Trabzon'un fethi araştırmaları ve 15 ağustos 1461
07 Ağustos 2013 Çarşamba Saat 17:09
Osmanlı Fethi Öncesinde Trabzon ve Çevresinde Siyasi Gelişmeler fetih tarihi ve fetihten sonraki karadeniz

Türkiye tarihinin yerli kaynaklarında adı ilk önce anılan Oğuz boyu, muhtemelen, Çepnilerdir.  1277 yılında “Çepni Türkleri” Trabzon Rum tekfuruna karşı denizde parlak bir zafer kazanarak o zamanlar Karadeniz’in en önemli ticaret limanı olan Sinop’un rakibinin eline geçmesine mani olmuşlardır. Bu mühim olaydan sonra Çepniler Karadeniz fatihleri arasında yer aldılar. Böylece onlar bir yandan Samsun yönünden, öbür yandan da Şebinkarahisar-Bayburt yöresinden Karadeniz kıyılarına yapılan fetihlere katıldılar. On dördüncü yüzyılda Ordu yöresindeki Bayramlu beyliği, çok kuvvetli bir ihtimal ile, Çepniler tarafından kurulduğu gibi,Giresun-Kürtün ve Vakfıkebir arasındaki bölge de onlar tarafından fethedilmiştir.


Karadeniz sahil şeridinde yukarıda izah edilen fetihleri gerçekleştiren Türkmenlerin ne kadar nüfusları olduğu konusunda fazla bir malûmata sahip değiliz. 1348’den önce Canikli Nureddin Hamza’nın 7000 atlı ve daha fazla yaya askeri bulunduğu konusunda bilgiler mevcuttur. Yine Panaretos’a göre Çarşamba bölgesine hâkim Taceddin’in 1386’da 12.000 adamı bulunmaktadır. Clavijo’ya göre ise Emiroğulları Beylerinden Altamur (Erzamir)’un 1404’de 10.000 atlısı bulunmaktadır. 


Giresun’u 1397’lerde fethetmiş olan Bayram Bey’in torunu ve Hacı Emir Bey’in oğlu Süleyman Bey’in başında bulunduğu beyliğin sonu hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Kesin olarak söylenebilecek bir   şey varsa, o da bu beyler sayesinde Ordu bölgesine pek yoğun ve temiz bir Türk nüfusunun yerleşmiş olmasıdır. Trabzon Rum tekfurları Akkoyunluların desteğiyle ayakta dururken,Bayramlu beyliğinin yıkılması üzerine Giresun Kalesi’ni geri almışlardır. Bu sebeple, Fatih “Trabzon” seferine çıktığında Görele, Tirebolu ve Giresun kaleleri büyük bir ihtimal ile tekfurun idaresinde idi6. Buna karşılık Kürtün-Dereli-Giresun-Tirebolu-Eynesil arasındaki geniş kırlık kesim de Çepni beylerinin elinde bulunuyordu. Osmanlı kuvvetleri Trabzon Devleti topraklarına girince Çepni beyleri de Osmanlı fethine yardımcı olmuşlardır. Osmanlı Devleti de hepsini veya büyük bir kısmını zeamet ve tımar gibi dirlikler vererek hizmetine almıştır. On beşinci yüzyılla beraber yerleşik hayata geçtikleri görülen Çepniler’in hakim olduğu bölgelerde hiç bir Hıristiyan yerleşim birimi görülmemiştir. 


Fetihten önceki dönemde Osmanlıların bu bölgeye ne zamandan itibaren gelmeye başlayıp Trabzon için ciddî bir tehdit oluşturmaya başladıkları hakkındakısa bir malûmat verelim. Trabzon tarihinde, Osmanlıların ilk defa Karadeniz’de,bilhassa Giresun önlerinde belirdiği hadise  Panaretos’a göre Osmanlı azap ve sipahi gemileri tarafından  1368 yılı Temmuzunda Giresun adasına yapıldığı bildirilen akındır. Bu akından hemen sonra Panaretos’unda bulunduğu bir elçilik heyeti İstanbul’a yardım istemek üzere gönderilir. Bu hadiseden sonra bu tür akınlardan bir daha bahsedilmez. 


