GAGOŞİMZADE MEHMET EFENDİ
Kakoşimzade
(veya Gagoşimzade) Hacı Muhammed Efendi olarak ta yöre ile
ilgili birçok kaynakta büyük âlim olarak geçerse de hakkında
biyografik bilgiler yoktur. Sadece bir kaynakta dip not olarak
eski 1881 tarihli salnameye göre Of müftülerinden Mahmut Zühtü
Efendi ile ilgili biyografik bilgiler verilirken onun babası
yada amcasının Çaykara Şur (Şahinkaya) dan Koskoroğullarından
meşhur alim Hacı Osman Efendi’nin, Gagoşimzade Mehmet Efendi’nin
hocası Sürmeneli Hacı Hasan Efendi’nin hocası olduğu şeklinde
bir ifade vardır. Buradaki bilgiye göre Mehmet Efendi Çaykara
Şerah (Uzungöl) köyünden olup devrin büyük âlimlerindendir.
Yine aynı kaynakta (s.457 de) eski Of müftülerinde Kadızade Hacı
Salih Efendi’ye icazet verdiği yazılıdır. Bu büyük âlimin aktif
görevde olduğu tahmini tarih 19. yüzyılın son zamanları
olduğudur. Ancak yapılan araştırmalarda adı geçen âlimin
Anaso’lu olduğu hakkında bilgilerde vardır. Öğrencileri arasında
Gorgoraslı Zilik Hacı Numan Efendi ve Şurlu Mahnida Müslim
Efendi gibi önemli âlimler de bulunmaktadır.
GARGAR MÜSLÜM EFENDİ
Çaykara’nın merkezinden olup Çaykara Merkez camisini
yaptırmıştır. Mezarı oradadır. Farsça ve Kelam ilminde çok ileri
idi.
Çaykara’nın en tanınmış din âlimlerindendir. Kondu’da uzun
yıllar müderrislik yapmıştır. Talebeleri arasında Kondulu meşhur
Mustafa Sıtkı Cansızoğlu’da vardır.
GORGORASLI HÜSEYİN EFENDİ
Hakkındaki bilgiler sadece bir kaynakta birkaç
cümledir. Buna göre “Kalkandere Medresesi, 1.Dünya savaşı öncesi
çevrenin en büyük medreselerinden biri idi. Birinci Dünya Savaşı
ile bölgeyi terk eden medresenin müderrisi Ganiömerzade Mahmut
Efendi, savaş bittikten sonra da çok yaşlı ve hasta olmasından
dolayı medreseye gelip müderrislik yapamaz. Birkaç yıl boş kalan
bu medreseyi Çaykara Gorgoraslı (günümüzdeki Çaykara Eğridere
köyü) Hüseyin Efendi adlı genç biri tekrar faaliyete geçirmeye
çalışır. Fakat kısa zaman sonra medreselerin kapatılması
yüzünden buradaki görevinden ayrılmak zorunda kalır.
GÜLHANOĞLU SÜLEYMAN EFENDİ
1293
(H) 1876 yılında Zeno (Ulucami) köyünde doğdu. Görhanoğlu
Süleyman Efendi diye de anılır. Soyadı kanunuyla Aygün soyadını
almıştır. Cumhuriyetten önce Of’ta 20 yıl süreli mustantik
(sorgu hâkimliği) görevini yürütmüştür. Tarihi yazıları atışma
ve destanları vardır. Çaykara’da daha çok destanları ile Of’ta
ise görevi sırasında gösterdiği adaleti ile tanınır. 12.4.1948
tarihinde vefat etmiştir.”
Onun 29 Temmuz 1929 yılındaki sel felaketi ve toprak kayması
yüzünden kendi köyü olan Zeno köyü ile ilgili olarak yazdığı
destanı yörede en çok söylenenler destanlar arasında olup bir
bölümü şöyle idi:
“Bu
yıl Temmuz ayında
Koptu bir Nuh tufanı
Ey
fani dünya fani
Görmedim bir sefani
Eyleme bana surat
Böyle devam ederse
Zeno kopar yakında
Kimse olmaz farkında
Bu
felaket hakkında
Edelim bir teksirat
Çok
kimseler oldular
Hem
canından hem malından
Zenonun zevalinden
Bir
parça ehvalinden
Eyleyelim tefsilat
Seylap yıktın Zeno’yu
Camiyide bırakmadın
Su
ile de akmadın
Zengin fakir bırakmadın
Koyvermedin hasılat
Zeno durdu kopmaya
Ağladık zarı zarı
Sanki aldı nazarı
Kadahorun pazarı
Doldu taş toprak zemmat
Of
yüz otuz muhtarlık
Zeno idi birinci
Ne
koyun var ne keçi
Ne
gala var ne gilici
Nede bir yerden irat”
GÜVELİ HAFIZ MEHMET (Hacı sarmusakoğlu)
Hayrat
Yalavaslı köyünden ağalardan Habib Ağa’nın oğlu olup yüzünde
güve görünümünde hastalık işareti olduğundan Güveli Hafız Efendi
olarak tanınmıştır. Çok güzel sesi vardı. Genelde kendi köyü
Yalavaslı, Müzgar gibi Of ve Hayrat çevresi köylerde hocalık ve
imamlık yaptı. Oğlu Hayrat ve çeşitli kazalarda nahiye müdürlüğü
yapmıştır.
GÜVELİOĞLU HÜSEYİN EFENDİ
Rize’nin Kalkandere ilçesi Hüseyin hoca köyüne
adını veren Müderris Hüseyin Efendi’nin ataları Of Hayrat’a
bağlı Küçük Meseroş (Göksel) köyünde yaşarlardı. Aileden bir kol
sahile yakın arazilere yerleşmek için kuzeye doğru yola
çıkarlar. Bunlar Sivane köyü’ne yerleşirler. Burada
Güvelioğulları olarak anılırlar. Güvelioğullarının bu kolundan
gelen Müderris Hüseyin Efendi’nin dedesi Çakır Ali, babası İshak
Efendi’dir. Sivane köyünde 1833 yılında doğmuş olup aynı köyde
1888 yılında 55 yaşında iken ölmüştür. İlk eğitimini köy
camisinde köy imamından alır. Daha sonra İstanbul’a giderek
burada eğitimin tamamlayıp müderris olur. Buradaki talebe
arkadaşlarından biri olan Güneyce/ Vardalı Osman Niyazi
Efendi’den önce icazet alır. Aynı hocalardan aynı eğitim
almalarına rağmen Osman Niyazi’den on sene daha önce kendi
memleketinde müderrisliğe başlamıştır.
1869 yılında Karadere merkezde Osman Niyazi ve
Hüseyin Hoca önderliğinde bir medrese yapılarak müderrisliğine
Müderris Hüseyin Efendi getirilir. Daha sonra bu medrese çevre
halkının yardımları ile genişletilir. Özellikle Müderris Hüseyin
Efendi’nin bacanağı Kahvecioğlu Mansur Efendi’nin de yardımları
ile medrese büyük bir külliye haline getirilir. Rize ve
çevresinin en büyük medresesi olur. Bu nedenle bu bölgenin adı
1913 yılından sonra medrese mahallesi olarak değiştirilir.
Müderris Hüseyin Efendi, 1886 yılına kadar burada tek başına
müderrislik eder. Fakat tek başına yetmeyince Zisinolu
Ganiömerzade Mahmut Efendi’yi yanına çağırır. Medresenin yanında
büyük bir cami inşa etmeye başlar. İlk dönem talebelerine icazet
verir. Ancak ikinci grup talebelerine icazet vereceği sırada
hastalanır ve 2 Aralık 1888 tarihinde vefat eder. Vasiyetinde
ölümünde evinin önünde gömülmek istediğini belirtmesine rağmen,
medresenin önünde gömülmesinin daha uygun olduğu düşüncesiyle
medresenin batısında (Bugünkü Kalkandere Hükümet Konağı’nın
arkasındaki Belediye Lokali’nin yerinde) açılan mezara gömüldü.
Yaptırmaya başladığı camide 1889 yılında tamamlanarak ibadete
açıldı. Yerini Zisinolu Mahmut Efendi alarak ondan kalan bütün
görevleri yerine getirdi.
1305 H. (1889) tarihli Trabzon Salnamesi’nde bu
medresede 74 talebenin öğrenim gördüğü belirtilir ki bu rakam
Rize’nin hiç medresesinde yoktur.
1916 yılında Rusların bölgeyi işgali üzerine
medrese kapanır. Rusların geri çekilmesinden sonra ise
Ganiömerzade Mahmut Efendi’nin çok yaşlı olması nedeniyle
gelememesi üzerine medrese açılamaz. O arada Çaykara Gorgoras (Eğridere)
köyünden genç bir müderris olan Sadzade Hüseyin Efendi,
medreseyi yeniden faaliyete geçirmeye çalıştı ise de kısa zaman
sonra 1924 yılındaki eğitimin birleştirilmesi ve medreselerin
kapatılması kanunu nedeniyle medrese kapatıldı. 1930 yılında
buranın nahiye müdürü tarafından bu çevrenin en büyük medresesi
yıktırıldı. 1932 yılında medrese etrafındaki mezarlarda
kaldırıldı. Bu nedenle 44 yıl önce ölen Müderris Hüseyin
Efendi’nin mezarı toprağı ve kemikleri ile birlikte
yerleştirildiği yeni tabut ile orada bulunan akrabaları
tarafından mezar taşları ile birlikte alındı. Köyünde evinin
önünde gömüldü. Böylelikle daha evvel hoca efendinin istediği
vasiyeti de yerine getirilmiş oldu.
