ile “Subariler veya Hurriler denilen Ön Sümerlerin menşei Türkistan’dı. Sümerlerin Khurri=Kurri dedikleri Güneydoğu Anadolu’daki Hurriler’in M.Ö. 5000 yıllarında henüz Türkistan’da yaşamakta iken sonraları Ön Asya’ya göçerek M.Ö. 4. üncü binde Azerbaycan ile Doğu Anadolu’ya gelip yerleşmişlerdir. (1)

Hurriler ile ilgili Kerkük yakınlarındaki NUZİ kazılarında HURRİMİ (H) URRUM-İ ifadesi vardır. Doğu Anadolu’daki Ermenilerin tespit edilmiş bilimsel değerdeki adı “URMENİ”de URUM-MEN-İ sözü Türkmen gibi aynı kökten UR/mak, VUR/mak kökünden gelmektedir.

Buradaki URUM sözü Türkçe’dir. Bundan RUM sözü çıkmıştır. Türkçe olarak anlamı “bayındır, mamure” demektir. Bu nedenle RUM sözü Greklere ait değildir.

“Nitekim, Selçuklu beyleri de Roma İmparatorluğu’nun varisleri olduklarını belirtmek için kendilerine “Sultan-ı Rum” (Rumların Sultanı) demişlerdir. (2)

Orta Asya’dan gelen ve Asyalı kavimlerden olan Hurriler’in M.Ö. 8. yüzyıldan önce Doğu Anadolu ve Azerbaycan bölgeleri ile birlikte Çoruh boyuna da yerleştikleri bilinmektedir. Hurriler’in bu çevrede bulunan bakır yatakları kullandıkları anlaşılmaktadır. Bunlardan kalma M.Ö. 4000-3000 yıllarına ait bakır baltalar ile 3000-2000 yıllarından kalma tunç baltalar ve başka eşyalar bulunmuştur. (3)

M.Ö. IV. Binin ikinci yarısından itibaren Doğu Anadolu merkez olmak üzere Trans-Kafkaslar, Kuzey-batı İran, Amik Ovası, Kuzey Suriye ve Filistin’e kadar yayılan homojen bir kültür... Eski Tunç Çağı III boyunca varlığını sürdüren bu kültüre ilk bulunduğu yerin adından hareketle Khirbet Kerak adı verilmiştir. Ancak zamanla bu kültürün yayılım alanı içerisine giren merkezlerde gerçekleştirilen kazı ve arama sonuçlarına bağlı olarak yeni değerlendirmeler yapılmıştır. Bunların belli başlıları “Kura-Aras Kültürü”, “Trans-Kafkasya’nın Enoolitik Kültürü”, “Trans-Kafkasya Bakır Çağı”, “Doğu Anadolu’nun Erken Bronz Çağı”, “Erken Trans-Kafkasya Kültürü”dür. Bunlardan “Khirbek Kerak ve Erken Trans-Kafkasya Kültürü” tanımları diğerlerine oranla daha çok kullanılmışlardır.

Ancak son yapılan araştırmalar Erzurum çevresindeki Karaz, Pulur ve Güzelova’yı ön plana çıkarmıştır. İlk buluntular Karaz’da ortaya çıktığından son on beş yıl içerisinde “Karaz Keramiği” ve “Karaz Kültürü” tabirleri bilinçli olarak ifade edilmeye başlanmıştır.

Bu kültürün en önemli özellikleri Karaz Keramiği ve Karaz mimarisidir. Karaz keramiğinde el yapımı çömleklerde özelliklere göre tek renkli, astar ve açkılı olan keramikte süsleme genellikle paralel, spical veya kesişen çizgilerden oluşur. Bunlar Kabartma tekniği ile yapılmıştır.

