|
|
ÖNDE
OLMAK BAŞKA, ÖNDER OLMAK BAŞKADIR.
Hepimizin malumu oluğu üzere, Yargıtay Baş Savcısı Ak Parti
hakkında kapatma davası açtı. Gerekçesi, Cumhuriyet
ilkelerinden olan laikliğin tehlikede olması.
Bir vatandaş olarak ben kendi adıma soruyorum. Laiklik nedir?
Hangi kanunda açıkça ifade edilmiştir? Sınırları nelerdir? Ne
anlama gelir içeriği, dışarığı nedir? Eğer bilen birileri
varsa bana anlatsın.
Eğer böyle açık bir ifadesi yok da herkes kafasına göre,
yorumluyor ve tanımlıyorsa vay benim milletimin halına, vay
benim devletimin çuluna.
Kavram kargaşası içinde olan, ne anlama geldiği açıkça
belirtilmeyen bir ilke için, milleti yok sayarcasına siyasi
bir partiyi ve onu temsil eden ve ona oy veren insanları yok
saymak… aklın ve hafızanın alacağı şey değil. “Oy mu hukuk mu
diyor” Oktay Ekşi efendi. Hukuk’un insan için olduğunu, insan
olmazsa hukukun olmayacağını anlayamıyor. Kaç defa yazdım,
yine tekrar ediyorum. Bir ülkenin, bir devletin varlığı
olmazsa olmazı, milletidir. Millet; dil, din, tarih ve kültür
bütünlüğü içinde bağımsızlığı için kanını verdiği topraklarda
bir arada yaşayabilirse devlettir. Azılık çoğunluğa
hükmedecek, “kral benim, kuralı ben koyarım, değilse zulüm
yaparım” diyecek. Herkes azınlığın istediği gibi yaşamak
zorunda kalacak, “ben efeyim sen kölesin ne dersem onu
yapacaksın” diyecek sonrada bunun adı demokrasi olacak öyle
mi?
Koskoca öğretim üyesi olmuş kitap yüklü taşıyıcı “Kanımın son
damlasına kadar türbanla savacağım “ diyor. Bir savcı çıkıp da
“ sen bu konuşmanla üniversitelerde anarşiye çanak tutuyorsun”
deyip ifadesini almayacak mı? Eğer bu adamın kanından örnek
alsalar, Türk Kanı taşıyıp taşımadığından, hele hele Müslüman
kanı taşıyıp taşımadığından şüphe ederler.
Bu devlete vatanını savunsun diye, evladını asker veren kim?
Senin istediğin okulda okuman için, sonra da maaşını alıp,
milletin değerlerine saygısızlık yapman için vergisini veren
kim?
Senin ve senin gibilerin kanı, benim kalemimin bir damla
mürekkebi bile olamaz. Demokrasi insan hakkına riayet etmesini
bilmek demektir. Kandan kinden bahsederek, insan hakkı
savunulmaz. Kendini Stalin, Halkı da tavuk mu sanıyorsun? Sen
inançsız olabilirsin. İnansızlığınla da istediğin gibi
yaşayabilirsin. Ama benim, inandığım gibi yaşamama, imani ve
insani değerlerime ne el ne de dil uzatamazsın. Önde
olabilirsin ama önderim değilsin.
Böylelerine eskiden “Müslüman mahallesinde salyangoz satan”
derlerdi.
Bakıyorum da şimdi domuz satmaya kalkıyorlar. Bir de utanmadan
laikliği alet ediyorlar. İlkeler insanların ihtiyaçları için
konur. İnsanı yok sayan, insana değer vermeyen ilkeleri zorla
benimsetilmesi ancak dikta rejimlerde görülür. Ama
demokrasilerde görülmez. Benim hürriyetimin başladığı yerde
senin, senin hürriyetinin başladığı yerde de benim hürriyetim
sona erer. Hukuk bunun için vardır ve kullanılır.
Yani hukuk, hakların adil kullanılması demektir. Birisine
aşırı hak verirken diğerinin insan gibi yaşama inanma hakkını
elinden alamazsınız. Eğer alıyorsanız buna hukuk denmez. Baskı
uygulaması denir.
İnsanlar zalimin ve zulmün yanında yer almazlar. Daima
mazlumun yanında yer alırlar. Çünkü insanı yaşatmadan, insana
insanca muamele etmeden devleti yaşatamazsınız. İnsanı yaşat
ki devlet yaşasın…
Her zaman söylediğim bir gerçek cereyan ediyor. Olayların bir
görünen, zahiri yanı, bir de görünmeyen ancak yüce yaratıcının
bildiği batını iç âlemi var. Şer gibi görünen nice olaylar
hayırlara vesile olmuşken; hayır gibi görünenlerin içinden de
şerlerin çıktığı çok görülmüştür. Onu ancak Allah bilir, biz
bilemeyiz.
Her konuşana bir susan, her susana da bir konuşan lazım.
Bekleyelim ve görelim, Mevlam neyler neylerse güzel eyler…
Yazı konusu Mevlüt kandili idi. Kandiliniz mübarek olsun.
Demek ki biz ancak Rabbimin izin verdiği kadarını yazabilir
veya konuşabiliriz. Efendimizin doğumuyla dünya üzerinde
meydana gelen hayırlı gelişmelerin bizim de gönül dünyamızda
meydana gelmesini dilemeliyiz. Olumsuzluklardan kurtulmaya
çalışmalıyız. Kendimizi Rabbimize yaklaştıran şeylere itibar
ve iltifat etmeliyiz. Bunu başarabilmenin sırrı, efendimizi
anmakla birlikte anlayan olmalıyız. Anma hattından, anlama
istek ve şuuruna geçmeliyiz. İşte kendini yenileme budur,
kutlu doğum haftasından istifade etmek budur. Bir elimizle
yeni doğan bebeğin beşiğini tutar gibi nefsimizi terbiye
ederek dinlendirmeli, diğer elimizle de tabutumuzu taşır gibi
son yolculuğa hazırlanmalıyız. Beşiğini ve tabutunu tutmasını,
sallamasını ve taşımasını bilenlere ne mutlu. Böyleleri ancak
başkalarının hak ve hukukuna, kendi hak ve hukuklarına önem
verdikleri kadar önem verirler. Çünkü kendilerine yapılmasını
istemedikleri şeylerin başkasına yapılmasını da istemezler.
Toplumda sosyal huzur ve barış ancak böyle tesis edilir. Her
gece gündüze, her gündüz de geceye gebedir. Doğum
sancılarından rahatsız olanlar, doğurmanın zevkini tadamazlar.
Boğulmaktan korkanlar da yüzmeyi öğrenemezler.
Allah Resulünü kendine rehber edinmeyenler önde giderler belki
ama önder olamazlar.
Önderimiz Resulullah olduğu sürece dünya hayatında yolumuz ve
yönümüz aydınlığa çıkar. Çanakkale şehitlerimizin bu şuur
içinde şehit olduklarını da sakın unutmayalım.
Şehitlerimizin ruhu için, bütün ölmüşlerimizin ruhu için,
hayatta olan bizlerin ve yakınlarımızın iman Kur’an hidayet,
sıhhat, afiyet, dirlik ve düzenliğimizin daimi için, Allah’a
layık kul, Peygambere layık ümmet ve millet olabilmemiz için,
Allah rızası için el fatiha.
Nice aydınlık günler ve kandiller dilerim efendim.
Mahir EYÜBOĞLU
Eğitimci- İletişimci Yazar
10 Mart 2008
mahireyuboglu@hotmail.com |
|
|
|
|
|
|