Müderris Hüseyin Efendi’nin iki defa evlendiği
rivayet edilmektedir. İlk evliliğini kendi köyünden olan
Karaibrahimoğlu ailesinden bir hanım ile yapmış olup bundan
çocuk sahibi olmamıştır. İkinci evliliğini ise Kalkandere Aksu
mahallesinden Kakoyanoğlu İbrahim kızı Raziye Hanım ile
yapmıştır. Raziye hanımdan olan oğlu Şemsi 1889 yılında yani
babasının ölümünden bir yıl sonra ölmüştür. 1874 doğumlu kızı
Şerife akrabası Arif oğlu Osman Efendi ile evlenmiş olup 1908
yılında 34 yaşında ölmüştür. Sadettin adlı oğlu 1916 yılında 36
yaşında öldü. Kemal adlı oğlu 1917 yılında 32 yaşında öldü. Son
kızı Safiye amcası Halid’in oğullarından Muhammed ile
evlenmiştir.
1913 yılında Rize ve çevresindeki köy adları
değiştirilirken Sivane köyünün adı Hüseyinhoca köyü olarak
değiştirilir 1928 ve 1933 yıllarındaki Dâhiliye Vekâleti Türkiye
Köy Adları listelerinde yer alır. Ancak daha sonraları bu ad
İncirli olarak değiştirilir. Köylü bu değişime itiraz eder ve
muhtarları İbrahim Mollaibrahimoğulları’nın da girişimleri ile
bu ad tekrar Hüseyinhoca köyü olarak değiştirilir.
Günümüzdeki Çalekli Dursun Efendi adıyla meşhur
olan ünlü din alimi Dursun Fevzi Güven ile aynı akrabadan olup
aile lakapları Güvelioğulları’dır.
GÜVELİOĞLU
MAHMUT EFENDİ
Çalekli Dursun Efendi adıyla tanınan Dursun Feyzi
Güven Efendi’nin oğludur. Bir kaynakta “Ord. Prof. Oflu
Dursun Efendi’nin unutmak nedir bilmeyen, keskin zeka sahibi
oğlu merhum diplomasız tarihçi ve kelamcı Hacı Mahmut Efendi”
olarak geçmektedir.
Aynı kaynakta onun öğrencilik hatıralarına yer verilirken kendi
ifadesiyle “1941 yılı itibarıyla sonradan İkizdere müftüsü
olacak olan Varda (Güneyce) İkizdereli Hafız Memiş Atay,
sonradan Yozgat müftüsü olan meşhur kurralardan Hafız Hüseyin
Hatiopoğlu ve Efendi’nin büyük oğlu Mahmut Güveli ve İkizdere
ilçesi Varda (Güneyce) li meşhur kurra Hafız Hayrullah Atay’ın
oğlu Hafız Osman Atay ile Hayrat ilçesi Hundez (Güneşalan) Hacı
Tahir Efendi medresesinde başladık”
derken babası Çalekli Dursun Efendi’den 1941 yılında eğitim
alan üst düzey dört talebeden biri olduğu ortaya çıkar.
HACI ABDULLAH EFENDİ HOCA ( BAHADIR)
Of
Çoruk (Çoruh-Erenköy) köyünde doğdu. Baba adı Tahir’dir.İstanbul
Ayasofya, Beşiktaş ve Yeni Cami’de vaaz verebileceğine dair
belge örneği vardır. Daha sonra Of Çoruk (Erenköy) köyündeki köy
camisinde hatiplik yapma beratı vardır. Bunlardan anlaşıldığına
göre 1332 H. 1334 H. Yıllarında İstanbul Ayasofya, Yenicami ve
Beşiktaş camilerinde sohbet ve vaaz verebilmekte idi. 1334 H.
Yıllarından sonra da köyünde imam- hatiplik yaptığı ortaya
çıkmaktadır. Muhacirlik yıllarında muhacir olarak Sinop
şehrindeki daha önceden imamlık yapan akrabalarının yanına
gittiler. Daha sonra Sinop’taki Karasu’ya bağlı Hamidiye köyüne
imamlık yapmaya gitti. İki yıl imamlık yaptıktan sonra işgalinde
sona ermesiyle köyüne gelerek imamlığa devam etti Daha sonra
Samsun Kavak ilçesinde imamlık yaptı. 1956 yılında misafir
olarak oğlunun yanına İstanbul’a gitti ve orada bir tren
kazasında yaralanarak bir ay içinde öldü ve Maltepe mezarlığına
gömüldü. Daha sonradan mezarlığın yerinin değişmesi üzerine
mezarlığı oğulları tarafından Yeni Gülsuyu mezarlığındaki aile
kabristanına nakledildi.
HACI ADEMOĞLU KAMİL EFENDİ
Yeşilalan köyünde 1872 yılında doğmuştur. Babası Mustafa
Efendidir. Özellikle Maçka’da kalarak orada müderrislik ve
müftülük yapmıştır. Yaklaşık yirmi yıldan fazla bir zaman
(1905-1926) orda resmi bir görev yapmıştır.
“Of’a İmam-ı İslam-ı getirdi Kemalin menbaı Mer-aşlı Osman
Ne kutsi kudrete malikti hayret, boyun eğmişti bir görmede
ruhban
Dokuzyüzaltmış idi hicri yıl onu rahmetlere garketti Rahman”
HACI ALBÜLHALİM EFENDİ (ERSİN)
Of’un
yetiştirdiği büyük alimlerden biridir. 1872-3 yılında Yalavaslı (Hayrat-
Dereyurt) köyünde doğmuştur.
Maki
köyündeki büyük alimlerden Rumelili Ali Efendi’den, köyündeki
büyük alimlerden Hasan Efendi’den, Hopşeralı Hasan Efendi’den,
Çaykaralı Muhammed Bahaeddin Efendi’den ders almıştır. İcazetini
Hopşeralı Hasan Efendi’den almış olup Fıkıh ve Arabi dallarda
uzmandı.
En
çok Of’ta müderrislik yaptı. Bir zaman da Bafra’da görev yaptı.
Birinci Dünya Savaşı’nda Of,
Çaykara ve Rize’de medrese öğrencilerini teftiş ederek asker
olması gerekenleri tespit için Haksalı bir müderris ile birlikte
mümeyyizlik yaptı.
Cumhuriyet öncesinde Of ve Rize’nin çevresindeki çeşitli
merkezlerde müderrislik ve imamlık yapmıştır. Ancak medreselerin
kapatılması üzerine Samsun ve çevresinde saat tamirciliği
yaparak hayatını kazandı. Dini eğitimin serbest bırakılmasından
sonra 1940’lı yılların sonlarında Of’a dönerek tekrar ilim
öğretmeye başladı. Talebelerinden ilk icazetini Kono köyünde
1951 yılında Dursunali Samusak’a verdi. Daha sonra Toramanlı
(Taflancık) köyünde 1952 yılında kendi oğulları Ahmet ve
Şevki’nin de aralarında bulunduğu 12 talebeye icazet vermiştir.
Daha sonra Harvel köyüne geçerek Mart 1952 yılında aralarında
oğlu Sabri Sarmusak ile akrabalarından Adil Sarmusak ve bunların
dışında Maksut Sadıkoğlu, (Kuşbaşı) Ahmet Sadıkoğlu, Hüseyin
Zengin, Bayramali Ersin Şahin gibi 16 kişiye daha icazet
vermiştir. Talebe okutmaya 1960 yılına kadar devam etti. 1961
yılında kendi köyünün yaylası olan Kadınlar Yaylasındaki camide
fahri imamlık yaparken orada vefat etti. Talebelerine çok
düşkündü. Tüm hizmetlerini Allah rızası için yapar kesinlikle
ücret almazdı.
1961
yılında ölerek köyünde kardeşi alim Ali Ersin Efendi’nin de
bulunduğu aile kabristanına defnedilmiştir.
HACI ALİ YÜCEL EFENDİ
Son
yılların en büyük din alimlerinden olan Hacı Ali Efendi 1980 li
yıllarda Amasya Suluova’da ikamet etmekte idi. 1900 yılında bu
günkü Çaykara’ya bağlı Kondu’da doğmuştur. Babası da ünlü din
alimlerinden Yusuf Şevki Efendi idi. Ali hocanın torunu (kızının
oğlu) Samsun’un eski belediye başkanlarından Kemal Vehbi
Gül’dür.
Hacı
Ali Yücel Efendi 1984 yılı itibarıyla dini bilgi bakımından
ülkenin önde gelen din alimlerinden idi. 1984 yılında o
Suluova’da iken onun yanına gittiğimde bana Of tarihi ile ilgili
önemli bilgileri veren ve daha sonra rahmetli olan Hacı Ali
hocamızı minnet ve şükranla anmayı bir görev bilirim.
HACI FEYZİOĞLU İBRAHİM (ERSİN)
Hayrat
Yalavaslı köyündendir.