Bundan sonraki dönemde Osmanlılar, daha önce Giresun’a kadarki sahil kesiminde kurulmuş olan Türk beyliklerinin topraklarını el geçirmek suretiyle Batı Karadeniz’de üstünlüklerini perçinlemişlerdir. II. Murad döneminde Trabzon üzerine taarruz maksadıyla gönderilen Osmanlı donanması fırtına yüzünden başarısızlığa uğramıştır9. Bunu takiben 1456 senesinde vuku bulan bir hadise üzerine Osmanlılar Trabzon’a tekrar müdahale etmek zorunda kalmışlardır.

Bu yıl içinde, etrafına Türkmenleri toplamış olan Şeyh Cüneyd Trabzon Devleti topraklarına karşı bir akın düzenlemiş, Akçakale’yi almış, karşısına çıkan kuvvetleri bozguna uğrattıktan sonra da Trabzon önlerine kadar gelmiş, ancak şehri almayı başaramamıştır. Şehri alamayan Cüneyd çekilirken Osmanlılar devreye girmişlerdir. Rum Beylerbeyi Hızır Bey Osmanlı kuvvetleri ile Trabzon’a doğru akına çıkmıştır. Osmanlı kaynaklarından Aşıkpaşazade’ye göre bu akın Cüneyd’i Trabzon topraklarından çıkarmak için yapılmıştır. Osmanlıların bölgeye yaptıkları akınla beraberTrabzon Rum tekfuru Kalo İoannes önce iki bin bilahare üç bin altınlık senevî bir vergi ile Osmanlı yüksek hâkimiyetini tanımak zorunda kalmıştır. 
Bu gelişmeler üzerine Trabzon tekfuru kendisine güçlü bir müttefik arayışına girmiş ve Akkoyunluların desteğini almaya çalışmıştır. Bu şekilde karşılıklı menfaatler ve Trabzon Rum tekfurunun kendisine Osmanlılara karşı müttefik bulma arayışının bir neticesi olarak  yapılan evliliklerin sonuncusu Akkoyunlu Uzun Hasan ile Theodora arasında 1458 yılında yapılmış olup, bunun karşılığı olarak Uzun Hasan Trabzon Devletini Osmanlılara karşı koruma garantisi vermişti.

Bu koruma garantisine ek olarak Uzun Hasan Doğu Anadolu’ya Osmanlıların daha fazla yaklaşmasına müsaade etmek niyetinde değildi. Bu meyanda Uzun Hasan’ın birlikleri 1460-61 yıllarında iki devlet arasındaki sınırı teşkil eden Koyulhisarı almıştır. Bunun üzerine Fatih’in kaleyi geri almak için gönderdiği Rumeli Beylerbeyi Hamza Bey başarısızlıkla geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ebu Bekir Tahrani’ye göre Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Muhammed de 1460 yılında adı geçen bölgeye bir sefer yapmış, Melet kalesini kuşatarak civarında yağma ve tahripte bulunmuştu. Uzun Hasan bu faaliyetlerde bulunurken, aynı anda Fatih’e Murad Bey’i elçi olarak gönderip Trabzon ile uğraşmamasını, bu bölgenin kendi nüfuz sahasında olduğunu bildirmişti.


Yukarıda izah edildiği gibi Anadolu’da var olan diğer küçük beyliklerin Candar oğulları ve Karamanoğullarının, Trabzon’un istediği korumayı sağlamaları mümkün değildi. Bu küçük beylikler, ancak daha büyük bir Osmanlı aleyhtarı ittifakın parçaları olabilirdi. Kalo İoannes’in kardeşi David’in bu niyetle Avrupa’da kendisine müttefikler bulmak için çaba sarf ettiği bilinmektedir. Bu baptan olmak üzere David, Burgondia dükası Filip’e 1459’da bir mektup yazdığı bilinmektedir.David’in mektubunda kendisine müttefik olarak saydığı devletlerin en kuvvetlisi olarak Hasan Bey belirtilmektedir. Bu şekilde Sultan Mehmed’in Osmanlı tahtına geçmesinden sonra Trabzon tekfuru, Uzun Hasan’ı yanına alarak Osmanlı tehlikesine karşı Batı-Hıristiyan dünyası ile temasa geçmiştir. 