Karaz mimarisinin en önemli özelliği ise yuvarlar planlı yapılardır. “Bunlar Hurriler'in yaşam biçimlerinden kaynaklanmış geleneksel mimari tarzları kapsamaktadır. (4)

Artvin ve çevresinde, özellikle Şavşat-Meşeli ve Yusufeli-Demirköy de tesadüfi olarak köylülerce bulunan bronz baltalar, bu bölgelerden günümüze ulaşan nadir arkeolojik buluntulardır. Bu baltaların tarihi M.Ö. 3000 yıllarında tarihlenerek Anadolu’nun bilinen ilk uygarlığı Hititler ve daha sonradan aynı coğrafi yerlerde Hurriler yerleşerek buralardaki zengin maden yataklarını işletmeye açtıkları düşünülmektedir. (5)

Göçebe Türklerin çadır geleneğindeki yuvarlak çadırlar, yerleşik hayata geçip hayvancılık ve ziraatla uğraşan Türklerde yuvarlak yapılı mimari tarzın benimsenmesine neden olmuştur. Bunların günümüze uyarlanışı Selçukluların Anadolu’da bol miktarda yaptıkları kümbet türü altıgen, sekizgen veya yuvarlak mimari tarza sahip olan yapılardır.

Hurrilerin Doğu Anadolu’ya hakim olduğu dönemlerde ve daha sonraki Hitit döneminde bütün Trabzon-Rize illeri arasındaki yerleşim alanlarının Hayaşa (Azzi) ismi taşıdığı bilinmektedir. (6)

Sonuç olarak Anadolu’ya gelen ilk insan topluluklarının Hurriler olduğu söylenilebilir. Bunlarında kesin olarak Türk oldukları çeşitli kaynaklarca ifade edilir. Hurriler'in yayılma ve gelişme alanlarının uzantılarında Doğu Karadeniz bölgesi de bulunmaktadır.

M.Ö. 1700-1450 yılları arasında Güneydoğu Anadolu’da yer almış olan Hurriler, Hattuşili I’in batıya sefer yaptığı sırada başşehir Hattuşa’dan başka bütün Hitit ülkesini işgal etmek suretiyle büyük bir askeri ve siyasi üstünlük göstermiştir. (7)

M.Ö.1500’lü yıllarda Anadolu’nun hakimi durumundaki Hititlerin doğusunda,Suriye’ye kadar uzanan alanlarda yaşayan Hurriler,askeri ve siyasi alanda güçlendiler.Hitit kralı l.Mursilis’in ölümünden sonraki Hitit krallarının güçsüzlüğünden yararlanıp tehlike olmaya başladılar.Bu dönemde Hint-İran asıllı kralları vardı ve bir Mitanni İmparatorluğu meydana getirmişlerdi (7a-a).

Hurrileri,Doğu Karadeniz’den kovan Hititlerin Doğu Karadeniz’e gelişleri (Kralları Şuppiluliuma zamanında M.Ö.1400-1346) zamanında olmuştur(7 a)Bu dönemde Mitanni krallığına savaş açan Şuppiluliuma,sınır olan Fırat nehrini geçerek Mitanni başkenti aldı ve yağmaladı.Kızlarından birini Mitanni prensine vererek ülkeyi dostça kendine bağladı(7 b).

Hurrilerin kurduğu devletler arasında Mitanni krallığı da var.Bu krallığın kralı Hint-İran asıllı idi.Bu krallar arasında Hintçe adlar bulunan krallar da var.M.Ö.2000’lerde Hititlerle birlikte Hurriler,Kassitler,barbar Hiksoslar at yetiştirme ve iki tekerlekli hafif savaş arabaları yapmaya başlamışlarıdır.Hitit başkentinde bulunan “Atlar İçin Yetiştirme ve Binicilik Kuralları” kitabı Kikkuli adında Mitanni ülkesinden bir Hurri idi.Kitabında Sanskritçe kökenli kelimeler vardı(7 c).

 

LUVİLER

Tarihte Anadolu’ya birçok kavim şu ya da bu yolla, şu ya da bu nedenle gelmiştir. Ancak, Anadolu’ya ilk yerleşenler, Anadolu’daki ilk yerleşim yerlerine isimler verenler Luvilerdir. Luvilerin Anadolu tarihindeki önemi; Anadolu’ya M.Ö. 1700-1200 lerde hakim olan Hititlere dillerini vermiş olmasıdır. Nasıl ki günümüzde Amerikalılar, İngilizce konuşuyorlarsa, nasıl ki ortaçağda Bizanslılar, Rumca konuşmuşlarsa Hititler de ilkçağdaki devirlerde Luvice konuşmuşlar ve Luviler tarihte devlet ya da imparatorluk olamadıklarından, dilleri zamanla Hititçe olarak adlandırılmıştır.