Medreseler kapanana kadar okudu fakat medreseler kapatılınca
dini eğitim hayatı yarım kaldı. 1940’lı yılların sonlarından
sonra dini eğitim tekrar serbest bırakılınca yarım kalan ilmini
Hacı Abdülhalim (Ersin) Efendi’den Toramanlı’da okudu. Ancak
icazetnamesini Çalekli Hacı Dursun Efendi’den aldığında 55
yaşında idi. Uzun yıllar kendi köyü ve civar köy camilerinde
imamlık yaptı.
HACI FEYZİOĞLU OSMAN (ERSİN)
1933
yılında Hayrat Yalavaslı köyünde doğmuş olup babası İbrahim
Efendi’den okumaya başladı. Sonra Çalekli Hacı Dursun Efendi’den
okuyarak ondan icazet aldı. Uzun yıllar Of ve çevresinde
hocalık, imamlık yaptı. Daha sonra hastalanarak uzun yıllar
hasta yaşadı ve 2001 yılında öldü.
Oğlu
Vahap Efendi (Ersin) Çalekli Dursun Efendi’den icazet almış olup
Of ve Rize çevrelerinde imamlık yaparak emekli olduktan sonra
Of’ta ticaret ve kitapçılık ile uğraşmaktadır.
HACI İLYAS EFENDİ (EROĞLU)
Of
Hundez (Güneşalan) köyü müderrislerindir. Rize’de Varda Büyük
Cami Medresesi’nde de müderrislik yapmıştır. Vefatı 1951
yılıdır. Asıl özelliği Nakşi tarikatının Halidî- Gümüşhanevî
kolunun Şeyhi Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevi (1813 ?- 1893)
halifelerinden Şeyh Osman Niyazi Efendi’nin hilafet verdiği dört
zattan ikincisidir.
HACI İSMAİLOĞLU İSMAİL HAKKI EFENDİ
İsmail
Hakkı Efendi, tüccardan Mustafa Ağa’nın oğludur. Hacıismailoğlu
olarak anılır.
1267
H. yılında Of kazası Şerah köyünde doğmuştur. İlk olarak
köyündeki sıbyan mektebinde okudu. Daha sonra İstanbul’a gelerek
Süleymaniye medresesinde eğitim görerek 1301 H. yılında Hacı
Mahmut Efendi’den icazet aldı. Daha sonra nüvvab mektebine
girerek buradan sınıfı rabi derecesi ile diploma almıştır.
1308
H. yılında Erzurum vilayetine bağlı Refahiye kazasında 1250
kuruş maaşla göreve başlamıştır. 1309 1314 H. yılları arasında
maaşı 1500 kuruşa çıkmıştır. Bu tarihlerden sonra Trabzon
vilayeti Kelkit kazası naibliğinde bulundu. Daha sonra 1316
yılında tekrar Refahiye kazasına gelerek kaymakamlık görevinde
bulunmuştur. 1320 yılına kadar bu görevde bulunmuştur.
HACI MEHMET ŞÜKRÜ BIYIKOĞLU
Hacı
Mehmet Şükrü BIYIKOĞLU 25.03.1329 tarihinde o zamanki adıyla
Of’un Lakahumruk (Çamlı) köyünde doğmuştur. Babası Hacı Şuayıp,
annesi Ayşe’dir. Mehmet Şükrü’nün babası Şuayıp abisi Hacı
İsmail ile birlikte o zamanın şartlarında yaya Hacca gitmiş iki
kardeştir. Bu nedenle bu köyde “Hacılar” unvanı ile anılan ve
tanınan tek ailedir. Halen “Hacı” olarak tanınan bu ailenin;
torunları ve yeğenleri “Hacı’nın Ziya, Hacı’nın Süleyman” gibi
tanıtılmaları çok ilginçtir.
Mehmet
Şükrü bu ailenin tek erkek çocuğu idi. İlköğrenimini ve medrese
eğitimini babası Şuayıp ve amcası İsmail’den almıştır.
Daha
sonra, Of’un o zamanki müftüsü Hacı Celal Efendi’den (müftü
başkanlığında toplanan ilim heyetinden) icazetini almıştır.
Uzun
yıllar fahri denecek bir şekilde Of, Sürmene, Bayburt ve
Rize’nin çeşitli camii ve medreselerinde çok sayıda öğrenci
yetiştirmiş ve imamlık yapmıştır.
Deniz
ve karayoluyla kendi yerine ve bedel olmak üzere yedi defa Hacca
gitmiştir. Görevli olmadığı halde görev yapmış ve hiçbir
karşılık beklememiştir.
Hacı
Mehmet Şükrü; mütevazı, sade, kanaat sahibi, sabırlı, hoşgörülü,
asla kimseyi kırmayan ve incitmeyen bir kişiliğe sahipti. O’nun
sözlüğünde “olmaz, yoktur, hayır” gibi olumsuz kelimeler ve
Türkçe’mizdeki olumsuz ekler adeta yoktu.
Dünya
malına asla değer vermeyen bu kişi bolluk içinde ve biraz da
fazla mal varlığı içinde olan alim ve hoca efendiler için
“Ey
Of’un müderrisi
Oldun
dünya herisi
Külli
müsrifin haram
Yetmez
miydi yarısı”
diyerek gülerdi ve “Bende heves ederdim eğer
ölmeyecek olsaydım.” derdi.
Bu her
haliyle sade ve saf insan hayatına yaraşır bir biçimde son
derece gösterişsiz bir şekilde 23.03.1993 tarihinde İstanbul’da
vefat etmiştir.
Saf,sade,mütevazı,kanaatkar ve hoşgörü yumağı içinde
Sultançiftliği’ndeki Mescid-i Selam Camii’nin kabristanlığında
en kuytu ve temiz bir köşesinde yatmaktadır.
HACI MEHMET EFENDİ
Of
Şerah Köseli ( Çaykara- Uzungöl, Köseli) köyünde 1781 yılında
doğdu. Tahsilini Erzincanlı Hacı Abdurrahman Efendi’den yaptı.
Uzun yıllar kendi köyünde müderrislik yaparak icazet verdi.
Talebeleri arasında daha sonradan Of müftülüğü yapacak olan
Salih efendi ile oğlu Tahir Efendi de vardır. 1811 yılında Of
müftüsü oldu. 1828 yılında Osmanlı - Rus Savaşlarında Ruslara
karşı gösterdiği başarılardan ötürü paşalık rütbesi alarak Of
müftülüğü görevinden kadılık görevine geçti. 85 yaşında 1864
yılında vefat ederek kendi köyü olan Köseli’ye gömüldü.
HACI MEHMET TERZİOĞLU
Hacı
Mehmet Terzioğlu, 1910 yılında Çaykara Fotinos (Kabataş) köyünde
doğdu. Babası 1951 yılında Artvin Ardanuç Kudur yaylasına
imamlık yapmaya giderken yolda geçirdiği bir kaza sonucu öldü ve
Hopa’da defnedildi. Askerliğini Erzurum’da yaptı ve ilim
hayatına 41 yaşında iken babasının elim bir trafik kazasında
ölümü üzerine onun ideallerini yaşatmak üzere başladı. Akdoğan
köyünden H.Hasan Efendi’den icazet aldı. Of ve Akçaabat’ın
çeşitli köylerinde imamlık yaparken sadece imamlık ile
yetinmeyip gittiği her caminin inşaat işleriyle de uğraştı.
Sohbeti hoş ve çok alçak gönüllü olan Hocaefendi’nin abdestsiz
gezmediği söylenir. 25.1.1994 tarihinde Trabzon’da kızının
yanında iken vefat etti ve köy kabristanına getirilerek gömüldü.
HACI MUHAMMET BAHAEDDİN EFENDİ
Hacı
Muhammet Bahaeddin Efendi, Of kazasında yetişen en büyük din
alimlerinden biridir. “Kadıoğlu Büyük hoca” unvanıyla
tanınmıştır. Bütün Of alimlerinin üstünde bir yere sahipti.
M.
Bahaeddin Efendi, Çaykara’nın Maraşlı köyünde 1260 H. (1844)
yılında doğmuştur. Babası Kadıoğlu Ahmet Ağa, annesi Of
alimlerinden Karaoğlu Hacıismail kızı Fadime hanımdır.
M.
Bahaeddin Efendi öğrenim hayatının ilk bölümünü kendi köyünde
tamamladıktan sonra Kumlu köyünde Müderris Mehmet Kamil
Efendinin yanına giderek ondan icazet almıştır. İcazet aldıktan
sonra dört ayda hıfzını tamamladı ve ayrıca kıraatıyla meşhur
bir hafız oldu.