 Trabzon’un Fethi
Osmanlı Devleti tarafından dikkatle takip edilen bu gelişmeler, Fatih Sultan Mehmed’i acil tedbir almaya sevk etmiştir. Aksi takdirde Osmanlı aleyhtarı bir ittifakın gerçekleşmesi mümkün olabilirdi. Sultan Mehmed 1459 yılında, Karadeniz kıyısında Cenevizlilerin elinde bulunan Amasra’yı Osmanlı hakimiyetine dahil etmişti. Daha sonra 1461 yılında sırası ile, Candaroğulları’nın elinde bulunan Kastamonu, Sinop ve son olarak da Trabzon fethedilmiştir. Fatih, Osmanlı tahtına geçtikten sonra bu yerleri fethetme fikrinde olduğunu beyan etmişti.


Bu tarihlerde Trabzon Rum Devletinin toprakları Giresun’dan başlayıp yaklaşık olarak Batum civarına kadar uzanan Karadeniz kıyılarını kapsamakla beraber, bu topraklar dahilinde yaşayan külliyetli miktarda Türk nüfusunun bulunduğu ve Türk kültürünün birçok alanda etkisini hissettirdiği bir gerçektir. Kıyının hemen gerisindeki bölgelerde ve yaylalarda Çepni Türkleri yaşamaktaydı. Zigana dağlarının güneyindeki dağlık alanlarda bir kısım yerli Hıristiyan beyleri yarı bağımsız olarak yol kesmek ve adam soymak gibi faaliyetlerle hayatiyetlerini devam ettiriyorlardı.17 Fatih, 1461 yılındaki Trabzon seferinde özellikle Koyulhisar’ı alıp Erzincan yakınlarına geldiğinde Erzincan ovasına bir günlük yürüyüş mesafesindendaha yakın bir mevkideki Yassı-çemen adındaki yaylada kamp kurdu.

Osmanlı ordusu burada iken Uzun Hasan Trabzon’a olan ilgisi münasebeti ile annesi SareHatun’u bazı itimat ettiği adamları ile beraber Fatih’e gönderdi. Gelen heyet gece Osmanlı ordugâhına ulaştığında önce Mahmud Paşa ile görüştüler. Heyet, Mahmud Paşa’dan ara bulucu olmasını istedi. Aynı gece Mahmud Paşa Fatih’e haber göndererek Uzun Hasan’ın elçileri vasıtası ile af dilediğini beyan etti. Sultan Uzun Hasan’ı affetti. Ancak “Madem ki Uzun Hasan benim hizmetime gelmeyip gaza sevabından mahrum kaldı, o zaman annesi ve adamları ordu ile beraber kalacaklar” diyerek, Uzun Hasan’ın Trabzon lehine yapmak istediği hareketi engellemiş oldu. 


Fatih, bu mevkiden itibaren Trabzon üzerine yürürken bilinen yolları takip etmeyip, Kelkit civarına geldiğinde ordusunu ikiye ayırmış, kendisi doğudan veziri Mahmud Paşa da batıdan Trabzon’u muhasara etmek için geçit vermez dağları aşmak suretiyle Trabzon’a varmış ve Osmanlı ordusunun böyle bir güzergahı izleyemeyeceği tahmininde bulunan Trabzon tekfurunu gafil avlayıp şehri almaya muvaffak olmuştur. Fatih’in, ordusuna hiç de kolay olmayan bu yolları seçmesini,bu bölgedeki yaylalarda yerleşik olan Çepni Türkmenlerinden gerektiğinde kılavuz olarak yararlanmak istemesine bağlayabiliriz. Trabzon’a batıdan ulaşmaya çalışan ve Fatih’e göre daha zor bir yolu tercih eden Mahmud Paşa’nın da Çepni kılavuzları kullanmış olması mümkün görünmektedir. 


