MİSAFİR YAZARLAR
fatihten@gmail.com
HAFTALIK NOTLARIM VE BİR FARKLI YORUM!..
26 Ocak 2012 Perşembe Saat 11:32

Geçen iki hafta içinde yaşadıklarımız o kadar çok ki, bir yere not etmeden hepsini akılda tutmak oldukça zordu… Hafta boyunca not alıp durdum:

Beşir Atalay, Uludere’de TSK’nin bombardımanı sonucu yaşamını kaybeden kaçakçılarla ilgili olarak TBMM’nde açıklama yaparken; olayın geçtiği bölgeyi “BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUPLARINA TERK EDİLMİŞ BÖLGE” olarak tanımlamış. Böylece AKP iktidarının bazı bölgelerden çekildiğini ve buraları bölücü terör örgütü mensuplarına terk etmiş olduğunu öğrenmiş oluyoruz!.(1) Bu açıklamanın üzerinde kimse durmamış. Neden? Topraklarımızın bir parçasının terör örgütüne terk edilmiş olması normal mi?..


Odatv yazarı Müyesser Yıldız Uğur, savunmasını yaparken mahkeme heyetine “kitap çekmiş”!.. Yazdığı kitapları heyete gösteren Uğur:”Şu bir bomba, şu bir molotof, şu da bir silah”tır demiş!.. Bir diğer tutuklu gazeteci Nedim Şener, duruşmaları izlemeye gelen Uğur Dündar’a dönüp, “Tiyatroya hoş geldiniz” demiş… “Bağımsız ve Tarafsız Yargı”nın ne kadar önemli bir kurum olduğunu, bu iki hareket yeterince anlatıyor sanırım. 12 Eylül Halk Oylaması ile “Güçler Ayrılığı İlkesi” yok edilmeseydi, mahkemeler böyle tiyatro haline gelmezdi!.. Ah!.. “İki kişiden biri” ah! Elin kırılmasın senin!..


Atatürkçülüğü “hakaret” olarak kabul eden “Atatürkçü Mümtazer Türköne”nin, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu yönetimine atanmasına tepki gösteren gençlere karşı tepkisi oldukça sert olmuş. Seviyeyi bayağı düşüren “Atatürkçü” Türköne, protestocu gençleri kastederek; “İt ürür kervan yürür” demiş. Aralarında “Atatürkçü Mümtazer”in, profesörlük unvanına sahip olduğunu bilenler kafalarını sağa sola sallamışlar!.. Çocuklar, hocanın sözlerinin doğru olduğuna kanaat getirince ondan söz ederken “Atatürkçü Mümtazer” demeye karar vermişler!.. Bendeki akla bakın, onlara uydum işte…


Bir teröristin babası TBMM’nde ilk kez dinleniyormuş. Mecliste 2009 yılında Şırnak'taki Gabar Dağı'nda güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada hayatını kaybeden PKK militanı Ahmet Şerif Karakaya'nın babası Mehmet Karakaya'yı dinlemişler. Gazetecilerin, dağdaki PKK militanı olan diğer oğlu için “Eve dön çağrısı yapacak mısınız” sorusuna; Karakaya: “Oğlumun ölmesini istemiyorum” şeklinde yanıt vermiş...(2) Ben, bu yanıttan oğlunun geri dönmesini istemediği sonucunu çıkartıyorum. Siz görüşünüzü söylemeseniz de olur!..


Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’in köşe yazısından anlaşıldığına göre, bir teröristin babası da TBMM’nde şöyle konuşmuş:”Gerilla şehit kabul edilsin, ailesine tazminat ödensin.” Aklınızda bulunsun, bu talep Başbuğ’un tutuklanması ile eş zamanlıdır. Peki, buna ne diyorsunuz? Yanıt istiyorum…


26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması için yandaş televizyonlara koşan kabine üyeleri, sanki yargı bağımsızmış gibi :”Bu yargının işidir” demişler!.. Size göre de bu savunma ile “Bizim bu olaylarda bir dâhilimiz yoktur” mu demek istiyorlar? Ben şahsen kendilerini çok inandırıcı buluyorum!..