Of’un
çeşitli köylerinde Zisino (Bölümlü), Gorgoras (Eğridere) ve
Kadahor (Çaykara) da bir süre müderrislik yaptıktan sonra 1884
yılında 40 yaşında iken Of müftülüğüne getirilmiştir. Of’ta iki
yıl müftülük yaptıktan sonra Bursa’ya müderris olarak
atanmıştır. Daha sonra tekrara Of’ta müftülük, Trabzon Pazarkapı
camisinde vaizlik yaptıktan sonra, 1898 de Çarşamba’da
(Samsun’un kazası) Arnavut Alibey medresesinde müdürlük ve
müderrislik yaparak, burada icazet vermiştir. Aynı yıl
sonlarında Bursa’daki Şeyh Nusret Efendi Medresesine müderris
olarak atanırken unvan ve derecesi de yükseltildi. Daha sonra
Trabzon İdadi Mektebinde genel din dersleri öğretmenliğine
getirildi. 1900 yılında ise müderrislere verilen en yüksek
maaşla Bursa’daki Musluhiddinin Hameme medresesine atanmışlı
rütbesiyle tayin edildi. Aynı yılın Ramazanında Mecidi nişanının
dördüncü rütbesi ile ödüllendirildi. Bu ferman kitabımızda
görülmektedir. 1908 yılında İzmir kadılığına getirilmiştir.Hacca
gidince orada Haremin Şerifte Arapça olarak vaaz ve hutbe
vermiştir. Bu durum Mekke Şerifi Şerif Hüseyin’in dikkatini
çekince Şerif Hüseyin, onu evine davet etmiş ve ona iltifatta
bulunmuştur.
Hacı
Hafız Muhammed Bahaeddin Efendi; 6 kız, 8 erkek toplam 14 çocuk
babasıdır. İkisi icazetli alim olmak üzere 7 oğlu ve 4 kızı
kendisinden önce vefat etmiştir. Erkek tarafından nesli; oğlu
Kemalettin Ulusoy (1901-1984) ile onun oğlu eski Samsun Belediye
başkanı ve milletvekillerinden Nusret Ulusoy (vefatı 6 Mayıs
2000) ve çocukları kanalıyla sürmektedir.
Hacı
Hafız Muhammed Bahaeddin Efendi, 1920 yılında Samsun Çarşamba’da
ölmüştür. Mezarı Çarşamba’da Orta mahalle Keten camisinin
avlusundadır.
HACI
SAİD EFENDİ
Çaykara Karaçam doğumludur. Eski Of müftülerinden olup
yetiştirerek din alimi yaptığı 9 evladını göreve başka yerlere
göndermiş olup hepsinin tek tek vefat ettiği haberleri alarak
çok büyük acılar yaşadığı kızların soyundan gelenlerce ifade
edilmiştir. Günümüze ondan bir tek mezar taşında yazılı dörtlük
kalmıştır.
Onun
neslinden olup yaşayanların anlattıklarına göre: Said
Efendi,malı- mülkü, servet-ü samanı-ı bol, Cihan müftüsü
lakabıyla nam salmış, dört kız, dokuz icazetli erkek babası bir
zat idi. İlmiye kıyafetiyle gezen mücaz dokuz oğluna bakmaya
kıyamaz, kemnazar değmesin diye ayrı ayrı gezmelerini arzu
ederdi.. Lakin kader oklarına maruz kalan bu genç alimler kısa
aralıklarla vefat edince Said efendi’nin dünyası yıkıldı,
ümitsizliğe karamsarlığa düştü ve gönlünün ateşini, hayatta iken
mezar taşına nakşettiği şu dörtlükle dile getirdi:
“Hamdulillah ilm’ü-irfan ile bulmuşum şeref
Ah
edüp gittum cihandan yoktur yerume halef
Cem’olup ahbâb-ı sâdık, her gün ağlasın beni
Dür idim çıktım sedeften yine boş kaldı sedef”
Merhum
Müfti ve Müderris
Said
Efendi 1262 (1845).
HACI SARMUSAKOĞLU DURSUNALİ EFENDİ
1934
yılında Hayrat Yalavaslı köyünde doğdu. Babası âlimlerden Rüştü
Hacı Sarmusakoğlu’dur. İlk dini eğitimin Hundez’de imam olan
dedesi Hasan Efendi’den aldı. O vefat edince 1948 yılında
Kono’ya giderek Hacı Halim Efendi’den okumaya başladı. 1951
yılında ondan icazet aldı. Öte yandan okuduğu büyük âlimler
arasında Hacı Abdülhalim Efendi’nin ağabeyi Ali Efendi de
vardır. İstanbul’da hem görev yaparken hem de Çaykaralı Ali
Fikri Yavuz’dan okudu. 1951-1958 yılları arasında fahri olarak
çeşitli yerlerde imamlık yaptı. Bunlar arasında 1952-1953
yıllarında Rize Karadere’ye bağlı Fındıklı ve Afyon’a bağlı
Emirdağ vardır. Emirdağ’daki imamlığı sırasında o tarihlerde
orada sürgün yaşayan Said Nursî Efendi’den feyiz aldı. Ondan
aldığı bir nasihatte “camide insan yok diye asla vaaz vermeyi
kesme, insan dinlemiyorsa melekler dinliyordur” sözünü her daim
tuttu. Burada imamlığının yanı sıra vaizlikte yaptı. Daha sonra
askere gitti. 1957 yılında terhis oldu.
1958
yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı müftülük ve vaizlik
sınavını kazanarak aynı yıl Aydın Merkez vaizi oldu. 1959
yılında Edirne vilayeti müftüsü oldu. 1961 yılında İstanbul
Beykoz müftüsü oldu. 1970 yılında ise İstanbul Merkez vaizi
oldu. Bu arasa Sarıyer ilçesinde iki yıl müftü vekilliği yaptı.
Emekli olmasına rağmen 2005 Nisan ayı itibarıyla hatipliğe ve
vaizliğe devam etmektedir.
HACI SARMUSAKOĞLU HAFIZ ESAT
Hayrat
Yalavaslı köyündendir. Nüfustaki ismi said olup Hacı
Sarmusakoğulları’ndan Hacı Ahmet’in oğlu Hacı Hüseyin dedesi
olup babası Hacı Kasım’dır.
Hakkında fazla bir bilgi yoktur. Sadece çok kuvvetli bir hafız
olduğu söylenir. 4 yıl boyunca Of ve Hayrat çevresinde
jandarmalık yaptığından bu süre içerisinde bölgedeki eşkıyalarla
sürekli mücadele yaptığından ailesinin baskıları sonucu Samsun
Uzunköprü Elaldı köyüne imam olur. Burada talebe okutur. Fakat
köy muhtarının onun parasına tamah ederek onu zehirlediği
söylenir. 1922 yılında 34 yaşında öldürüldüğü söylenirse de
resmi nüfus kayıtlarına göre 39 yaşında öldüğü ortaya
çıkmaktadır.
HACI SARMUSAKOĞLU HASAN EFENDİ
Nüfus
kayıtlarına göre 1290 H. (1864) yılında Hayrat Yalavaslı köyünde
doğmuş olup 15.03. 1948 tarihinde ölmüştür. İlk derslerini ve
asıl derslerini babası müderris Muhammed Efendi’den aldı. Hundez
köyünde uzun yıllar imamlık yaptı ve o köyde öldü. Okuttuğu
öğrenciler arasında oğulları Mehmet Efendi, Rüştü Efendi ve
yeğeni İstanbul Sahaflar Derneği başkanı Adil Sarmusak ve torunu
olan ve eski Beykoz müftülerinden Dursunali Samusak’ta vardır.
Arapça
ve fıkıh bilgisi çok kuvvetli idi. İslamı tam yaşayan, takva
sahibi, çok sakin biri idi. Derslerinde bağırıp çağırmaz ve ikna
edici ses tonuyla öğrencileri ile yakın ilişkide bulunurdu.
Talebeleri yanlış okuduğunda kızmaz ve gülümseyerek sadece
“yalaaann” diye uzatarak seslenirdi ve öğrencileri de o zaman
yanlış okuduklarının farkına vararak hatalarını düzeltirlerdi.
Oğlu
Rüştü Sarmusak’ın anlattığına göre:”
babasının vakfettiği medresenin çevresindeki bir yer için
köylüler arasında bir tartışma vardı. Bunun çözülmesi için
Rüştü’ye gitmişler ve yardımcı olmasını istemişlerdi. O da yeri
veren babasına danışınca aldığı cevap ilginçti. “oğlum eskiden
yerler bizim idi. Biz bu yerleri vakfettik ve bizden çıktı. Bu
yerler vakıf malıdır. Ne olursa olsun vakıf malı ile ilgili
yerlere karışma ve bu davaya da taraf olma” demiştir.
HACISARMUSAKOĞLU İSHAK EFENDİ
Of,
Hayrat Pınarca köyünden olup babası müderris Hacısarmusak Muhammet’tir.
İyi öğrenim görmüş olup kendi köyünde müderrislik yapmıştır.
Kaza sonucu biri tarafından öldürülmüştür.
Nüfus
kayıtlarına göre 1.1.1940 tarihinde öldüğü görülmektedir. Babası
Muhammed Efendi tarafından okutulmuş olup genç yaşta öldüğünden
müderrislik yaptığı süre içerisinde icazet verememiştir. İlim
adamı ve ağalık özelliği vardı.
HACI SARMUSAK OĞLU MUHAMMED EFENDİ
Hayrat
Yalavaslı (Dereyurt) köyündendir. Babası Hacı Ahmet Efendi’dir.