Fatih ve Mahmud Paşa’nın takip ettikleri yollarda kendilerine eşlik etmiş olan iki  görgü   şahidinin eserlerine sahip bulunmaktayız. Bunlardan birincisi Mahmud Paşa’ya eşlik etmiş olan Divan Kâtibi Tursun Bey’dir. 

Diğer görgü şahidi de sefer sırasında Osmanlı ordusunda bulunan bir yabancıdır. Osmanlı ordusunda, tahminlere göre yeniçerilere hizmet veren bir mevkide olan Konstantin Mihailoviç, hatıratında Fatih’in izlediği yolda karşılaştığı güçlükler hakkında tafsilatlı bilgiler vermektedir. Mihailoviç eserinde Trabzon Seferini anlattığı kısma “Sultan Mehmet deniz kenarında bulunan Trabzon İmparatoruna karşı nasıl yürüdü” şeklinde başlamaktadır.

Yazar şöyle devam eder: “Trabzon, Sinop gibi Karadeniz sahilinde yer almaktadır. Trabzon toprakları büyük ve dağlıktır. Her tarafından putperestler ve Tatar olan Büyük Han, Uzun Hasan ve Canik Beyi tarafından sarılmıştır. Bu Tatar beyleri, Sultan Mehmet ve onun dinindense, Trabzon İmparatorunu komşu olarak tercih etmişlerdir. Bu nedenle Trabzon’a doğru yürürken bu Tatarlar ve Rumlardan sıkıntı çektik. Çünkü,Trabzon’un yukarı kesimlerinde Büyük Han’ın topraklarına yakın olarak büyük ve nüfuslu bir Rum ülkesi yer almaktadır. Bu topraklarda aralarında büyük bir anlayış bulunan bir kral ve prens bulunmaktadır. Putperestler bunlara bir şey yapmaya muktedir olamadıklarından onları rahat bırakmak zorundadırlar. Putperestlerin dilinde bu topraklara Gürcistan ismi verilmektedir. Bu isim bizim dilimizde revaçta olan kuvvet manasına, başka bir anlamda da fildişi demektir. Bu topraklar da Trabzon İmparatoruna bağlıdır. Ve biz büyük bir gayret ve kuvvetle Trabzon’a doğru yürüdük. Sadece ordu değil Sultanın kendisi de aynı güçlüğe katlandı.

Bunun birinci sebebi mesafe, ikincisi çevredeki insanların orduyu çeşitli şekillerde rahatsız etmeleri, üçüncüsü açlık, dördüncüsü de dağların büyük ve yüksek olması idi. Bunun yanı  sıra oldukça yağışlı ve bataklık yerlerdi. Ve buralarda yağmur her gün yağar. Bu nedenle yol, atların bellerine kadar çıkan çamurla kaplanmıştı.


Biz bu şekilde Trabzon bölgesinde bir dağa ulaştık. Bu dağdan aşağıya inen yol oldukça bozulmuş ve düşen ağaçlar tarafından kapatılmıştı. Sultan’ın kendisine ait yüz adet arabası vardı. Yol şartlarının kötülüğünden ve çamurdan dolayı Sultan’ın arabaları çamura saplandı ve bunların yüzünden ordu hareket edemez hale geldi. Sultan emir vererek bu arabaları kestirtti ve yaktırdı. Bunları çeken atları kim istediyse verdi. Bu arabaların yüklerini develere yükledi. Sultan daha önceden bölge hakkında elde ettiği bilgiler çerçevesinde, yol şartlarının kötü olabileceğini tahmin etmiş ve kendisi ile beraber sekiz yüz deve getirtmişti. Ve bu mevkiden Sultan, develerle beraber dağdan dağa yürüdü. Ve bir yere gelindiğinde hazineleri taşıyan develerden bir tanesi yoldan aşağıya üzerindeki sandıkla beraber yuvarlandı. Sandık parçalara ayrılırken içerisinde altmış bin altının bulunduğu para keseleri de parçalandı. Ancak yeniçeriler hemen hadise mahalline gelerek kılıçlarını çekmiş vaziyette altınları muhafaza altına alıp kimsenin almasına müsaade etmediler. Hazinenin sahibi olan Sultan gelene kadar o şekilde beklediler.