Luvi dili ilkçağda çok geniş alana yayıldığından öncelikle Luvi dili hakkında bilgi vermek gerekir:

a-Luvi dili üzerine genel bilgiler:

   Bu dil,Hitit dilinin yakın hısımıydı ve onun gibi Hind-Avrupa dillerinin Centun topluluğuna giriyordu.

Luvi dilinin, Hitit dilinden daha eski olduğunu söyleyenlerden Fritz Schachermeyr, “Luvi dili o zamanlar en büyük keşifti ve Anadolu kaynaklı metinlerde kullanılan dillerin en eskisiydi” demiştir. Dolayısıyla bu dilin en azından MÖ.2000 yılları dolaylarında konuşulduğu tartışılmasızdır ( ll ).

Forrer, Luvi dilinin Ege denizi yöresinde en eski kültürün dili olduğunu belirtmiştir (12).

Albrecht Götze tarafından 1933 yılında yayınlanmış olan Orients (Eski Doğu’nun Kültür Tarihi) dizisi içindeki Kleinasien (Küçük Asya) kitabında “haklılığı gün geçtikçe yeni kanıtlara kavuşan görüşe göre bildiğimiz en eski Hind-Avrupa dilini konuşan Luvilerin Anadolulu bir ulus olduğunu, bunların göçleri yahut kültür açısından etkilemesiyle –ssa, -ssos, -nda, -ndos, -nthos bitişli adların Yunanistan’a Balkan yarımadasının kuzey ve kuzeybatı bölümlerine, Sicilya ve İtalya’ya kadar yayıldığını kabul etmektedir ( 13 ).

M.Ali Dinçol, Luvilerin MÖ.3.bin yılda Anadolu’ya göçmen geldiğini kabul eder. Buna karşılık Fürüzan Kınal, “Anadolu bakır-taş çağı kültürünü yaratanların Luviler olduğu Mersin,Alişar ve Hacılar kazılarıyla anlaşılmıştır” der ve böylece o yörelerdeki MÖ.2500 öncesi kültürleri,hatta Hacılardaki MÖ.6.bin yıl kültürünü,Luvilere bağlar.Gerçekten bu zorunlu sonuçtur.Çünkü Batı Anadolu’da Luviler öncesi hiçbir dil,kendi dili olan hiçbir kültür saptanamamıştır(14)

b-Luvilerin etkileri:

Luviler,Hititlerden önce Anadolu’ya geldiler.Hititlerin yer ve kişi adları incelendiğinde bu adlara Anadolu dışında rastlanmamıştır.Ancak Luvice isim ve yer adlarına  Anadolu dışında İran,Pakistan,Afganistan,Hindistan,Yunanistan,Balkanlar ve İtalya’da bile rastlanmıştır.Ancak adı yerlerdeki yer ve isim adlarının tamamı MÖ.2000’den sonradır.Yani adı geçen yerlere Luvi kültürü,Anadolu’dan sonra gitmiştir.Bu nedenle oralardan Anadolu’ya Luvilerin gelmiş olmaları söylenemeyeceği gibi,Anadolu’dan oralara Luvi kültürünün gittiği kesindir.Kültür ancak insanla gittiğine göre Luvi insanının yayılma,göç etme,yerleşme ya da başka nedenlerle oralar gittiği ve yer adlarını oralara götürdüğü söylenebilir.

Sonuç olarak,Luviler hakkında en detaylı bilgileri aktaran Bilge Umar’a göre Luviler Anadolu’nun ilk yerlileridir ve Luvi yurdunun anayurdu Anadolu’dur.