Hacı Sarumsakoğulları’ndandır. 1810’lu yıllarda doğduğu
sanılmaktadır. Öğrenimini kendisi gibi âlim olan babası Hacı
Ahmet Efendi’den almıştır. İcazetini Hundezli zamanın en önemli
din âlimlerinden Hacı Tahir Efendi’den tamamlamıştır. Hacı Tahir
Efendi onun için “sen olmasaydın şahitsiz kalırdım”
diyerek onun kendisi kadar bilgili talebelerinden olduğunu
vurgulamak istemiştir.
Kendi köyünün 1831 yılında yapılan ilk camisinde fahri olarak
imam olarak görev yaparken 1835 yılında bu caminin kadrolu
imamlığına getirilmiştir. Bu camide uzun yıllar müderrislik
yapmıştır. Yetiştirdiği öğrencileri arasında oğulları İshak ve
Hasan Efendi’ler de vardır.
Hacı
Muhammed Efendi’nin kendi köyüne imam olması ile ilgili evrak
örneği aşağıdadır.
-------------
evrak
resmi
-------------
evrağın Türkçe harfler ile tercümesi şöyledir:
“MUKTEZASI RU- USİ HUMAYUNDAN
Bu
mekule karyenin kurp ve civarında edâyi salâtı mum-a ve ideyn
olunur Cami-i şerif olmadığı halde, ashabi hayratın bina
eylediği mescidi şerife muceddeden minber vaz-i ve ikame-i
salâtı cum-a ve ideyne izni humayuni şahane erzani ve ber vechi
hasbi hitabeti dahi bazi kesane tevcih oluna geldiği mesbuktur.
Emru ferman devletlu sultanım hazretlerinindir. 15 R. Ahar 1251
DEVLETLU İNAYETLU MERHAMETLU EFENDİM SULTANIM SAĞOLSUN
Arzuhali ahali kullarıdır ki Of kazasına tabi Maki nam karyede
Yalavaslı mahallesinde edayi salâtı cum-a ve ideyn olunur
cami-i şerif olmadığından ahali kulları usriye (zorluk)
çektikleri aşikâr ve hasbeten limerzatillahi tealâ müceddeden
(yeniden) bina ettiğimiz cami-i şerife minber vaziyle hutbeye
muhtaç olduğundan ber vechi hasbi hitabet cihetini erbabı
istihkakten El Hacı Ahmet bin Hacı Muhammed kullarına tevcih
buyurulmak niyaziyle arzuhale cesaret kılındı. Merahimi
aliyelerinden mercudurki ru-usi humayunda iktizası badel ihraç
camii şerife minber vaziyle hitabet cihetini ber vechi hasbi
merkum kullarına tevcih ve muceddeden beratı şerifi alişan
sadaka ve ihsaniyle mesrur buyurulmak babında emru ferman
devletlu inayetlu merhametli efendim sultanım hazretindir.
Ahaliyi karye fukara kulları. 15 R. Aher 1251’de yazılmıştır.”
HACI SARMUSAKOĞLU MEHMET (MUHAMMED) EFENDİ
Of’un
Pınarca köyünde Hacı Sarmusak oğlu ailesindendir. Sugeldi köyünde
müderrislik yapmıştır. Bölgenin en iyi âlimlerinden olduğundan
diğer hoca ve din âlimleri tarafından da hürmet görürdü
.
Nüfus
kayıtlarına göre 1318 H. yılında Hayrat Yalavaslı köyünde doğdu.
Babası Hasan Efendi’den okuyarak icazet aldı. Gençliğinde asıl
mesleği marangozluk idi. Sugeldi köyünde müderrislik yapmıştır.
Bölgenin ilmi değeri yüksek âlimlerinden olduğundan oldukça iti
bar görürdü. Modern ve çağdaş bir din âlimi olduğundan kendisi
gibi çağdaş bir din âlimi ve şair olan Mustafa Cansızoğlu ile
iyi arkadaş idi. Hatırla konuşmaz, doğruyu olduğu gibi söylerdi.
Talebelerinden Adil Sarmusak, ondan okurken şahit olduğu bir
olay şöyledir: “komşu
köyde birinin evini yaparken evin çatısını yapmak üzere yukarda
iken biz aşağıda bekler ve o iskeleden bize ezbere ders
okuturdu. Muhammed Efendi, geceleri çok geç saatlere kadar ders
yapardı. 1950 yılına kadar ekmeğini marangozluk mesleğinden
çıkarırken 1950 yılından sonra Rize Kalkandere camisinde imamlık
yapmaya başlar ve orada öğrenci okuturdu. Zaten oraya gidiş
hikâyesi de ilginçtir. Of’ta icazet öncesi büyük âlimler bir
gece önce bir araya gelirler ve halkın sorularını ortaklaşa
cevaplarlardı. Bir konuda âlimler anlaşmazlığa düşmüşlerdi. O
arada misafirleri ağırlamak görevini yapan Muhammed Efendi,
mutfağa gidip gelip misafirlere ikramda bulunurken bütün âlimler
bir konuda anlaşmazlığa düşmüşler ve bir türlü doğrusunu
bulamıyorlardı. O ise anlaşmazlığın sürmesi üzerine elinde çay
tepsisi âlimlere “bir de şuraya baksanız orada konunun cevabını
görürsünüz” dedi. İlk başlarda önemsenmeyen hoca efendinin
dediği yere bakan âlimler sorunun doğru cevabını bulunca
hayretler içerisinde kalmışlardı. Bunun üzere orada bulunan
Karadere ileri gelenlerinden biri kasabalarına acil imam lazım
olduğu için ısrarla bu hocayı istemiş ve ikna ederek kendi
camilerine imam yapmıştır. Muhammed Efendi, gittiği yerde
bilgisiyle kısa zamanda sevilmiş ve herkes ondan fetva almaya
başlamıştır. Çünkü verdiği fetvanın kaynağını mutlaka yazarak
verirdi. İlçenin müftüsü olan meşhur âlimlerden Rizeli Yusuf
Efendi, onun fetva vermesinden rahatsız olarak fetva vermesini
yasaklamıştı. Bundan dolayı müftü ile arası açılan Muhammed
Efendi oradan Fındıklı’ya sürgün gönderildi. Emekli olana kadar
orada imamlık yaptı”
HACI SARMUSAKOĞLU MUSTAFA EFENDİ
Hayrat
Yalavaslı köyündendir. Hacı Sarmusakoğulları içerisinde
“Mollalar” diye anılan bir koldan gelmiştir. Âlim bir sülale
kolundan gelmiştir. Ancak hakkında fazla bir bilgi yoktur.
Sadece Haksa’da uzun yıllar müderrislik yaptığı bilinmektedir.
Bu sülalenin âlimleri hakkında bilgi aktaran Adil Sarmusak’ın bu
müderrisin torunu ile 24.10.2004 tarihinde yaptığı görüşmede
kayda değer bir bilgi alınamamıştır.
HACI SARMUSAKOĞLU RAHMİ (Sarmusak)
1937
yılında Hayrat Yalavaslı köyünde doğdu. Hafızlığını ve dini
bilgilerini ilk olarak babası Rüştü Efendi’den almıştır.
Trabzon’da İmam-Hatip Lisesi’ni bitirdi. Bir müddet İstanbul
Beykoz’da imamlık yaptı. Daha sonra İstanbul Aksaray Valide
Sultan Camisine hatip tayin edildi. Burada görevini yaparken
akraba ziyaretine gittiği Rize’de 1970 yılında 33 yaşında öldü.
HACI SARMUSAKOĞLU RÜŞTÜ
Meşhur
Of âlimlerinden Yalavaslılı Hasan Efendi’nin büyük oğludur. 1325
H. Yılında köyünde doğmuş olup Mayıs 1994 yılında İstanbul’da
ölmüştür. Mezarı köyündedir. Babası Hasan Efendi’den okumuştur.
Okuduğu dönemde medreselerin kapatılması üzerine icazet
alamamıştır. Siran’da 15 yıl imamlık yaptıktan sonra İstanbul
Paşabahçe Çukurçayır, İstanbul Levent Çiçekçiler ve kendi köyü
olan Hayrat Dereyurt köyünde imamlık yaptı ve en son olarak
kendi köyünden emekli oldu.
Rüştü
Efendi, çok sert mizaçlı idi. Yanında kimseyi şikâyet ettirmez,
dedikodu ettirmez ve etmezdi. Doğrular kendi aleyhinde bile
çekinmeden söylerdi.
Okuttuğu öğrencileri arasında oğulları Dursunali Sarmusak ve
Rahmi Sarmusak’ta vardı. Rize Karadere’ye bağlı Siran’da olduğu
müddetçe çocuklara ders verdi. Çocuklara ders vermek üzere
ihtisas sahibi idi. Ayrıca sahv ve nahiv alanında uzmandı. Hafız
olmamasına rağmen birçok hafız yetiştirmiştir.
HACI TAHİR EFENDİ (MUSAOĞLU)
Çaykara’nın Çoroş köyündendir.
Bölgenin yetiştirdiği en büyük müderrislerden ve din
âlimlerinden biridir. En çok Hundez’de (Hayrat Güneşalan
mahallesi) imamlık ve müderrislik yapmıştır.
Trabzon Hayrat ilçesinin eski adı Hundez denilen merkez
mahallesinde takriben 1790 yıllarında medrese yaptırarak orada
irşat faaliyetlerinde bulunana Hacı Tahir Efendi,
Rize Karadere’de de
imamlık ve müderrislik yapmıştır.