Bu hadise yüzünden bütün ordu durmak zorunda kaldı. Çünkü o anda başka bir yol olmadığı gibi çok şiddetli bir yağmur yağıyordu. Bu dakikada Sultan gelerek ordunun durma sebebini sordu. Sultan’a hadise anlatıldı. O da hemen herkese, alabildiği altını almasına müsaade etti ve ordu ilerlemeye başladı. O anda hadise mahallinde olanlar çok şanslı idiler. Bazıları bu hadiseden faydalandılar. Ben de orada idim ancak geç kalmıştım. Altınlar çoktan sahiplerini bulmuş, geriye siyah toprak kalmıştı. Her kim fırsatını buldu ise çamur ve otlarla beraber altınları almıştı. Gerektiğinde birbirlerinin ellerinden bile almışlardı. Bu şekilde dağdan aşağıya inmeden önce birçok dertlere maruz kaldık.

Toprak sanki lapa gibi yapışkandı. Yeniçeriler, Sultanı kollarına alarak aşağıya ovaya kadar taşımak zorunda kaldılar. Hazineleri taşıyan develer ise dağda kaldı bunun üzerine Sultan Mehmet yeniçerilere rica edip develeri aşağıya indirmeleri için çaba sarf etmelerini söyledi. Bu şekilde biz büyük bir gayret sarf ederek tekrar dağa tırmandık. Bütün gece develerle uğraşarak onları aşağıya indirmeyi başardık. O gün Sultan orada istirahat etti. Yeniçerilere aralarında paylaşmaları için elli bin altın verdi. Buna ek olarak yeniçerilerin maaşlarını artırdı. Bundan önce dört gün için bir altın alanlara bundan böyle iki gün için bir altın verdi. Bu şüphe götürmeyen bir gerçek olarak bugün de böyledir. Çünkü Sultan her neyi kanun olarak vaz ederse bu sonuna kadar değişmeden kalır.


Büyük ihtimalle bu ve buna benzer güçlüklerle yoluna devam eden Osmanlı ordusu ve Sultan’ın durumu, Uzun Hasan’ın Osmanlı ordusu ile birlikte bulunan annesi Sare Hatun’a Trabzon lehinde Fatih’den dilekte bulunmasına fırsat verdi.
 “Hay oğul! Bir Durabuzun çün bunca bunca zahmatlar çekmek nedür” ve kale civarına gelindiğinde “Bu benim gelinime taallüktür. Bunu bana bağışla oğul” demiş Fatih ise buna karşılık “Ana ! Bu zahmatlar Durabuzun içün değüldür. Bu zahmatlar Din-i  İslam yolınadır. Kim ahrette Allah hazretine varıcak hacil olmayavuz deyüdür. Zira kim bizim elümüzde İslam kılıcı vardur. Ve eğer biz bu zahmatı ihtiyar etmesevüz bize gazi demek yalan olur.” sözleriyle cevaplamıştır.


Mihailoviç şu şekilde devam etmektedir. “Sultan buradan iki bin atlıyı Trabzon’a doğru gönderdi. Bunlar Trabzon önlerinde yenilgiye uğratılıp öldürüldüler. Sultanın kendisi bütün azameti ile Trabzon’a varana kadar onlardan bir haber almaya muktedir olamadık. Trabzon’a vardığımızda gidenlerin ölü vücutlarını gördük. Sonra Sultan Trabzon’u kuşattı. Aynı zamanda Sultanın büyüklü küçüklü yüz elliye varan gemileri Kara Deniz’den gelip büyük silâhlarla denizden Trabzon’u kuşattılar. Sultan, altı hafta boyunca büyük zayiata katlanıp şehri almaya muvaffak oldu. Trabzon İmparatoru Sultan‘a teslim olmak zorunda kaldı. Sultan onu Edirne’ye gönderip bütün Trabzon topraklarını ele geçirdi. Ve Sultan denizde birçok gemiye ve karada büyük bir orduya sahip olarak yukarıda açıkladığımız Rum topraklarındaki kral ve prense karşı yürümek istedi. Ancak bunların arasının çok iyi olduğunu işittiğinden onları bıraktı ve Edirne’ye geri döndü.