“Ilımlı Muhalefet” yapmayı üstüne vazife edinmiş Sözcü Gazetesi’nde, Kılıçdaroğlu’nun bir açıklamasına yer verilmiş. CHP Genel Başkanı:”CHP’li olup da, CHP’ye oy vermeyin diye kampanya açan kişilere karşın, bir önceki seçimlere göre daha iyi oy aldık. Bu Brütüs’ler partiye ihanet etmeselerdi, genel seçimlerde %35 oy alacaktık” demiş. 


Suçlamasına katılırım, doğrudur. Ama verdiği oran öyle değildi! Kılıçdaroğlu ilk genel seçimler için hedefi %40olarak göstermişti. Yoksa istifa ederim de demişti. (3) Şimdi 5 puanı hangi gerekçe ile geri alıyor? %26’ya bir şey demiyorum. Genel Başkan’ın kendi ile çelişmesi hiç de şık değil!..


Hukuka aykırılıklara kılıf hazırlamakla görevli, Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Burhan Kuzu, tutuklanan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ için:”Terör örgütü kurmakla suçlanmıyor paşa, örgüt kurmakla suçlanıyor” diyerek, TSK’nın silahlı terör örgüt gibi gösterilmesinin önüne geçmeye çalışmış!.. Nafile bir çaba tabi. Hocayı “Prensilvanya Basını”nın kuzu gibi dinleyeceğini hiç sanmam. Kaldı ki, Anayasamıza göre, Genelkurmay Başkanları, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nde yargılanır. Bu konu hiç gerekmediği halde hukukçuları da ikiye bölmüş. 


Anayasa’nın 148. Maddesine göre; “Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının” görevi ile ilgili suçlardan dolayı, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nde yargılanması gerekir.(4) Genelkurmay Başkanı’na isnat edilen “hükümeti yıkmaya teşebbüs” ve “terör örgütü yöneticisi olma” suçları; “görevinin verdiği yetki” ile ilgilidir. 


Emrindeki 700 bin kişilik ordu ile hükümeti yıkacaktı, tek başına değil herhalde. Bu durum karşısında sözü edilen terör örgütünün de TSK olması gerekiyor. Aksi halde ortada başka bir silahlı örgüt bulunduğuna ilişkin kanıtlar gösterilmesi gerekiyor. Belki de kanıtlar henüz toplanmamıştır, kim bilir? Yıllardır tutuklu bulunanlar için tutuklama sebebi hep bu gösterilmiyor mu? Hal böyle olunca, isnat edilen suçlamalar, ancak ve ancak Genelkurmay Başkanlığı’na Anayasa ve diğer yasalarla verilmiş yetkilerle işlenebilir. Bu durum karşısında, davaya bakma görevinin, Anayasa Mahkemesi’nde olması kadar doğal bir şey olamaz. Ne var ki, darbe ve karşı-darbe dönemlerinde “özel görevli” mahkemeler, her davaya bakabilmektedirler! 

Buradaki duruma da o nedenle fazla şaşırmamak gerekir. Nitekim hükümetin baş akıl hocası Prof. Burhan Kuzu: “Süreç doğru işliyor” diyerek tartışmalara son noktayı koymuştur. Bundan sonraki yetki ve görev itirazları bir işe yaramaz!..


Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, eski Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanması ile ilgili olarak: “Bu çok önemli ve üzüntü verici bir olaydır” diyerek, hükümetin nelere muktedir olduğunu, çok daha etkileyici cümleler ile ifade etmiştir… “İnternet Andıcı” davasındaki bazı sanıkların “Sayın K.na Arz” ifadesinin, İlker Başbuğ’u işaret ettiğini belirten Arınç, bunun bir “atfı cürüm” olduğunu söyleyerek, aslında tutuklanmanın ardında Başbuğ’un eski silah arkadaşları bulunduğuna da işaret etmiştir. Yiyenler için tabi!..