Bazı kaynaklarda Hacı Tahir Efendi’nin tasavvuf alanında da çok
ileri olduğu belirtilir.
“Hacı Tahir Efendi, Çaykara’nın Çoroşpaçan (Taşkıran) köyünden
olup ulema sınıfından Musaoğulları’ndan Müderris İsmail
Efendi’nin oğludur. 1900 lü ilk yılların büyük âlimlerinden olup
yaklaşık 80 yıl önce yapılan ve günümüzde ziyaretgâh olarak ta
kullanılan Trabzon Hayrat ilçesi Merkez Gümüşalan mahallesindeki
cami yanındaki türbede gömülmüştür. Türbenin mimari özelliği
yoktur. Rivayetlere göre bu kabrin üzerinde geceleri ışık
yandığı söylenir”.
“Of’un Baltacı
deresi istikametindeki bütün köylerin üstünde ilk defa burada bu
medrese (Hundez Medresesi yaklaşık 1790 yılında)
kuruldu. Çevre köy
gençleri hatta uzak ilçelerden bu medreseye okumaya gelirlerdi.
Okuyanların çoğu bu medresede kalırdı. O devirde pek çok din
alimi bu medreseden yetişmiş, o günkü şartlar altında resmi
dairelerin memur ihtiyacını da karşılamıştır.”
Hacı Tahir Efendi, iki haftada bir
Of’a iner, orada büyük camide vaaz eder ve yine sonra Hundez’e
giderdi. At ile olan bu yolculuğu sırasında Çalek’e uğrar ve
arkadaşı olan Çalekli Dursun Efendi’nin babası Yakup Efendi’de
misafir kalırdı.
Allah dostu ve kalp gözü açık olan
bu müderris ile ilgili birçok keramet efsaneleri vardır.
Bunlardan bazıları şöyledir:
“Rize Karadere’de
imamlık yaptığı oraya büyük bir medrese ve cami yapmak ister. O
zaman oradaki ağalardan biri ona cami ve medrese yapımı için yer
gösterir. Ancak gösterdiği yer kendi bulunduğu yerlere yakın
olan köyün yüksek yamaç yeri idi. Tahir Efendi oraya bu
medreseyi yapmak istemedi. Çünkü merkezden uzaktı ve yüksekti.
Ağaya çok rica etti. Ancak ağa, ağalığını hocaya da göstermek
için bu isteği kabul etmedi ve medrese yapımı için köylüye tüm
malzemeleri taşıttı. Taşıma işi bittiği akşam Tahir Efendi, dua
etti. “Allah’ın medreseyi aşağıya yapabilseydim ne olurdu? Diye.
O gece, yüksek yamaçtaki bütün inşaat malzemeleri Tahir
Efendi’nin aşağıda istediği yere geldi. Ağa “bu işi müderrisin
bütün köylüye zorla yaptırdığını düşünerek çok kızdı. Ama ona
bir şey demeye cesaret edemedi ama bütün köylüye ceza olarak o
aşağıdaki malzemeleri imece usulü taşıttı. Malzemelerin etrafına
da bir sürü silahlı nöbetçi koydu ve kim malzemeye tutarsa ve
aşağıya götürmeye çalışırsa vurulmasını istedi. Nöbetçiler bütün
dikkatine rağmen köylüler gelmediler. Nöbetçiler birkaç
saniyeliğine uzun külahlı ve beyaz elbiseli yüzlerce adam
gördüler ve o malzemeler anında yine Hacı Tahir Efendi’nin
istediği yere taşındı. Bunu ağa ve nöbetçiler yaşadığı için bir
daha Tahir Efendi’nin isteğine kaşı duramadılar ve Karadere’ye
büyük bir medrese ve cami inşa edildi.
Hundez’de imamlık yapmakta
olan Hacı Tahir Efendi, Kono köyü’ne icazet duasına katılmaya
gider. Dönüşte Topal Araboğlu’nun evinde kına varmış. Kına
törenleri sırasında mermi, kemençe, gürültü, eğlence sesleri ile
sanki kıyamet kopuyordu. Hacı Tahir Efendi’nin evin önünden
geçtiğini duyunca hemen sustular. O geçince eski gürültü ve
eğlence yine başladı. O geri geldi. Gürültüyü kesin” diye rica
etti. Sesler kesildi. Ancak o gidince yine sesler bu kez daha
çok başladı. Hacı Tahir Efendi’nin yüzü Kono köyü tarafında.
Seslerin geldiği ev arkasında kalıyor. Yanındakiler onun
rahatsız olduğunu fark edince “hocam biz gidelim, tekrar
diyelim” dediler. O susmuş ve dalmış Kono köyüne bakıyor. Yine
sordular, yine ses yok. Yanındaki hocalar ise kendi aralarında
“Hacı Tahir Efendi çok kızdı, susalım” diye kendi aralarında
karar alarak sustular. Nihayet Hoca Efendi toparlandı, kendine
geldi. Ona “sen camiye git, biz onları sustururuz” dediler. Oda
“hangi ev” dedi ve camiye doğru gitti. Çok kısa zaman içerisinde
o evdeki herkes çeşitli nedenlerle ölür. Ev virane halini alır.
Daha sonra inekler evin etrafındaki çayırlarda otlanırken eve
ait sınırlara kadar otlanıyorlar ev sınırından içeri bir damla
bile otlanmıyorlardı. Evin viranesi bile lanetlemişti.
Kendirli camisinde imamlık
yapan Hacı Tahir Efendi, son zamanlarda cemaatinin özellikle
sabah ve yatsı namazında oldukça azaldığını görmüştü. Sonra
sabah ve yatsı namazında cemaate katılmayan birini diğer
namazlardan birinde yanına çağırıp sorar: “neden sabah ve yatsı
namazlarına gelmiyorsunuz?” diye. O da “bu aralar tarlalarına
bir çok domuzun musallat olduğunu ve tüm ekinlerini
yediklerinden domuz ve çakal beklemek zorunda kaldıklarını”
belirtir. Hacı Tahir Efendi onlara “siz yine cemaate katılın ben
tarlalarınızı beklerim” dedi. Hacı Tahir Efendi çok saygın
biri. Onun dediklerini yapmamak düşünülemez bile. O gelmeyen
cemaat mecburen namaza gelirler. Ancak akılları tarlalarındadır.
Bir Hacı Tahir Efendi tek başına mı hepsinin tarlalarını
koruyacaktı. Namazdan sonra herkes ekinlerinin yenilmiş olduğu
düşüncesiyle tarlasına gider. Bir bakarlar ki tarlalarında
ekinleri yerli yerinde duruyor fakat her tarlanın etrafında bir
sürü çakal ve domuz leşi var
Bir gelin, Hacı Tahir
Efendi’ye kayınpederinin kendisine sarkıntılık ettiğini şikâyet
eder. Hacı Tahir Efendi, adamı çağırır. O kabul etmez. Hacı
Tahir Efendi, gece olunca o evin önüne gelir ve gizlice evi
dinler. Adamın gelinine yine sarkıntılık ettiği ve gelinin
bağırdığını duyunca, kendisi ile beraber gelen yanındakilere
“hadi gidelim, artık bu ev ıssız bir ev olacak” der ve gider.
Daha ertesi günü ev, içerisindeki insanlarla birlikte yanar ve
ıssız olur.
Hacı Tahir Efendi, imamlık
yaptığı köyde uzun zaman yağmur yağmıyordu. Onu yağmur duası
için çağırdılar. Kalabalık toplanmış ve onu dua yapması için
bekliyordu. O, etrafını çevirenlerin huzurunda uzun süre hiç
konuşmadan bekledi. Onlar dayanamayıp “efendi, sizi bekliyoruz,
konuşmaz mısınız?” dediler. O ise birkaç dakika daha bekleyin
yağmur bulutları şimdi Rize Kalanos köyünde, birazdan burada
olur” der ve gerçekten birkaç dakika içerisinde oraya sağanak
yağmur yağdı.
Hundez köyünden olan ve Hacı
Tahir Efendi’nin oğlu ile arkadaş olan Hasan Akosman, Hacı Tahir
Efendi’nin oğlu ile birlikte Tahir Efendi camisi yaptırmaya
çalışırlar. Genç oldukları için fazla itibar görmezler. En
sonunda dernek kurmaları halinde daha çok yardım
toplayabileceğini öğrenirler. Kurdukları dernek ile bir taraftan
yardım toplamaya başlarlar, bir taraftan camiyi yapmaya
çalışırlar. O günün şartları içerisinde onların tasarladığı cami
altmış bin liraya olabilecektir. Arada bir yerel gazetelerde
caminin yapımı ile ilgili haber yaparlar ve dernek banka
numaralarını verirler. Cami başlar ancak en fazla beş altı bin
lira toplanmıştır. Bir gün dernek hesabının olduğu banka müdürü
onları arar. Bankada caminin parası olduğunu ve derneğe havale
geldiğini söyler. Bunlar fazla bir para beklemezler ancak
bankaya gittiklerinde dernek hesaplarında kırk bin lira para
yatırıldığını öğrenirler. Banka müdürü bir türlü kim tarafından
para yatırıldığını söylemez. Sadece Ordu’dan paranın yattığı
ortaya çıkar. Böylelikle caminin parasının çoğu miktarı hesapta
olduğundan cami yapımı kolaylaşır. O sırada dış görev için yurt
dışına çıkan Hasan Akosman, caminin açılışını göremez.