Osmanlı kaynaklarının aksine Mihailoviç, Osmanlı ordusu dağları indikten sonra Sultan’ın Trabzon’a iki bin kişilik bir öncü kuvveti gönderdiğini ve bu kuvvetin hepsinin kale önünde meydana gelen çarpışmada öldürüldüğünü beyan etmektedir. Yine Osmanlı kaynaklarının, şehrin kuşatmadan sonra çarpışma olmaksızın hemen teslim olduğu   şeklindeki açıklamalarına karşılık, Mihailoviç Sultanın şehri büyük kayıplara uğrama pahasına altı hafta müddetle kuşattığını bildirmektedir. Osmanlı kaynaklarından Aşıkpaşazade’ye göre seferin başlangıcında, yüz gemiden oluşan Osmanlı donanması Mahmud Paşa tarafından hazırlanarak Sinop’a gönderilmişti.

Tursun Bey’de seferde Osmanlı donanmasının bulunduğunu hatta Osmanlı ordusu şehir önlerine gelmeden evvel donanmanın kuşatmayı başlatmış olup, kaledekiler ile savaşıldığını bildirmekte ancak donanma mevcudu hakkında bilgi vermemektedir.28 Buna ek olarak diğer bir tarihçi Kritovulos’a göre Osmanlı donanması üç yüz gemiden müretteb olup, bunların içinde top taşıyan gemiler de vardı. Bu donanma Gelibolu Sancağı Beyi Kasım ve Kaptan-ı Derya Yakup Bey komutaları altında bulunmakta idi. Yine Kritovulos’a göre Osmanlı ordusu,şehri yirmi sekiz gün müddetle kuşatmış ve kuşatma sırasında kaledekiler kuşatanlara karşı  çıkış hareketlerinde bulunmuşlardır.

Mahmud Paşa Sultandan bir gün önce şehir önüne ulaşmış Katabolenuz adlı bir zatın Tomas adlı oğlunu elçi olarak İmparatoru teslim olmaya ikna etmesi için gönderip, teslim olduğu takdirde kendisine büyük toprak parçaları ve yeterli gelir temin edileceğini bildirmiştir. Kritovulos’a göre Trabzon’u İmparatordan Mahmud Paşa teslim almıştır.


Trabzon’un fethi hadisesini eserlerinde zikreden Osmanlı tarihçileri fethin hangi ay ve günde yapıldığı konusunda bilgi vermemektedirler. Trabzon seferinde büyük ihtimalle Mahmud Paşa’nın maiyetinde bulunan Tursun Bey, fethin H.865/1461 yılında gerçekleştiğini bildirmekte, ancak gün ve ay vermemektedir.Yine fetihten bahseden diğer Osmanlı kaynaklarından Aşıkpaşazade, Neşrî ve Oruç Bey’de 865/1461 yılını vermekte fakat gün ve ay konusunda tafsilat vermemektedirler.

30 Bizans tarihçilerinden Dukas ve Sphrantzes de fetih tarihini 1461 olarak göstermektedirler. Trabzon seferi sırasında Osmanlı ordusunun izlediği güzergâh hakkında tafsilatlı bilgileri Anthony Bryer’ın çalışmasından faydalanarak şu şekilde izah etmek mümkün görünmektedir. Fatih Sultan Mehmed 23 Mart 1461’de Edirne’den hareket etmiş ve Gelibolu yoluyla Mudanya’ya geçmiştir. 21 Nisan1461’de Bursa’ya ulaşmış, 12-21 Mayıs’ta Ankara’ya ulaşmıştır. Kasım Bey, donanma ile Trabzon’a 13 Temmuz 1461’de gelip kuşatmayı başlatmış, Fatih’ten bir gün önce Mahmud Paşa 14 Ağustos’ta Trabzon önlerine varmış,