Ancak Luvi diline uygun ya da Luvice yazılı belgeler (o dönemdeki yazılı belgeler ancak kil tabletler üzerindeki yazılardı) günümüze ulaşmamıştır.Sadece Arzava mektupları denen,Hitit dilinde yazılmış ve bir Luvi beyi olan Tarkhundaradu tarafından yazdırılmış iki tablet bulunmuştur. Luvi beyinin adındaki Tark ve hun heceleri bize Türk ve Hun isimlerini çağrıştırmaktadır.Ayrıca Luvilerden günümüze ulaşan isim ve yer adlarına bakıldığında bize Türklerin ilkçağdan bu yana yayılmış oldukları alanları ve genelde Ortaasya’dan ilkçağda göç ettikleri alanları çağrıştırmaktadır.

Luvi dilinden yer adı olarak günümüze yüzlerce isim ulaşmasına rağmen Luvilerden kalma arkeolojik eser yada belgelerin ulaşmamış olması düşündürücüdür.Halbuki Hititlerden günümüze  on binlerce yazılı ve arkeolojik belge ulaşmış olup bunların çoğu bulundukları il müzelerinde ve başka müzelerde sergilenmektedir.

Luvi  kültürü,kendilerinden sonra gelen yaklaşık 1000 yıllık Hitit uygarlığına dil ve kültür olarak etki ettiği gibi,Hititlerden sonra Batı Anadolu’da devlet kuran Lidyalıların (Parayı bulan ilk millet ya da devlet) kültürlerini etkilemiştir.Örneğin Luvi tanrısı Sanda,Lidyalıların en önemli tanrısıdır.

Orijinal bir başka özellikte Luvi dilinin Türk dili ve kültürü ile ilişkisidir.Orhun anıtlarının abc sisteminin Anadolu’dan geldiği iddiasıdır.Büyük Türk bilgini ve tarihçisi Prof.Dr.Zeki Velidi Togan’a göre de Orhun anıtları “abc”sinin kökenini,Anadolu üzerinden gelmiş ilk Hind-Avrupa dillerinden birini konuşan halkın Anadolu’dan getirmiş bir yazı türü olabileceğini düşünür.

Aynı şekilde Türkçe’nin en eski metinlerinde bile görülen “ana”,”ata”gibi sözcükleri de küçük ses farklılıklarıyla Luvive  (Luvi dilinde “Anni” (=ana) ,“Tatti” (Ata,baba) ve Hititçede “anna(s)” (=Ana) ve “Atta(s)”, (=ata,baba) bulunmasını Bilge Umar;Luvilerin Türk kültürüne etkisi olarak yorumlamaktadır(15)Ayrıca Luvilerin baş tanrısı Tarkhun,Türklerde de Tarkhan,Tarkan gibi yönetici unvanlarda bulunmaktadır.Üstelik Hititlerdeki “Tarkhu” fiili “kudretli olma,hakim olmak, yenmek” manasındadır.Her ne kadar Bilge Umar,bir türlü söylemek istemese de biz söyleyelim.Bu Luvilerin yaşayış,dil ve coğrafi alanlardaki hakimiyeti göz önüne alındığında Proto-Türk olmaları olasılığı çok yüksektir.

c-Luvilerin Doğu Karadeniz ile ilgileri:

Luvilerin Doğu Karadeniz ile ilgilerine bakıldığında Doğu Karadeniz’deki şehir ve yer adlarının birçoğunun Luvi ve ardılı dillerden geldiği şeklindedir.Yunanlıların koloni olarak kurdukları söylenen Sinuwa (Helen Ağzında Sinope bu günkü Sinop),Kotyora (Ordu),Kerasountos/Kerasus (Giresun),Trapezeus (Trabzon),Amisos (bugünkü Samsun’un bitişiğindeki Karasamsun) adlı koloni şehirlerinin tamamının Luvice adlar taşıması Yunanlıların bu şehirleri kurmadıkları,ancak buralarda varolan küçük şehir ve kasabaları deniz yoluyla ele geçirerek kendilerine mal ettikleri ortaya çıkar.Ayrıca Doğu Karadeniz’deki diğer yer adları incelendiğinde bu durum daha kesin olarak görülebilmektedir.

