.

 

Huzur, hazırda olanı kullanmasını bilme sanatıdır.
Hazırda olanı takdir etmek, ancak şükür etmesini bilenlere hastır.
Hazırda olanı kullanırken şükredenler,
huzurun mutluluğunu taşıyan ve yaşayanlardır.
En güzel insan; kendisine verilenlerdekilerin,
güzelliğinin sırrına varabilen insandır.



O nedenle o:
Şikâyet eden değil, şefaat eden,
Kusur arayan değil, hüner arayan,
Bulmaya çalışan değil, olmaya çalışan,
Değiştirmeye çalışan değil, değişmeye çalışan,
Almaya çalışan değil, vermeye çalışan,
İsyan eden değil, itaat eden,
Tamahkârlığı değil, kanaatkârlığı tercih eden,
İlahi sevgiyi ilaç bilen,
Yemeğin ilacın, ilacın yemeğin olsun diyerek beslenen,

Mutluluğunu, başkalarının mutsuzluğu üstüne kurmayan,

Kendisine şah damarından daha yakın olan Yaratıcı ile sağlıklı ilişkiler kurabilen kişidir.


Haddi bilmek, Hakk’ı bilmekten geçer.
Kadere teslim olan kederden emin olur,
Haddini bilenler, şükretmeyi, sevenlerdir.

Ekteki slaydı bana gönderen Vincent Kardeşime,
bu satırları yazmama ilham olduğu için ayrıca teşekkür ederim.

Ümre dönüşü üzerimdeki manevi ağırlığın yorgunluğundan yazılarımı kaleme alamıyorum

İnşaallah dualarınızla en kısa zamanda yazmaya çalışacağım
selamların en güzeliyle selamlarım. Selamü aleyküm ve rahmetullah..
Yazılmışı; sabırla ve tedbir alarak yaşanlardan olabilmemiz

dilek ve dualarımla,
nice huzurlu ve mutlu ömürler dilerim.
Allah'a emanet olunuz efendim...

Mahir Eyüboğlu

BEYTULLAH'DA BEN…

Bir sancak altında, kaç milyon insan, Kimi bahardır, görmemiş yazı,
Ne tenleri benzer, ne dilde lisan, Kiminin geçiyor Mevla'ya nazı
Olmuşlar tek yürek, tek bedende can, Kılınır Kabe'de veda namazı,
İnsanlığı gördüm Beytullah'da ben… İmrendim, el açtım Beytullah'da ben…


Yedi bağın gülü aynı destede, Kiminde kalmamış derman bacakta,
Yetmiş iki millet aynı listede, İki büklüm yürür de, gitmez kucakta,
Kaç milyon amin der, aynı bestede, Erimiş, kaybolmuş, Cenab'ı Hak'ta,
Tevhidle haşroldum Beytullah'da ben… Pervaneler gördüm Beytullah'da ben…


Sinelerde alev, ne kül ne duman, O kambur sırtında, eski torbası,
Dillerde bir soru: Vuslat ne zaman, Torbasında sanki Cennet urbası,
Cehennem söndürür, böylesi iman, Hele bir kıyamda varid durması,
Aşk ne imiş gördüm, Beytullah'da ben… Göz göz oldum, doldum Beytullah'da ben…


Okyanuslar aşmış gelmiş nicesi, Hacerü'l- Esved'de adın yazdıran,
Aç, susuz, uykusuz,gündüz gecesi, Yükn'i Yemani'de gönül gezdiren,
Her nefes dilinde, Kur'an hecesi, İman pençesinde nefsi ezdiren,
Sevdalılar gördüm, Beytullah'da ben… Ne veliler gördüm, Beytullah'da ben…


Rabb'ın o davetli misafirleri, Unutmuş dünyanın vefa derdini,
Doldurmuş Mekke'de,her karış yeri, Yıkmış kalbindeki riya bendini,
Dillerinde dinmez, Lebbeyk sesleri, Öyle teslim etmiş Hakk'a kendini,
Arş' a yollar gördüm, Beytullah'da ben… Canda canan gördüm Beytullah'da ben…


Bir damla misali, kapılmış sele, Bir sevda seli var, Safa, Merve'de,
Zengin-fakir, paşa-nefer el ele, Damlalar köpürmüş, vecde girmede,
Yan yana secdede, sultanla köle, Nice peygamberler, nice zirvede,
Mahşerle tanıştım, Beytullah'da ben… Durup, bakar gördüm, Beytullah'da ben…


Kimi görmez gözü, elinde asa, İbrahim makamı, sultan sofrası,
Lakin, kalp gözünü açmış devasa, Sunulur herkese bir Kevser tası
Yüzünde tebessüm, ne gam ne tasa, Bir Cennet şöleni, perde arkası,
Döner durur gördüm, Beytullah'da ben… Ne sahneler gördüm, Beytullah'da ben…


Kimi ayağında yarım çarığı, Melekler almışlar, şölenden payı,
Kaç yerinden kanar, topuk yarığı, Sarmışlar Kabe'de, bütün semayı,
Meğerse kefenmiş, baştaki sarığı, Kalem anlatamaz bu içtimayı,
Ne aşıklar gördüm, Beytullah'da ben… Aciz bir kul oldum, Beytullah'da ben…


Baktım sofrasında nice melekler, Kaç yerden açılmış,gökte kapılar,
Bir tas zemzem suyu, kuru ekmekler, Ardından saraylar, zümrüt yapılar,
Gözleri Kabe'de iftarı bekler, Vadeleri sonsuz nice tapular,
Tokluğuma yandım, Beytullah'da ben… Elden ele gördüm, Beytullah'da ben…