Fatih de 15 Ağustos’ta geldikten sonra   şehir aynı gün Osmanlılara teslim olmuştur. Fahrettin Kırzıoğlu çeşitli kaynaklara dayanarak fetih gününü 15 Ağustos olarak zikretmektedir.İsmail Hakkı Uzunçarşılı ise fetih tarihini 26 Ekim 1461 olarak göstermektedir. Uzunçarşılı, W. Miller’i kaynak gösterip verdiği tarihe gerekçe olarak Trabzon’un sükutunu Macaristan’daki Venedik elçisine bildiren bir Venedik vesikasının 26 Ekim 1461 taşımasından hareket ederek vermektedir. Yakın zamanda Trabzon tarihine ait mühim bir çalışma ortaya koyan Hanefi Bostan da Bryer ve Winfield’ın Osmanlı ordusunun takip ettiği güzergâh ve takvime ait verdikleri bilgileri destekleyip fetih tarihi olarak 15 Ağustos 1461’i göstermektedir.


Trabzon’un tesliminden sonra tekfurun ailesine ve şehirlilere ne yapıldığı konusu hakkında kaynaklarda şu bilgiler mevcuttur. Tursun Bey’e göre herhangi bir çarpışma olmadan tekfur aman dileyerek kaleyi teslim etmiş ve kendine yaraşır şekilde taltif edilmiştir. Ailesi ve ileri gelen şahsiyetler malları ile İstanbul’a gönderildikten sonra “Kal’a ve  memleket bi-esriha zabt olunup, sancak-beği ve kadılar ve dizdar ve hafaza nasb olundı. Ve kefere-i kal’anun oğlanların ve kızların beğlik idüp, baki mallerin ve esbabların kendü ellerinde ibka idüp yerlerine mukarrer konuldı. Cizye-i şer’î ve rüsum-ı örfî rıbkasını rakabelerine muhkem kıldı. Andan sonra ba’zı üsârâyı ve eskâl ü ahmâli merâkib-i bahriye tahmil idüp, derya yüzünden gemiler meşhun idüp İstanbul’a gönderildi.”

Bir başka Osmanlı tarihçisi Aşıkpaşazade  “Padişah, kanun nice ede gelmiş idi her hisarun üzerinde, bu Durabuzuna dahi anun gibi etdiler.” kelimeleri ile Trabzon’un fethinden sonra geleneksel Türk-İslam iskân politikasının izlendiğini belirterek şunları eklemektedir, “İçinde mescitler ve medrese olundı. Ehl-i İslâmdan evler sürüb getürdiler. Bu kâfirlerün hali kalan evlerini bu gelen müsülmanlara mülklüğe verdiler. Ve hisarı muhkem berkitdiler.” 

Osmanlı kaynaklarına ek olarak Trabzon fethinde Osmanlı ordusunda bulunan Mihailoviç, fetihten sonra yapılanlar hakkında fazla bir tafsilat vermeden Tursun Bey’in verdiği bilgilerden şehirden kız ve erkek nüfustan bazılarının beylik olarak alınması hadisesinden bahsetmektedir. Yine diğer bir Rum tarihçi Sphrantzes fetihten sonra özellikle hemen bütün ileri gelenlerin ve askeri sınıfa mensup olanların Trabzon’dan alınarak Edirne’de ikamete mecbur edildiğinden bahsetmektedir.

Sonuç
1461’de Fatih Sultan Mehmed Han’ın fethi ile Osmanlı Devleti’ne katılan Doğu Karadeniz bölgesi, Rum eyaletine tabi bir sancak olarak teşkilâtlandırılmıştır.Sancağın merkezi Trabzon şehri olduğundan sancak bu adla anılmıştır. Trabzon sancağı 1514’te Erzincan Bayburd vilâyetine, 1517 yılının sonlarında Anadolu eyaletine, 1520’de yeni kurulan “Vilâyet-i Rum-ı Hadis’e, 1535’te de Erzurum eyaletine bağlanmıştır. 1580-1581’de Batum sancağı ile birleştirilerek eyalet haline getirilmiştir.

Doç. Dr. Kenan İNAN - Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi
(Makale kısaltılmıştır)
http://www.tarihportali.net/tarih/trabzonun_osmanlilar_tarafindan_fethi-t8674.0.html;imode=