M.Ö.750 yıllarından sonra Doğu Karadeniz kıyılarına gelen Yunan asıllı Miletli kolonizatörler, Doğu Karadeniz kıyılarında ilk kolonilerini kurduklarında buralarda yaşayan insanlar ile ticaret yapma amacını güdüyorlardı.Bu insanların yaşadıkları yerleşmelerde haliyle kendilerinin ya da varsa kendilerinden önceki topluluklarının koydukları coğrafi isimleri kullanıyorlardı.Bu isimler incelendiğinde bu bölgenin ilk insanlarının,ilk yerleşim yeri kuranlarının kesinlikle Yunanlı olmadıkları ortaya çıkar.Buraya kadar ki düşünceye ilkçağ döneminin antik yazarları da (ki genelde Yunan kökenli) dahil tüm araştırmacılar hemfikir.O halde doğu Karadeniz’in ilk yerleşenleri kim?

MÖ.750 yılından yani Yunan asıllı kolonizatörlerin Doğu Karadeniz kıyılarına gelmeden önce bu bölgede yaşayan insanların etnik kimlikleri hakkında yazılı ya da arkeolojik kaynaklar çok cılız ve zayıf kaynaklardır.bu kaynaklara dayandırılarak yapılan görüşlere ve bilgilere bu çalışmada yer verilmiştir.

Ancak yer adları üzerine detaylı bir inceleme pek az yapıldı.Bu konudaki en kapsamlı çalışma Bilge Umar’ın çalışmasıdır.O çalışma incelendiğinde doğu Karadeniz’deki çoğu kasaba ve şehir ya da yer adlarının Luvi ve ardılı dillerden geldiği ortaya çıkar.Luvi ardılı diller denirken Kapadokya dilinden bahseden Bilge Umar,bu dilin Luvi dilinin uzantısı olduğunu belirtir.Bu çalışmada Pontos Kapadokya’sı denen bu dilin Luvi dili ile birlikte mütalaa edilerek,bu çalışmadaki köy adlarına kaynak olacak sözlük içerisine genelde Luvi dili olarak konuldu.Bu çalışmalar sonucunda görüldü ki Doğu Karadeniz’de,MÖ.2000 yıllarında Anadolu kullanılan Luvi dilinden türeyen birçok coğrafi ad ortaya çıktı.

Yöredeki,Luvi dili sözcük ve takıları hakkındaki bilgilere dayanarak ortaya çıkarılan tarihsel isimlerin bolluğu yöredeki Luvi ya da ardılı olan Pontos Kapadokya’sı dilinin etkinliğini ortaya kor. Ancak bütün bunlara rağmen Bilge Umar,Doğu Karadeniz’de yaşayan bu eski halkların Luvi kökenli olduğundan pek kuşkuludur.Gaska/Kaska kültür ve dilinin buralarda yayıldığını düşünür. Ksenofon’un “Anabasis’te” anlattığı Yunan kökenli olmayan yerli kavimler için bunların bir bölümü Hind-Avrupalı dil konuşan,eski Luvilere,Gaskalara  kültür yönünden hısım olan akrabalar olabilir.Özellikle Torul yöresinin halkı Drila’lar  için bunu güçlü olasılık sayıyor.Çünkü Drila adının,Andra İla’sı (Adra Geçidi) anlamına geldiğini ve kendi adının gerçek biçiminde Adra ile bağlantılı olan Trabzon’a giden geçidi (Zigana Geçidi) görebiliyor.

Hatta daha ileri giderek Yunan asıllı batı Anadolulu kolonizatörlerin kurduğu sanılan ve onların konuştuğu Yunanca dilinin manalandıramadığı Sinop,Samsun,Amasya,Kotyora (Ordu) ,Kerasonutos (Giresun),Trapezountos (Trabzon) adlarının Luvi dilinden geldiğini söyler(16).Bu duruma göre bu şehir adları Yunanlılardan önce varolduğuna göre bunları Yunanlıların kurmadıkları ortaya çıkar.Bu şehirlere Luvi yavru kenti diyen diyen Bilge Umar,Doğu Karadeniz’deki Yunan etkisinin zayıflığını ortaya koymuş oluyor.