Diyanet İşleri Başkanlığı 23 Ocak 2012’de başlayacak yarıyıl tatilinde, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm okullardaki öğrenci, veli ve öğretmenler için özel umre turu organize ediliyormuş. Okullara gönderilen duyuruda; öğrencilerin, bilgi, görgü ve tecrübelerinin artırılması ve pekiştirilmesine katkıda bulunmanın amaçlandığı belirtiliyormuş. Bu öğrencileri ve öğretmenleri umreye gönderme işi, “harcırah” almak suretiyle ekonomik durumunu biraz düzeltmesi için bazı yandaş memurların, yurt dışına görevli olarak gönderilmelerine benziyor... Nasıl olsa 16. ekonomiyiz. Devletin kesesi deniz…


VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI

Her ne kadar iç ve dış basın, Başbuğ’un tutuklanmasını Ilımlı İslamcılarla, Laiklerin “son” çatışması gibi göstermeye çalışıyorsa da olay öyle değildir. Bence bu son tutuklamayı, Cemaat’le Erdoğan arasındaki bilek güreşi olarak değerlendirmek gerekir. Erdoğan hükümetinin göreve atadığı ve son derece uyum içerisinde çalıştığı, kabine üyelerinin “arkadaşı” Başbuğ’u, üstelik de emekliye ayrılmasından 1,5 yıl sonra ve yeni bir kanıt olmadığı halde; tutuklamak da neyin nesi oluyor?.. Biri çıkıp, bu durumu geri zekalıların anlayacağı basitlikte anlatabilir mi?..


Bir kere suçlamalar en ağır cinstendir… Anımsayınız, bazı subaylar, sırf bu tür suçlamayla karşı karşıya kaldıkları için intihar etmişlerdi! Son operasyonda, Cemaat’in, Erdoğan’a atmak istediği esaslı bir kazıktan söz ediyorum. Bu hamle ile bir taşla iki kuş vuracaklar. Bir taraftan, devlete kimin egemen olduğunu kamuoyuna duyurarak güç kazanırken, diğer taraftan, arkasındaki yüzde 50’ye yakın halk desteğine rağmen, ebetteki de kansız bir “iç darbeyle”, Erdoğan’ı da teslim almayı hesaplıyorlar! Okyanus ötesinden yapılan planlama bence böyledir. Özetle, bu olup bitenleri, ortaklar arasındaki güç savaşının muharebeleri gibi değerlendiriyorum!..


Bu nedenle 26. Genelkurmay Başkanı’nın tutuklanmasına, emekli milletvekillerinin maaş artışını öngören yasanın, Çankaya’dan geri dönmesi üzerine gün yüzüne çıkan, gizli güç savaşının devamıdır diyorum... Bu şekilde, gerçekte kimin iktidar olduğu da kamuoyuna anlatılmış olacak. Koalisyon içindeki çatlağın, daha fazla gizlenebileceğini hiç sanmıyorum. Mızrak çuvala sığmıyor artık. Erdoğan’ın, o yasanın virgülünü dahi değiştirmeden, yeniden Çankaya’ya gönderin şeklindeki talimatı üzerine yaşananlar karşısında Arınç’ın özür dilemesini anımsayınız. Oyun oynamıyorlar, kibarlıklarına aldanmayınız. Bu bilek güreşi, giderek birinden birinin tasfiye edilmesine kadar uzanabilir. Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça, bu savaşın daha da şiddetleneceğini sanıyorum!..


Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u, terör örgütü yönetmekle suçlamak, aynı zamanda 700 bin kişilik Türk Silahlı Kuvvetleri’ni terörist olarak ilan etmektir. Aklı başında olan hiç kimse, eninde sonunda altında kalacağı böyle bir suçlamayı göze almaya cesaret edemez!.. Anlaşılan şu andan itibaren, koalisyon ortakları arasında güven bunalımı başlamıştır. Süreç çelme takan takana şeklinde ilerleyeceği için bunu da yapıyorlar!..