Günümüzde yukarıda adı geçen medresenin yerine Hacı Tahir Efendi
Kur’an Kursu açılmış olup 1977 yılından bu yana faaliyet
göstermektedir.
HACI YUSUF TAŞKIN
1921
Yılında Çaykara Akdoğan köyünde doğdu. Babası Molla İbrahim
Efendi, annesi Ayşe Hanım idi. Bir yaşına gelmeden annesi vefat
etti. İlk derslerini babasından aldı. 12 yaşına geldiğinde
babası öldüğü için bu kez Trabzon merkez vaizlerinden olan
ağabeyi Kısa Hoca namıyla meşhur Molla Muhammed Taşkın’dan ders
almaya başladı. 1937 yılından itibaren Hatipoğlu Hacı Osman
Efendi’den eğitim gördü. Bir süre Turhal Şeker Fabrikası’nda
çalıştıktan sonra Oflu Hacı Ahmet Efendi’den ve daha sonra da
Hacı Hasan efendi’den ders alarak icazet aldı. Fahri imamlık
yapmaya başladı. 1954 yılından itibaren ilk olarak Gümüşhane
Kelkit’te vermeye devam etti ve ölünceye kadar ders verme işine
devam etti. 1964-1970 yılları arasında İstanbul Beykoz’da
imamlık yaptı. Adıyaman Menzil’de bulunan Seyid Muhammed Raşit
Efendi’den tarikat dersi alarak tarikat dersi de vermeye
başladı. 11.4.1996 tarihinde vefat etti.
HALİM EFENDİ
Kendi
köyü olan Tavşanlı’da icazet alıp orada müderrislik yapmış olup,
sesi çok ünlü idi.
HAFIZ FEHMİ EFENDİ (Hacivelioğlu)
1873’te Maraşlı köyünde doğmuştur. Köyünün medresesinde ve
İstanbul Beyazıt camisinde Sürmeneli Hacı Said Efendi’nin
yanında öğrenim görerek icazet almıştır. Gösterdiği üstün
başarılar sonucu 1907 de Kayabaşı kazasında, 1909’da da Adana’da
bir kazaya naib (Kazayı yöneten kişi) olmuştur.
Türkçe okur-yazar ve Rumca konuşurdu.
HAFIZ İBRAHİM EFENDİ
Topzade Emin Efendi’nin oğludur. 1866’da doğmuştur. İstanbul’da
fıkıh müderrisliği yapmıştır. 1927de ölmüştür. Başka bir
kaynakta şöyle yazmaktadır: “ Memleketi Of olup 9 Şaban 1327 (
26 Ağustos 1909) tarihinde neş’et edenler arasında olup mektebte
ihrâz ettiği derece râbi’dir. Son bulunduğu memuriyet Fâtih
dersiâmlarından ve Fetvâhâne müsevvidlerindendir.
Fatih
Camii dersiamlarından Oflu Hasan Efendi’den okuyarak icazet
almıştır. Türkçe, Arapça ve Rumca dillerini bilirdi. 1325 H.
(1909) yılından 1337 H. (1921) tarihine kadar Fatih Camiinde
ders okutmuştur. Öte yandan bu görevini sürdürürken 1911 yılında
Kasımpaşa Kadılığı’na tayin olmuş, ancak bu buradan kısa zaman
sonra ayrılarak aynı yıl içersinde Fetvahane’ye dahil olmuştur.
Orada Mülâzimin Odası, İkinci Sınıf Müsevvidliği, Mustanzır ve
Muharrır-ı Fetâvî ve Müstediyat memurluğu gibi ilimle alakalı
görevleri de yerine getirmiştir. Daha sonra Kumkapı Tavaşi
Süleyman Ağa Camiinde imam ve hatiplik, Dârü’l-Hilafe
Medreselerinde fıkıh ve hadis dersleri vermiştir. Bir ara
Karahisar- Aziziye kadılığına tayin edilmiş ise de gitmeyip 3
Mart 1924 tarihinde Tevhidi Tedrisat Kanunu ve Tekkelr ve
Zaviyelerin kapatılması ile tekkeler ve medreseler kapatılıncaya
kadar müderrislik görevinde bulunmuş olup 29 Nisan 1924
tarihinde vefat etmiştir.
HANECİZADE HACI HAFIZ YUSUF ZİYA (BİLGİN) EFENDİ
Oflu
din bilginlerinden Hacı Hafız Ahmet Hamdi Efendi’nin oğlu olarak
1921 yılında Of-Çaykara Akdoğan köyünde doğdu. İlmiye sınıfına
mensup ve Of’un köklü bir ailesi olan Hanecizadelerdendir. Çok
başarılı bir öğrenci olan Yusuf Efendi on yaşında hafız oldu.
Medrese tahsiline, aynı köyden Hacı Alizade Hacı Ahmet
Efendi’den başladı. Ondan Arap dilinin önemli derslerinden olan
Sarf ve Nahiv derslerini aldı. İcazet alamadan hocası öldü.
Ancak Yusuf Ziya Efendi,okumasına devam ederek Of
Uğurlu beldesine giderek devrinin büyük alimlerinden Mehmet Aşık
Kutlu Efendi’den okudu. Ondan dini eğitimin temel bilgilerini,
feraiz ilimlerini, aşere ve takrib gibi özel yetenek isteyen
kıraat ilimlerini tahsil ederek tamamladı. Daha sonra askere
gitti. Askerden geldikten sonra okumaya ve o arada öğrenci
yetiştirmeye devam etti. Kendi köyünden din alimi Glifirzade
Osman efendi, Sulazade Cafer Efendi, Hacı Hasan Rahmi (Yavuz)
EfendiEden tahsiline devam ederek en son Hası Hasan Rahmi
Efendi’den icazetini 1949 yılında alarak Çaykara’nın ilk
kadrolu vaizlerinden oldu. 1960 yılında Çaykara müftüsü oldu.
1983 yılında kadar çalışan Hacı Yusuf Efendi görev yaptığı her
dalda görevinin yanı sıra öğrenci yetiştirdi.
Seksen yaşından sonra bile öğrenci yetiştirmeye devam eden Yusuf
Ziya Efendi, Bursa İlahiyat Fakültesi ve diğer kurumlardan
gelenlere ders vermekten geri durmadı. Onun öğrencileri yurdun
her yanına dağılarak Oflu hoca ibaresini gururla duyurmaya devam
etti.
HANECİZADE HACI SALİH EFENDİ
Kırımdan gelen ve ilk Of müftüsü olan Tahir Efendinin
torunlarındandır. Eski Of din alimlerindendir. Çaykara Yukarı
Akdoğan köyünden Hanecizade oğullarındandır. Babası Trabzon’un
ileri gelenlerinden Hanecizade Hacı Şerif Efendi’dir. 1897- 1991
yılları arasında yaşamıştır. Uzun yıllar özellikle Erzurum’da
çalıştıktan sonra İstanbul’da da görev yaparak burada emekli
oldu ve vefat etti. Uzun yıllar Erzurum’da çalıştığından ve
orada evi bulunduğundan dolayı Erzurumlu Hacı Salih Efendi diye
meşhurdur
Soyu
aslen Kırım’dan göçle Erzurum’a gelmiş, oradan da Trabzon
Çaykara’ya göçmüşlerdir. Hanecizade Salih Efendi 1315 H (1899)
yılında Çaykara’da doğdu. 1991 yılında İstanbul’da vefat etti.
Cenazesi Erzurum’a götürülerek orada gömüldü.
Hanecizade Salih Efendi, ilk tahsilini bizzat babasından ve
dedesi İbrahim Efendi’den aldıktan sonra uzun yıllar Çaykaralı
ünlü âlim Velizade Tayyib Zühtü Efendi’den ders aldıktan sonra
tasavvuf derslerini ve icazetini ünlü âlim Hacı Ferşat
Efendi’den aldı. Yedi yaşında hafız olmuştur.
bir
süre Tortum’a bağlı Kisha (Uncular) köyünde imamlık yaptı. İlme
doymayan Hacı Salih Efendi, Kisha’da kaldığı bu süre içinde
Vıhikli Muhammet Efendi’den de ders alarak ilmini artırdı.
Çöğender’de bir süre imamlık yapan ve burada kaldığı süre
içerisinde çevresindekilerden büyük bir ilgi ve alaka gören
H.Salih Efendi, 1936 yılında Pasinler’in Sivaslı Camii’nde
yaklaşık bir yıl imamlık yaptı.
1939’da bir süre hapiste yatan Hacı Salih Efendi, hapishane
arkadaşlarıyla birlikte güzel günler geçirdiğini anlatırken,
yanlarında büyük veli, Mahmut Vehbi Efendi Hazretlerinin de
bulunduğunu ifade etmektedir. Salih Efendi ilerleyen yaşlarında,
Mahmut Vehbi Efendi ile birlikte hapishanede kaldıkları günlerin
güzellik ve önemini ifade sadedinde, “Hayatımda ne varsa Vehbi
Efendi ile geçirdiğimiz o yetmiş gündür.” diyecektir.