BİLGE UMAR’IN YABAN SÜRÜLERİ

Tarihte Anadolu’ya yapılan korkunç saldırılar sonucu  Anadolu’nun yakılıp yıkıldığı dönemler olmuştur.

Anadolu’daki en eski “yaban sürürü” diye nitelendirilen akın,MÖ.2000 yıllarında olmuştur.MÖ.2000 yılından önce Anadolu’daki daha ileri toplulukların ortaya koyduğu kültürler,bu tarihten sonra birden bire duraklayıp geriledi.Bunu Anadolu’da önemli höyüklerde görmek mümkündür.Höyüklerin daha alt katlarında daha ileri uygarlık katları varken,daha üst katlardaki kültür ve uygarlıklarda gerilemeler görülmektedir.Bilge Umar,Troia kentinin ikinci yerleşme yeri MÖ.2500-MÖ.2000 arasında altın çağı yaşamış iken daha sonraki 3. ve 4. tabakalarda duraklama hatta çok daha geri bir uygarlık vardır” demektedir.( Bilge Umar,”İlkçağda Türkiye Halkı”, İstanbul,1999,sf.31)

M.Ö.1800 den önce Küçük Asya’da uluslar hareketi başlamıştır.Hint-Avrupa kökenli boylar da Kuzeydoğu yada Kuzeybatıdan Anadolu’ya girmişlerdir.Buraların ilk yerli halkı,Proto-Hattileri yenerek ilk şehir devletlerini kurmuşlardır.Bunlardan bir tanesi de (daha sonra Hitit İmparatorluğunu kuracak olan) Hattuşaş’dır(16 a).

MÖ.1200 yıllarında da Anadolu’ya “yaban sürüleri” (Tabir Bilge Umar’a aittir) o dönemdeki Anadolu uygarlıklarını yok etmiştir.Hitit İmparatorluğu birdenbire tarih sahnesinden silinmiştir.Ancak Hitit kalıntıları güneydoğu Anadolu ve Suriye’de Genç Luviler olarak küçük şehir devletleri olarak birkaç yüzyıl daha devam etmiştir.Bu dönemde Anadolu,500 yıl karanlık döneme girmiş,bu dönemlerden önceki on binlerce yazılı belgeye karşı bu dönemle ilgili belgeler yada kaynaklar pek bulunamamıştır.

Başka bir kaynakta bu olay “deniz ulusların istilası” şeklinde ele alınmaktadır.M.Ö.XIII.yüzyılda Kuzey Avrupa’dan başlayan bir göç dalgası Balkanlar yoluyla Anadolu’yu kasıp kavurarak Suriye ve Filistin’i yağmalar.Hitit İmparatorluğu’na M.Ö.1190 yılında saldıran bu güçler,Hititleri yok ederler.İlk gelenler Frigyalılar ve Misyalılardır ( C.W.Ceram, “Tanrıların Vatanı Anadolu”Çev.Esat Mermi Erendar,İstanbul,1994,sf.143).Bu ifadedeki Anadolu’yu işgal ve yağmalama güzergahına bakıldığında Doğu Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu’nun bu istilalara uğramadığı görülür.Doğu Anadolu’da İran ağırlıklı devletler olduğuna göre İstiladan kaçmak için Hititlerin Doğu Karadeniz’e geldikleri görülür.Bunu Hititlerin yer adlarında görmek mümkündür.Sadece Of’ta Samri, Zisno gibi köy adlarının o tarihten bu yana devam etmeleri düşündürücüdür.Burada Zisno köyü ile ilgili şu bilgileri vermekte yarar var.