Bir zerre gözü yok dünya aşında, Durdum da tavafı seyrettim hayran,
Ahir rızkın arar harman başında, Gördüm, bir kainat misali devran,
Rabb'in nazarını Kabe taşında, Hangisi melektir, hangisi insan,
Gören gözler gördüm, Beytullah'da ben… Şaşırdım çok zaman, Beytullah'da ben…


Bir sağnak misali, selam yağmuru, Yaş desem yaş değil, gözlerden akan,
Kimi sırılsıklam, kimi kupkuru, Bir sel ki günahlar bendini yıkan,
İhlas ateşinde nice hamuru, Kabe göklerinden semaya çıkan,
Pişiyorken gördüm, Beytullah'da ben… Merdivenler gördüm, Beytullah'da ben…


Dağlar taşlar, vecde gelmiş kavrulur, Ter döktüm, susadım nefesimden yana,
Kum taneleri, Allah diye savrulur, Bir başkası lezzet vermedi bana,
Göz nereye baksa Rahman'ı bulur, Dediler: Bu zemzem, şifadır cana,
Ne zikirler duydum, Beytullah'da ben… İçtim kana, kana, Beytullah'da ben…


Mescid'i Haram'da dokuz minare, Bir mânâ sarayı Mescid'i Haram
Diyor ki: Bendedir gaflete çare, O ne ince nakış, nice ihtişam,
Bir günde beş kere, yürek bin pare, Her kalbe Muhammed aleyhisselam,
Ezanlar dinledim, Beytullah'da ben… Bin taht kurmuş gördüm, Beytullah'da ben…


Bir zaman, derdim ki: Ya Rabbi neden, Gördüm ki bu dünya bir oyalanma,
Bir daha istiyor, bir kere giden? Halime bakıp da mutluyum sanma,
Meğer bilmezmiş insan, gitmeden, Bedenim Kabe'den uzakta amma,
Aldım cevabımı, Beytullah'da ben… Gönlümü bıraktım, Beytullah'da ben…


Bu şiirin yazarını bilmiyorum. Bilseydim hem elinden, hem de kaleminden öperdim.
Benim duygularımı böylesine içten yansıttığı için de şükran ve minnetlerimi sunardım.

Mahir Eyüboğlu

14. Nisan. 2008 ümre dönüşü

ÜMRE ve HACCIN BAYRAM OLSUN

BAYRAMIN MÜBAREK OLSUN

Sevindiğin ve sevindirdiğin
Kendini Rabbine yakın bildiğin,
Tüm kırgınlıklardan temizlendiğin
Rahmet âlemine girdiğin,
Yardım kanatlarını açtığın,
Mânâ âleminde uçtuğun,
Her kanat çırpışında,
Hâle, hâle, nur,nur ışık saçtığın,
Kötülüklerden sıyrılıp kaçtığın,
Lebbeyk, allahümme lebbeyk, diye koştuğun,
Arafat'tan, Naim bahçelerine uçtuğun,
Ravzayı Mutaharrada sevgiliyle buluştuğun,
Ahlakını Muhammed aleyhisselamdan,
Sadakatini Ebu Bekir'den,
Adaletini Ömer'den,
Hayanı Osman'dan,
İlmini Ali'den,
Cesaretini Hamza’dan ve
Yaşamını sahabeden örnek aldığın,
Dostlukta İbrahim aleyhisselamın kapısına vardığın,
Teslimiyette, İsmail olup, boyun eğdiğin,
Sabırda Eyüp aleyhisselam gibi eridiğin,
Felakette Nuh'un gemisine bindiğin,
Aşkta Yusuf olup, haramsız sevdiğin,
Azimde Musa olup, firavunu yendiğin,
İradede Salih'in devesi gibi dağı deldiğin,
Tebliğde Yunus olup, balığın karnına girdiğin,
La ilahe, ille ente sübhaneke,
İnni küntü, minezzalimin dediğin,
Senden başka ilah yok,
Sübhan olan yalnız sensin,
Ben kendime zulmettim,
Ama sen affetmeyi seversin, diye,
Dara düşünce dua ettiğin,
Firavun'un sarayında
Asiye gibi yalnız kaldığın,
Meryem gibi, kendi kendine doğurduğun,
Ve kurtuluşu,
Muhammed aleyhisselamın sünnetinde bulduğun,
Sevgi ilacıyla tedavi ettiğin,
Muhabbet deryasından sulandığın,
Tevazu kapılarında dolandığın,
Sınırsız ve sinirsiz,
Hizmetlerde bulunduğun,
Dinlerken dinlediğin,
Duyunca düşündüğün,
Düşününce yaptığın ve yapınca,
Sevindiğin ve sevindirdiğin,
İşte bu benim bayramım dediğin,
Ümre ve haccını bayram bildiğin
Bir bayramım olsun,
Ve bayramın mübarek olsun dostum.
Ve bayramın, bayram olsun canım,
İnşaallah….

Mahir EYÜBOĞLU
20.Ocak.2005
Beyşehir


Milletin verdiği imkânlarla,
Milletin verdiği insanlarla,
En güzel mekânlarda
Silahsız kuvvetlerden
Gücünü alan
Bürokratik kuvvetler adıyla
Hizmet veren kurumlar

Köpek yok, taş yok,
Taşlamaya gerek yok
Köpek var taş var,

Ama
Köpek kralın köpeği
Hadi taşla da göreyim seni


Mahir Eyüboğlu
Eğitimci-iletişimci yazar
22 şubat 2008