1948 ve 1950 yıllarında hac vazifesini ifa eden Hacı Salih
Efendi, Kurnuç’ta imam olduğu sıralarda 1952 yılında meydana
gelen depremde kaldığı enkaz altından sağ olarak çıkarıldı.
1967’de Erzurum’a yerleşen Hacı Salih Efendi, 1971’de İstanbul’a
taşındıktan sonra, ömrünün son 20 yılını burada geçirdi. Hacı
Salih Efendi 1991’da, Küçükköy’deki evinde ruhunu Rahman’a
teslim etti. Alemi İslam’ın derdini iliklerine kadar hisseden
Hacı Salih Efendi’nin son sözlerinin, “Bu insanlığı hali en
olacak?” şeklinde olması, O’nun ne kadar dertli bir insan
olduğunu göstermesi bakımından yeterli bir delil olarak
değerlendirilmektedir.
Erzurum’da Hacı Efe namıyla tanınan Hacı Salih Efendi, son
derece takva sahibi ve bir o kadarda mütevazı bir insandı.
Cömertlik ve misafirperverliğiyle dillere destan olan Salih
Efendi bu anlamda erişilmez zirvelerdeydi. Alimler
Peygamberlerin varisleridir hadisinin sırrına mazhar olan Salih
Efendi, bu anlamda varisi olduğu şanlı Nebinin ahlakını öylesine
yaşıyordu ki, tıpkı onun yaptığı gibi, verirken bol ve gönülden
vererek, kendisine bir şey kalmayacak endişesini hiç bir zaman
taşımamıştır.
O
bir Peygamber aşığı olduğu için, aşık olduğu sultan’ın
yaşayışına, sünnetine bağlılığı had safhadaydı. İstanbul Müftü
Vekili Ali Fikri Yavuz, bir haccında Hacı Salih Efendi’yle
beraberdi. Salih Efendi’nin geceleri nereye gittiğini merak
ediyordu, zira o zat her gün sabah namazının ardından,
kaldıkları yere dönüyordu. Ali Fikri Efendi sonunda, onu takip
etmeye karar vermişti. Bir gece yatağına girmiş, uyuyor gibi
görünmüştü. Daha sonra da yatağından kalkıp odadan ayrılan Hacı
Salih Efendi’nin peşine düşmüştü. Salih Efendi Ravzai Tahireye
doğru gidiyordu. Mescidi Nebevi’nin önüne geldiğinde kilitli
kapıların o zata kendiliğinden açıldığına şahit olan Ali Fikri
Efendi, hemen misafirhaneye dönmüştü. Salih Efendi odaya
döndüğünde ona, “Dün gece sizi takip ettim, nereye gittiğinizi
gözlerimle gördüm, beni de götürmezseniz sırrınızı ifşa ederim”
dedi. Hacı Salih Efendi ise tatlı bir tebessümle, “Mübarek alim,
güzel rüya görmüşsün!” hitabında bulundu.
Medinei Münevvere’de yaşayan Mustafa Necati Efendi’nin
meclisinde bir vesileyle bulunan Tahsin Bey, Hacı Salih
Efendi’den bahsederken Hacı Efe, demişti. Sohbet esnasında
birkaç kez Hacı Efe lafzı geçince oradakilerden biri Necati
Efendi’ye, “Bu Hacı Efe kimdir?” diye merakla sorunca o zat,
“Onun Hacı Efesi kapılar açan bir zattır.” demiştir. Salih
Efendi Haremi Şerif’te dua ederken, “Ya Müfettihalebvâb” dediği
anda Beytullah’ın altın kapısının açıldığını analatan Mustafa
Necati Eendi, bu vesileyle Salih Efendi’nin ne derece makbul bir
kul olduğunu ifade etmişti.
Aynı
dönemde yaşayan Alvarlı Muhammed Efendi ile birlikte insanlara
İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlattılar. Günümüzde bir çok
ilim adamı Hanecizade Salih Efendi’nin ilminden istifade etti. 3
Şubat 1991 tarihinde İstanbul’da vefat edince 4 Şubat 1991
tarihinde İstanbul Fatih Camisinde kılındı. Cenazesi ertesi günü
Erzurum’a götürülerek Bakanlar Kurulu kararı ile Esad Paşa
camisinin avlusuna defnedildi. Ancak daha sonra Erzurum Pasinler
İlçesi Çöğender köyü sakinleri Hanecizade Salih Efendi’nin
kabrini bir gece yarısı açıp kendi köylerinde açtıkları mezara
gömdükleri söylenmektedir.
Hanecizade Salih Efendi’nin Mefâtih-i Gaybiyye ve Zubdet-ül
Kelam isimli iki risalesi vardır.
“Erzurum eşrafından Sıddık Kobaza, bir gazeteye vermiş
oldukları beyanatta, Salih Efendi için “Hacı Salih Efendi,
geceleri hiç uyumazlardı. Bazen bizde misafir olurdu, uyumasına
şahit olmazdık. Evinde misafir eksik olmazdı. Yaşlı ve hasta
olmasına rağmen misafirlere bizzat kendisi hizmette bulunurdu.
Hanecizade Salih Efendi’nin kişilik özellikleri ile ilgili
olarak yukarıdaki kaynakta bilgi ve anekdotlar verilmeye devam
edilerek; Cengaver Taş Bey ise “Hilal” dergisinde (Pasinler
Lisesi’nin yayın organı) “fevkalade
mütevazi idi. Kerameti zahir ve şöhreti alemgir olduğu halde hiç
kimseye tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendileri ihvan
arasında, lalettayn bir fert gibi görünür, makamını ve
kerametini büyük bir maharetle gizlerdi.”
İsteyerek ve poz vererek iki kez fotoğraf çektirmişlerdir.”
1944
yılında çekilen fotoğrafını aşağıda görüyorsunuz.
RESİM
Hanecizade Hacı Salih Efendi
Hanecizade Hacı Salih Efendi, nüfus kağıdında Of- Çaykara
doğumlu olmasına, ailesi yüzyıllardır Of- Çaykara’da yaşamasına,
ailesinden Of ve Çaykara’nın çeşitli medreselerinde bir çok
müderris ve din alimi yetişmesine, hatta Of müftülüğü yapan
alimler olmasına rağmen O’nun Çöğenderli olarak anılması
üzücüdür. Akrabaları günümüzde dahi halen Of ve Çaykara’dadır.
Babası, dedesi, amcaları orada doğmuştur. Kendiside orada
doğmuştur. Bir dönem Erzurum Çöğender’de görev yapmış ve yaşamış
sonra İstanbul’a yerleşmiş ve oradaki evinde ölmüştür. Bu
durumda onun Çöğenderli olduğunu söylemek pek güçtür. Onun
Erzurum ile ilgili din adamları veya ermişler listesinde olması
da ilginçtir. Erzurumluların ona sahip çıkması güzel bir
olaydır.
Erzurum merkezde Hacı
Salih Efendi adına bir mahalle ve bir cami vardır.
Bir Oflu veya Çaykaralı için hemşerilerine sahip çıkılması gurur
verici olaydır. Aynı şekilde Oflu veya Çaykaralıların ona ve
diğer din alimlerine yeterince sahip çıkmadığı da gerçektir.
Prof unvanlı bir alimin onu Çöğenderli
göstermesi konusunun dikkatle incelenmesi gerekir.
Başka
bir kaynakta Hanecizade Salih Efendi’nin Çaykaralı olduğu
belirtilmektedir. Onun ölümü ile ilgili yazı şöyle idi:
“Son zamanların en büyük alimlerinden Çaykaralı Hacı Salih
Efendi öldü. Büyük din alimlerinden Çaykaralı Hacı Salih Efendi
öldü. Kırım’dan gelen ve ilk Of müftüsü olan Tahir Efendi’nin
torunlarından Çaykaralı Hacı Salih Efendi (Ayrıntılı bilgi için
bakınız: Haşim Albayrak, Of ve Çaykara, 2. Baskı, İstanbul 1990,
s. 87-88) Türkiye’nin son yıllarda yetiştirdiği en büyük
alimlerden idi.
1
Şubat Cuma günü Küçükköy’deki evinde ölen muhterem Zat’ın
cenazesi 3 Şubat Pazar günü Fatih camisinde çok büyük bir
kalabalığın cenaze merasimi ile cenaze namazı kılınarak aynı gün
Erzurum’a gönderildi. Erzurum’da da büyük bir cenaze merasimi
yapıldı. Ünlü din alimlerinden Erzurumlu Fettullah Gülen Hoca
tarafından ikinci kez kılınan cenaze namazından sonra Emir Paşa
camisinin kabristanına defnedildi.
Hayatının büyük bir kısmını Erzurum’da görevli olarak geçiren
Çaykaralı Hacı Salih Efendi, çocuklarının ve torunlarının
yaşadığı Erzurum’da uzun yıllar görev yaptığı caminin
kabristanına defnedilmesini vasiyet etmişti. Merhuma Allah
rahmet etsin.”
Hanecizade Salih efendi ile ilgili olarak ölümünden