ZİSNO / ZİSNA/ ZİSİNO= Trabzon Of'a bağlı bir köy.Genelde  gayrimüslimlerin kaynaklarında Zisno olarak geçer.Kelimenin Rumca manası olmayıp Fener Rum Lisesi Müdürü Niko Mavridis'in ifadesine göre şu andaki Rumca'da bir manası olmayıp Rumca kelime olması ihtimali büyüktür diye bendeki köy adları taramaları tablosu içinde işaretlediği yazı ile tarafıma imzalı yazı vermiştir.Ancak Pontos Rumca’sı taraması yapan bu dili iyi bilen Kemal Yerekaban'ın imzalı belgeye göre bu kelime Pontosça da değildir.Öte yandan bu kelimenin Rusça, Farsça, Ermenice, Lazca,Gürcüce ve Türkçe dillerinde hiç bir manası yoktur.Bu kelime taramaları bütün diller için Haşim Albayrak tarafından yaptırılmıştır.Aşağıdaki Hititler ile ilgili bilgiler değerlendirildiğinde bu kelimenin eski çağ Anadolu dillerinden olması ihtimali ve bir yer adı olması mümkündür.

 Hititlerde (Hititler M.Ö.1800-1200 yılları arasında Anadolu'da yaşamış ilkçağ medeniyeti) bazı şehir adlarında son ek olarak görülmektedir.Ap-zisna,apzisna, hat-zisno/hat-zisno gibi.Ayrıca zan-zisna gibi dağ olarak ta geçer.(1*)

 (1*)Boğazköy metinlerinde adı geçen şehir ve adlarının bulunduğu kayıtlar şöyledir:

Ap(a)zisno: KBo I 58 3 de bulunan metinde şehir adı olarak geçiyor.

Ap zisno   :KUB VI 46 Resim III 37-38 de bulunan metinde şehir adı olarak geçiyor.

Hap zisna :K Bo II 31 Resim 8 Harita 2 I 30 de bulunan metinde şehir adı olarak geçiyor.

Zan zisno  : KUB XXXVIII 3 Vesika II 6 de bulunan metinde dağ adı olarak geçiyor.

Yukarıdaki bilgiler Dr. Hayri Erten'in "Boğazköy Metinlerinde Geçen Coğrafya Adları Dizini,Ankara,1973 adlı kitabının12.,12.,30,119.sayfalarından Haşim Albayrak tarafından taranarak alınmıştır.

Anadolu’nun yazılı belgeli döneme geçişi ise; bu kez batıdan Anadolu kıyılarına yerleşmeye başlayan ve Anadoluluğu temsil eden şehir durumundaki Troia (Truva) kentini hileyle alan Yunan kökenli Dor,İon ve Aka uygarlıklarıdır.

Milattan önceki dönemlerde Anadolu’ya yapılan  “yaban sürüleri” akınları;Anadolu’ya ya batıdan ya da doğudan girmişlerdir.Doğu Karadeniz’i ilgilendiren bölüm bunların doğudan girenleridir.Anadolu’ya doğudan girmenin yolu ise ancak Kafkasya’dan gelenler olmalıdır.Zira Doğu ve güneyde güçlü Mezopotamya uygarlıkları henüz devrini sürdürmektedirler.

 

TAOKHLAR

 

M.Ö. 1190’lı yıllarda dönemin güçlü devletlerinden biri olan Hitit İmparatorluğu’nun batıdan gelen “Deniz Kavimlerince” feci şekilde yıkılması sonucu, Anadolu’da 300-400 yıllara varan ve uzmanlarca “Karanlık Çağ” denen süreçte Anadolu’dan Artvin’e ve Kafkaslara doğru göçler olur. Böylece, yerli halk olarak vurgulanan bugünkü Gürcülerle, göç sonucu buraya gelmiş olan Anadolulu halk kaynaşır. (8) Anadolu’dan gelenlerin bir kısmı daha sonra Anadolu’ya geri dönerler. Bunlardan Asur kaynakları Daineni, Urartular Diauehi, Yunan kaynakları Taokhoi olarak bahseder. (9)

Taokh’lar, Erzurum ile Göle arasındaki Oltu Çayı’nın suladığı yere M.S. 1000 yıllarında bile Bizanslılarca Tais, Ermenilerce Taik (Ta’sal = Ta Ülkesi = Ta halkının ülkesi) deniyordu. Ksenophon’un Taokhos’lar biçiminde (M.Ö. 400’de) aktardığı halk aynı halktı. Ksenophon’un bilgilerine göre Taokhlar, savaşçı bir halktı ve Hellen Ordusuna karşı ölesiye direnmişlerdi. Hellen Ordusu, bunların küçük yurdunu geçtikten sonra batıya yöneldiklerinden ve anlaşıldığına göre Erzurum-Aşkale-Bayburt-Zigana Geçidi yolunu izlemişler. (10)