TSK için “terör örgütü” nitelemesi çok ağırdır. Bu tür ifadeler, bir tek “özel yetkili savcılık”larca hazırlanan iddianamelerde kullanılabilir! 30 yıldan fazla bir süredir, teröristlerle dişe diş mücadele eden bir orduyu, bir günde terör örgütü ilan etmek akıl karı mıdır? Elbette hayır. Az yukarıda PKK’nın siyasi uzantısı olan BDP’nin Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, Genelkurmay Başkanı’na söylediği sözleri okudunuz. Hatırlatırım, orada sözü edilen Genelkurmay Başkanımız, hâlihazırda görevde olan Orgeneral Necdet Özel’dir… Sırrı Sakık’ın TBMM’nde askerlere yönelik sözlerini de anımsayın. Silahlı Kuvvetlerimizin mensuplarına bu hakaretleri yapanları cesaretlendiren kimlerdir? 26. Genelkurmay Başkanı’nın “terörist” suçlaması ile tutuklanmasını isteyen “Özel Yetkili Savcılık” ve talebi uygun gören “Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesi” ağır vebal altındadır!.. Benden söylemesi…


Hukuk ve akıl, adli tatile çıkınca, saçma sapan ne varsa, gelip onların yerini doldurabilir!...

Nitekim İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişi’nin hazırladığı AKP’li Elazığ Belediye’sindeki ihale yolsuzlukları ile ilgili soruşturma raporu öyledir. Elazığ’daki Özel Yetkili Savcılık tarafından “yolsuzluğun kanıtı” olarak değerlendirilip, iddianame düzenlenmesinde kullanılırken; aynı rapor İstanbul’daki Özel Yetkili Savcılık tarafından, Odatv davasında, “AKP’yi yıpratmak için yapılmış terör faaliyeti” olarak değerlendiriliyor!.. Özel yetkili savcılıkların, en önemli “özelliği” de bu olsa gerekir!… Öte yandan, özel görevli mahkemelerin, gerçek anlamda bir mahkeme olmadığının, bundan daha geçerli kanıtı gösterilemez!..

Sonuç olarak denebilir ki: Asıl büyük tuzak Başbakan Erdoğan’a kurulmuştur!.. Son tutuklamayı, AB ve ABD desteklemiştir. Bu nedenle Başbakan’ın işin üzerine gitmesi çok kolay değildir. Önü daha baştan kesilmiştir!.. Başbakan’ı uyarmak benim görevim değildir elbette… Onun yeteri kadar akıl hocaları vardır. Acaba onlar, bugün yanında mıdır? Onu da birlikte yaşayıp göreceğiz!..

Kim ne derse desin, hükümet, bir kere koalisyon ortağına elini kaptırmıştır. Şimdi kolunu kurtaramıyor. Bu defaki oyun “Kol kırılır yen içinde kalır” deyimi ile izah edilecek gibi değil. Başbakan’ın kolunu omuzdan koparmaya çalışıyorlar… Kol mu güçlü, asılanlar mı? Onu da yakında göreceğiz!..


Muhalefet ne yapıyor?

Muhalefeti boş verelim artık. “İzinli muhalefet” bu kadar olur işte. CHP ve MHP her zamanki gibi hayal dünyasında geziniyorlar. En büyük düşmanımız olan ABD ve AB’nin desteği ile bir gün iktidara getirilebileceğini umuyorlar!. Ölme eşeğim ölme…

Bizim için asıl önemli olan “İki kişiden biri”dir. Onun ise durumu giderek ağırlaşıyor. Zavallı olan biten karşısında şaşırıp kalmış. Aşağı tükürse sakal, yukarısı bıyık…

En iyi seçenek tükürüğü yutmaktır tabi!.. O da öyle yapıyor!..


Av. Cemil Can

http://www.cemilcan.av.tr/s.357.htm

DİPNOTLAR:

http://yenisafak.com.tr/Politika/?t=03.01.2012&i=360222

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1225009&title=meclis-ilk-kez-bir-pkklinin-babasini-dinledi-artik-kucaklasalim

http://www.youtube.com/watch?v=xTeUy_EyOa0


Cemil Can av.cemilcan@gmail.com