Ancak Gürcüler,bu yöre halkını da kendilerinden sayarak İ.Ö.6.-3. yy.larda Doğu Gürcistan’da Kartli Krallığı kurulduktan sonra bu bölgenin de adı geçen krallığın toprakları arasında olduğunu belirtirler.Ondan sonraki tarihlerde de çevrede kurulan çeşitli Gürcü krallık ya da beyliklerin egemenliğinde kaldıklarını iddia ederek Doğu Karadeniz’deki her yeri olduğu gibi buraları da Gürcü toprağı ilan ederler(10 a).

 

(1) Mehmet Bilici, A.g.e. sf. 46-48

(2) Haluk Tarcan, A.g.e. sf. 33

(3) “Artvin’in Tarihçesi”, Çoruh Dergisi, Sayı 4, Şubat 1994, sf. 52

(4) Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1990 Van, “Karaz Kültürü ve Hurriler” Yrd. Doç. Dr. Mahmut Pehlivan, sf. 168-176

(5) A. Erzen, Doğu Anadolu ve Urartular, Ankara, 1984, sf. 16-18

(6) Prof. Dr. Mehmet Özsait, İlkçağ Tarihinde Trabzon ve Çevresi, Trabzon Sempozyumu Bildirileri, Trabzon, 1998, sf. 36

(7) Mehmet Bilici, A.g.e. sf. 46-48 Orhan Naci Ak,Rize Tarihi,Rize,2000,sf

(7 a) Muzaffer Arıcı,Her Yönüyle Rize,Ankara,1993,sf.25

(7a-a) C.W.Ceram, “Tanrıların Vatanı Anadolu”Çev.Esat Mermi Erendar,İstanbul,1994,sf.113

(7 b) C.W.Ceram, “Tanrıların Vatanı Anadolu”Çev.Esat Mermi Erendar,İstanbul,1994,sf.116-117

(7 c) C.W.Ceram, “Tanrıların Vatanı Anadolu”Çev.Esat Mermi Erendar,İstanbul,1994,sf.115-116

      (8) Osman Aytekin, Ortaçağdan Osmanlı Dönemi Sonuna Kadar Artvin’deki Mimari Eserler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1999, sf. 9

(9) Osman Aytekin, Ortaçağdan Osmanlı Dönemi Sonuna Kadar Artvin’deki Mimari Eserler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1999, sf. 9

(10) Bilge Umar, “Karadeniz Kappadokia’sı (Pontos)”, İstanbul, 2000, sf. 23-24

(10 a) (1*)Yuri Siharulidze-Alaxsandre Manvelişvili J.Gogebaşvili-Tsate Batsaşi-İvane Cavahişvili Biçi Tezelişvili-Mihako Tsereteli Mariam Lortkipanidze,”Trabzon’dan Abhazya’ya Doğu Karadeniz Halklarının Tarih ve Kültürleri,İstanbul,1998,sf 95.

(11) Bilge Umar,”İlkçağda Türkiye Halkı”, İstanbul,1999,sf.45

(12) Bilge Umar,”İlkçağda Türkiye Halkı”, İstanbul,1999,sf.47

(13) Bilge Umar,”İlkçağda Türkiye Halkı”, İstanbul,1999,sf.47

(14) Bilge Umar,”İlkçağda Türkiye Halkı”, İstanbul,1999,sf.48

(15) Bilge Umar,”İlkçağda Türkiye Halkı”, İstanbul,1999,sf.99

(16) Bilge Umar,”İlkçağda Türkiye Halkı”, İstanbul,1999,sf.86-87

(16 a) (7 c) C.W.Ceram, “Tanrıların Vatanı Anadolu”Çev.Esat Mermi Erendar,İstanbul,1994,sf.181


DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNİN KISA TARİHÇESİ - 1 - - 2 - 3 - 4 - 5